Çağrı

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Ben, dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım…” demiş Sabahattin Ali. Ne de güzel demiş. Çok düşünen bir insan olmanın böyle sancılı ve yalnızlaştırıcı yanları vardır. Diyecekseniz:

– Çok düşünmek, az düşünmek mi olurmuş?

Öyle bir oluyor ki… İnsanoğlunun gamsız olamama feryadıdır bu. “Neden gamsız değilim?” diye bile oturup düşünürken bulur kendini bu kimseler. Nitekim ben de onlardan biriyim, biliyorum sen de…

Hatta bazen öyle zamanlar olur ki karşındakinin “Nereye daldın, neden sustun?” sorularına maruz kalırsınız. Ama bilmezler ki sen içinde çeşitli tartışmalara dalmış, kendinle kavgalar etmiş, hatta belki radikal kararlar bile almışsındır… İçeride rüzgar, kıyamet belki de ama dışarıya tek yansıyan, boşluğa dalmış gözler.

Bir söyler, bin düşünürüz. Evet, hep bu öğütlenmiştir fakat dijital çağda yaşıyoruz. Bin söylenip bir düşünülen bir çağda bu tarzda bir insan olmak yorucu. Dışa yapıcı, içe yıkıcı insanlarız ne yazık ki… Biliyorum, arkadaşlarını ölümüne teselli edip hayata dair motive ederken kendine en acımasız eleştirilerini yapıyorsun. Uydurduğumdan değil, kendimden biliyorum. Vallahi iflah olmayız…

Bir sorum olacak size, bize:

Bir başkasına gösterdiğimiz inceliği biraz da kendimize göstermenin vakti gelmedi mi? Biraz da kendine sadık bir dost olamaz mısın? Biliyorsun, senden bir tane daha yok. Dünyaya birkaç kez daha da gelmeyeceksin bildiğim kadarıyla.

Yeterince moralini bozdun, düşmanlık ettin kendine. Sezen Aksu bile söylemiş:

“İki gözüm seneler geçiyor… Gel barışalım artık!”

Önce kendinle barış!

Çağrı