Selim Şahan

Zamansız ölümler!

Selim Şahan

Zamansız ölümler!
Öğrencilerime, eski alışkanlık üstüne ‘zamansız ölümler’ temalı bir yazı yazınız desem sanırım şöyle bir şeyler ortaya çıkardı:
“Ölümün her türlüsü soğuktur ama sıfatı ‘zamansız’ olduğunda, bıraktığı boşluk sadece bir eksiklik değil, tamamlanmamış bir hikâyenin ağırlığı olur. Hayatın doğal ritmine aykırı düşen bu gidişler, geride kalanlar için kabulü en zor sınavdır.”
"Zamanın her şeyi iyileştirdiği söylenir. Ancak bazı vedalar, zamanın henüz hükmünün geçmediği bir boşlukta gerçekleşir. 'Zamansız ölüm' dediğimiz şey, sadece bir takvim hatası değil, ruhun henüz dünya ile işini bitirmemişken yarıda kesilen bir cümledir. Bu, doğanın düzenine karşı bir isyan değilse bile, insanın kalbindeki adalet duygusuna vurulmuş en ağır darbedir."
"Bazı insanlar hayatımızdan sessizce eksilmez; adeta bir fırtınayla sökülüp alınırlar. Yarım kalmış projeler, söylenmemiş sözler ve kursakta kalmış heveslerle dolu bir bavulu kapının eşiğinde bırakıp giderler. Zamansız ölüm, saatin pillerinin en canlı olduğu anda durması gibidir; oda hâlâ sıcak, ama zaman artık donmuştur."
"Baharda düşen yapraklar vardır; ağacın henüz yeşile doymadığı, güneşin tam tepede olduğu bir anda gelen o savruluş... Zamansız ölüm, hayat kitabının en heyecanlı yerinde sayfaların yırtılmasıdır. Okuyucu (geride kalanlar) hikâyenin sonunu asla öğrenemeyecek olmanın verdiği o derin sızıyla baş başa kalır. Geride kalan tek şey, yankısı asla dinmeyen o büyük 'keşke'dir."
Hafta başından bu yana, Ödemiş Okuma Grubu adı altında bir araya gelip ortak seçilen bir kitabın değerlendirildiği etkinlik için Ahmet Büke’nin ‘Kırmızı Buğday’ adlı kitabını bitirme telaşında idim.
Uzun kitapların ilk sayfaları insanı biraz zorlar… Kitap 500 sayfaya yakın. Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın içine girmek için zorlanmadım. İlk sayfalarından itibaren not tutarak okuduğum kitabı Ocak ayı sonuna kadar bitirmem gerekiyordu.
Emekli öğretmenlerimizden Gülay Çakar ablamızın erken gidişi, cenaze töreninin hemen üstüne Avukat Taylan Hallıoğlu’nun geçirdiği kaza sonucunda erken ölümü, beni yavaş yavaş saran ve hızlanmaya başladığım kitaptan alıkoydu.
Aynı gün, yeni çıkan “Pirgion’dan Birgi’ye” adlı kitabım da matbaadan yeni çıkmıştı. Tam sosyal medyada paylaşmaya başlamıştım ki, kaza haberi tüm ruhumu altüst etti.
Kendimi ne yeni çıkan kitabıma verebildim ne de okuduğum kitaba…
Kitabımın tanıtımını yapmak hiç içimden gelmedi…
O gece uyuyamadım desem yeridir...
Ertesi günü, sabahtan kendimi dışarı attım. Yürümek, insanın ruhunu açıyor. Kalabalıklara karışmak, eş dost ziyaret etmek… Geçmişten ve gelecekten bahsetmek…
“Ölümün her türlüsü soğuktur ama sıfatı ‘zamansız’ olduğunda, bıraktığı boşluk sadece bir eksiklik değil, tamamlanmamış bir hikâyenin ağırlığı olur.”
Sırasız ya da zamansız ölümlerle ilgili kim bilir kaç yazar kalem oynatmıştır!
Kim bilir kaç şair, ölüm üstüne kelimelerle dans etmiştir!
Kaçını okuyabildik ve kaçından haberimiz yok!
Bir soğuk rüzgâr gibi esip geçer…
Netsek neylesek giden gelmez.
Kalanlara sabır dilemekten başka…
**
Cenaze dolayısıyla Zungurlu Mezarlığı’na gittik. Epeydir gitmemiştim...
Geçtiğimiz aylarda yazdım. Çevre yolunun Garaj bağlantısının yapılamaması üstüne konuştuk yine arkadaşlarla, mezarlık yolunda.
Hem cami, hem de mezarlıktaki tören çok kalabalıktı.
Uzun konvoy nedeniyle aracımızı, mezarlığın karşı tarafındaki akaryakıt istasyonuna park etmek zorunda kaldık.
Kavşak ile mezarlık alanı arasında kalan hayvan çiftliği dikkatimi çekti.
Karşıdan karşıya geçerken kavşakta iki tur attığını söyleyen bir araç şoförü, yeni garaja nasıl girebileceğini sordu. 50 metre ilerideki garaja girebilmek için yapılması gerekeni anlatmakta zorlandık.
Sayın ilgililer! Lütfen bu konuya eğilin ve acilen bir çözüm üretin.

Yazarın Diğer Yazıları