Tetikte bekleyenler!..
Selim Şahan
Tetikte bekleyenler!..
Hoşgörünün bittiği yerde başlayan dijital ve sosyal cinnet deyince çevrenizdeki insanlar aklınıza geliyor mu?
Bagajında ya da heybesinde kurşun biriktirip ilk fırsatta tetiğe basanlar…
Son zamanlarda sokakta yürürken, sosyal medyada kaydırırken ya da bir kahve kuyruğunda beklerken size de öyle geliyor mu? Sanki etrafımız, emniyeti açık, namluya mermi sürülmüş ve ateş etmek için en ufak bir rüzgâr bekleyen insanlarla dolu. Hemen her fırsatta elleri tetikte bekliyormuş gibi, en ufak bir farklı sese, ufak bir hataya ya da sıradan bir fikir ayrılığına tahammülü olmayan, adeta tartışmaya programlanmış bir ‘hoşgörüsüzler ordusu’ türemedi mi?
Eskiden ‘Alttan almak’, ‘Görmezden gelmek’ ya da ‘Anlayış göstermek’ gibi toplumsal çimentolarımız vardı. Şimdilerde ise bu kavramlar birer zayıflık belirtisi gibi algılanıyor. Herkes kendi doğrularının mutlak hakimi, kendi mahallesinin en sert bekçisi pozisyonunda sanki!
İNFİLAK ETMEK İÇİN BAHANE ARAYANLAR!
Bu kitleyi tanımak hiç zor değil. Onlar için konunun ne olduğunun hiçbir önemi yok.
TRAFİKTE: Önündeki araç yeşil ışık yandıktan 2-3 saniye sonra hareket etmedi mi? Kornaya basışındaki o öfke, sadece bir gecikmeye değil, hayatın tüm haksızlıklarına verilmiş bir tepki gibidir.
SOSYAL MEDYADA: Masum bir kedi videosunun altına bile "Siz burada kedi seversiniz ama şuradaki haksızlığı görmezsiniz!" yazarak kavga çıkaracak bir damar bulurlar.
GÜNDELİK İLİŞKİLERDE: Kurduğunuz tek bir kelimeyi cımbızla çeker, niyetinizi sorgular ve sizi anında ‘öteki’ ilan edip infaz ederler.
Bu insanlar aslında bir fikri savunmuyorlar; onlar, içlerinde biriken ve kaynağı muhtemelen bambaşka olan o devasa öfkeyi kusacak bir meşru zemin arıyorlar. Tartışmak, onlar için bir fikir alışverişi değil, bir imha süreci.
Hoşgörüsüzlük neden yeni normalimiz oldu?
Peki, ne ara bu kadar tahammülsüz, bu kadar kırılgan ama bir o kadar da saldırgan olduk?
YANKI ODALARI VE DİJİTAL KONFOR:
Sosyal medya algoritmaları bize sürekli bizim gibi düşünenleri gösteriyor. Kendimizle aynı fikirde olan binlerce insanı gördükçe, kendi doğrumuzu tek gerçek sanıyoruz. Farklı bir ses duyduğumuzda ise bunu bir ‘görüş ayrılığı’ değil, hanemize yapılmış bir ‘saldırı’ olarak algılıyoruz.
Ayrıca hayatın getirdiği ekonomik, psikolojik ve sosyolojik yükler, insanları sürekli bir ‘savaş ya da kaç’ modunda tutuyor. Sürekli savunmada olan insan ise ilk hamleyi her zaman karşı taraftan bekler ve hayatta kalmak için ilk ateşi kendisi açmak ister. İşte bu yüzden eller hep tetikte.
ÖNCE KENDİMİZDEN!
Bir toplumun bir arada yaşayabilmesini sağlayan şey, herkesin aynı fikirde olması değildir. Bir arada yaşamayı mümkün kılan tek şey, farklılıklara rağmen birbirimizin alanına ve varlığına tahammül edebilme becerisidir.
Her an kavga etmeye hazır bu insanlara verilebilecek en güzel cevap, onların o hoyrat enerjisine dahil olmamaktır. Çünkü öfke de hoşgörüsüzlük de bulaşıcıdır. Birisi size tetiği çektiğinde, siz de silahınıza sarılırsanız, o hiç bitmeyen kör dövüşünün bir parçası olursunuz.
Haklı çıkmanın, birini alt etmenin veya had bildirme arzusunun bizi esir almasına izin vermeyelim. Tetikte bekleyenlerin dünyasında, "Anlıyorum ama katılmıyorum" diyebilmek ve gülümseyip geçebilmek, yapılabilecek en devrimci eylemdir.
Unutmayalım; hayat, sürekli birilerini vurmak için pusuda beklenecek kadar uzun bir cephe değil.