Zafer Aydın’la Röportajımız

İşçi sınıfının tarihçisi Zafer Aydın, 15-16 Haziran Direnişi'nin belgesel gösteriminde söyleşi yapmak için geldiği Ayvalık'ta sorularımızı yanıtladı.

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye işçi mücadelesi hakkında öncü kitaplarıyla bilinen tarihçi Zafer Aydın, 15-16 Haziran Direnişi’nin yıl dönümü vesilesiyle geldiği Ayvalık’ta kendisiyle röportaj teklifimizi kabul etti.

Belgesellerinizde ele aldığınız dönemdeki işçilerde olup şimdiki işçilerde olmayan şey ne?

Öncelikle 12 Eylül ile beraber toplumun sanatla, siyasetle, edebiyatla bütün bağlantıları kesildi. 2 kanal açık hale getirildi; bunlar dincileşme ve lümpenleşme. Bu iki kanal üzerinden yaratılan kültürel iklim, kolektif davranma ve eylem  bilincinde bazı zaaflar yarattı. Ayrıca reel sosyalizmin çözülmesi ile yoğun bir  neoliberalizm saldırganlığına maruz kalındı.  Bu saldırı, işçileri ortak zeminde buluşturan, dönemin sendika ve siyaset ortamının örselenmesine yol açtı. Eşitlik, adalet, hak, emek ve sınıf gibi kavramlar, bu saldırıya ilk maruz kalanlar oldu. Bu, işçilerin birlikte hareket etmesini zorlaştırdı. Buna, üretimin, istihdamın, işçinin yapısının değişmesi gibi  başka faktörleri de ilave etmek elbette mümkün.

Fakat  şunun altını çizmek gerekir ki 60’lı yıllarda işçilerin beraber hareket etmesini sağlayan ortak çıkarlar bugün de varlığını koruyor. Önemli olan, bu çıkarlar üzerinden işçileri örgütleyecek, mobilize edecek bir iradenin ortaya çıkması. Bu irade de ancak sınıf bilinci üzerinden yükselebilir. Sınıf perspektifi üzerinden bu iradeyi oluşturmazsanız; milliyetçilik, dincilik,  bireyselcilik gibi yaklaşımlar, kimlikler  öne çıkar ve bu da işçi sınıfının parçalanmasına neden olur.

Bu arada hâlâ önemli işçi eylemleri var. 2022 yılında 1000 civarında eylem gerçekleşti. Bu çok ciddi bir rakam, ancak bu eylemleri gerçekleştiren işçiler çoğunlukla sendikasızdı. Bu şunu gösteriyor, işçilerin tepkisi kaynama noktasında. Yeter ki artık ortak paydada buluşmalarını sağlayacak iradeyi ortaya çıkaralım.

60 dediğinizde ikinci sorumun kapısı da açılmış oldu; 60’lardaki direnişleri mümkün kılan olay, 60 darbesiydi. Bu, bütün askeri müdahalelerin kötü olmadığı anlamına mı geliyor?

Tarihe herhangi bir kabalaştırma içinde yaklaşmak çok doğru değil.  Kuruluşundan itibaren Cumhuriyet’in kendine ait bir felsefesi, modernleşme projesi, sanayileşme politikası vardı. Demokrat Parti bu süreçte bir kırılmaya yol açtı.  27 Mayıs darbesi ve 61 Anayasası, cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüşü sağlamak amacıyla yapıldı.  Meclis ve Senato ile yasama organının çift yapılı hale getirilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin kurulması, üniversite özerkliğinin ve basın özgürlüğünün önünün açılması bir tür denge ve denetim mekanizmaları ile düzen ve rejim dizayn edildi.

27 Mayıs sonrasında işçilere sendika haklarının ve sosyal hakların tanınmasının, anayasal güvenceye kavuşmasının nedeni cuntanın işçileri çok sevmesi değil. Birinci neden Demokrat Parti’nin yaslandığı toprak ağalarının ve köylülerin oy potansiyeli karşısında kendisine bir müttefik arayışıdır. İkincisi Feroz Ahmad’ın deyimiyle söyleyecek olursa 1961 Anayasa’sı darbeyi yapanlardan çok Anayasa’yı hazırlayan aydınların, hukukçuların etkisidir.

Nitekim 15-16 Haziran’dan sonra, işçi sınıfının başlı başına bir güce dönüştürdüğünü gören askerler  12 Mart müdahalesi ile işçi hareketinin karşısına dikilmiştir.

Darbe konusu doğru ya da yanlış ikilemi üzerinden değerlendirilemez. Doğru olan şu ki halkın iradesine karşı yapılan  askeri ya da sivil bütün müdahaleler yanlıştır ve karşı çıkılması gerekir.

Peki işçi sınıfının şu anki önceliği ne olmalı?

Bence işçi sınıfının örgütlerinin temel önceliği sınıf bakışını yeniden oluşturmak, sınıf bilincini yeniden inşa etmek olmalı. Çünkü kimlik böler, sınıf birleştirir.  Tarihten süzülen örneklerin  apaçık gösterdiği gibi işçiler birleşirse kazanır. İşçilerin daha iyi yaşamasının, insan onuruna yakışır muamele görmesinin yolu patron ile birlikte namaz kılmaktan değil, birlikte çalıştığı arkadaşıyla kol kola girmekten geçiyor.  Bunu kavranmasını sağlayacak anlatılara, araçlara, kültürel değişim ve dönüşüme ihtiyaç var.

Utku Beycan

Zafer Aydın’la Röportajımız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir