Selim Şahan

Yayla göllerini betonla boğmak

Selim Şahan

Yayla göllerini betonla boğmak
Birkaç yıl önce bir yayla gölünün kenarında durduğunuzu hayal edin. Sislerin arasından sıyrılan puslu bir dağ zirvesi, suya yansıyan çam ağaçları, rüzgârın fısıltısı ve sadece doğaya ait o muazzam sessizlik... 
Şimdi aynı yere tekrar bakın. Muhtemelen o kartpostallık manzaranın tam ortasına, sanki bir metropolün varoşundan kopup gelmiş gibi duran, estetikten yoksun, çok katlı, soğuk ve ruhsuz betonarme bir bina dikilmiştir.
Son yıllarda "turizmi canlandırmak" ya da "gelişmişlik" adı altında dağlarımızı, yaylalarımızı ve o cennet köşesi göl kenarlarını hummalı bir inşaat faaliyetine kurban ediyoruz. Ne yazık ki doğaya yaklaşma biçimimiz, onu yaşatmak değil, üzerine beton dökerek evcilleştirmeye ve en nihayetinde tüketmeye çalışmaktan ibaret kalıyor.
BİR DOĞA KATLİAMININ ANATOMİSİ
Yaylalardaki göl kenarlarına beton binalar dikmek, sadece görsel bir kirlilik yaratmıyor; o bölgenin binlerce yılda oluşmuş hassas ekosisteminin kalbine hançer saplıyor.
Göl kenarları, sadece insanların "manzara izleyeceği" alanlar değildir. Orası endemik bitki türlerinin, kuşların, kurbağaların, böceklerin yani eşsiz bir yaban hayatının yuvasıdır. Beton, toprağın nefes almasını engeller, su kaynaklarının yönünü değiştirir ve oradaki yaşamı yavaş yavaş boğar.
Yaylalara dikilen o devasa oteller ya da lüks konutlar, beraberinde devasa bir atık problemi getirir. Kanalizasyon altyapısı olmayan dağ başlarında, bu tesislerin atıkları eninde sonunda o berrak göl sularına sızar. Bugün hayranlıkla baktığımız göller, yarın kokudan yanına yaklaşamayacağımız birer bataklığa dönüşür.
Doğada ahşap çürür, taş yosun tutar ve zamanla coğrafyaya karışır. Ancak beton öyle değildir; doğanın asla hazmedemeyeceği küstah bir kalıntıdır. Bir kez o temeli attığınızda, o coğrafyayı sonsuza dek sakatlamış olursunuz.
Sıklıkla ardına sığınılan bahane hazır: "Ama yerli ya da yabancının kalabileceği modern bir otelimiz yok! " Oysa bu çok sığ ve günübirlik bir vizyonsuzluktur. İnsanlar şehirlerin gürültüsünden, trafiğinden ve beton kulelerinden kaçıp yaylalara gidiyor. Onlara kaçtıkları şeyi, yani betonu aynı çiğlikle dağın başında sunmanın mantığı nerede?
İsviçre’nin ya da Avusturya’nın Alplerine bakın. Dağ turizminden milyarlarca para kazanıyor ama hiçbir gölün kenarında 5 katlı betonarme bir ucube göremezsiniz. (Belki kaç yer gördün de böyle yazıyorsun da diyebilirsiniz…)
Okuyorum, izliyorum…
Doğayla uyumlu, ahşap ve taş mimariyle yapılmış, doğanın içinde adeta kaybolan sürdürülebilir yapılar inşa ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki, doğayı yok ederseniz, turisti çekecek bir şeyiniz kalmaz.
Unutmayalım: Doğa bize miras değil, sonraki nesillerden ödünç aldığımız bir emanettir.
Yaylalarımız ve göllerimiz, üç beş müteahhidin kâr hırsına ya da yerel yöneticilerin vizyonsuz bir "modernleşme" anlayışına feda edilemeyecek kadar değerlidir. Eğer bugün sesimizi çıkarmaz, o beton mikserlerinin dağ yollarını aşarak göl kıyılarına ulaşmasına göz yumarsak; yarın çocuklarımıza bırakacağımız tek şey, grinin istilasına uğramış, ruhu çekilmiş çorak manzaralar olacaktır.
Hâlâ vakit varken durmalı, durdurmalıyız. Çünkü yaylalar özgürdür, göller berraktır ve öyle kalmalıdır; betonun karanlığına gömülmeden...
Not: Bu yazı Ege’nin Abantı olarak da adlandırılan Gölcük’te dikilen yarım kalmış katlı otel için yazılmamıştır… 
Hayır, yazılmıştır… Trabzon’daki Uzun Göl’ü günah keçisi ya da şamar oğlanı yapmayalım!
Kim suçlu ise… Yapan da yaptıran da ben dahil seyirci kalan da suçludur.
Bana kalırsa…
Evet, bana kalırsa o ucube bina yıkılmalı, göl nefes almalı; özellikle göle fotoğrafçı gözü ile bakan tüm vatandaşlara “İyi ki yıkıldı!” dedirtmelidir.
**
Trabzon'un Çaykara ilçesinde yer alan ve bir zamanlar Doğu Karadeniz'in "saklı cenneti" olarak anılan Uzungöl, ne yazık ki kontrolsüz turizm ve plansız yapılaşmanın olumsuz sonuçlarını en ağır şekilde hisseden bölgelerimizden biridir.
Uzmanların belirttiğine göre Uzungöl'deki plansız büyüme, "altın yumurtlayan tavuğu kesmek" deyimiyle birebir örtüşüyor. 
“Doğal güzelliği için tercih edilen bir yerin, bizzat o güzelliği yok edecek şekilde betonlaştırılması hem çevreye hem de bölgenin uzun vadeli turizm geleceğine büyük zarar veriyor!”

Yazarın Diğer Yazıları

Marka Flower Çiçekçi