Selim Şahan

Tarım alanlarımız ve ormanlarımız talan ediliyor!

Selim Şahan

Tarım alanlarımız ve ormanlarımız talan ediliyor!
Van Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, 2026 yılının Nisan ayı başında yaptığı bir açıklama ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) ihalelerine dikkati çekerek, "Sadece ilk 7 günde 34 ilde, 146 ruhsat sahası, 162 bin hektardan fazla alan şirketlere devredildi. Sadece bir haftada Yalova’nın iki katından fazla alan satıldı. Hiç kimsenin bu ülkenin insanını, doğduğu, büyüdüğü, ekmeğini kazandığı topraklardan koparmaya hakkı yok" dedi.
Yine Nisan ayı başındaki yayınlarda, Küçükmenderes havzasının da maden tehdidi ile karşı karşıya kaldığını belirten haberler çıktı:
“İzmir’de tarım arazilerini de kapsayan devasa maden sahası, 45 milyon TL bedelle Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’a devredildi. Küçük Menderes Havzası içinde yaklaşık 18 bin dönümlük sahada metalik madencilik yapılacak.”
“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG), 21 Ocak’ta ihaleye çıkardığı maden sahalarının ihale sonuçlarını kamuoyuna duyurmaya devam ediyor. Son olarak İzmir’in Ödemiş ilçesinde yer alan devasa maden sahası, 45 milyon TL karşılığında Cengiz Holding bünyesindeki Eti Bakır’a adeta teslim edildi.”
“DAVA AÇACAĞIZ”
Bölgede uzun süredir maden şirketlerine direnen Koza Derneği ve Küçük Menderes Direniyor İnisiyatifi ruhsat iptaline ilişkin dava açacaklarını duyurdu.
Küçük Menderes Direniyor İnisiyatifi Yürütme Kurulu’ndan Begüm Çınar, BirGün’e yaptığı açıklamada, “2010’lu yıllarda da buraya göz dikilmişti. Ancak maden şirketleri püskürtüldü mücadeleyle. Elbette bu tekrar gelmeyecekleri anlamına gelmiyordu. Artık yasaların tamamen talana açık hale gelmesinden kaynaklı çok rahat hareket etme şansları var. Ancak mücadeleyi bırakmayacağız. Dava açacağız” dedi.
Bölgenin tarımsal üretim açısından büyük öneme sahip olduğunu hatırlatan Çınar, şu çağrıda bulundu: “Burası tamamen yaşayan bir coğrafya. Biz şehirdeki insanların burada fiziki olarak da gelip bize ve mücadeleye destek vermesini bekliyoruz.”
“İTİRAZ EDECEĞİZ”
Koza Derneği Başkanı Selahattin Bağlı ise, “Sürece dair tüm hukuki haklarımızı kullanacağız. Buradaki yaşamı bitirecek tüm projelerin karşısında durmaya devam edeceğiz. Bozdağ’a yaslanan alandaki tatlı su kaynaklarına dikkat çekmek istiyoruz. Bunların hem bölgedeki tarım hem de su kaynakları üzerindeki olumsuz sonuçlarını biliyoruz. Gerekli itirazları yapacağız” dedi.
* ALTIN MADENLERİNİN BÖLGEYE VERDİĞİ ZARARLAR NELERDİR?
Altın madenciliği, özellikle siyanür kullanımı ve devasa ölçekli toprak hareketi nedeniyle çevrede ve tarım arazilerinde kalıcı hasarlar bırakabilen yıkıcı bir endüstridir. 1 gram altın üretmek için ortalama 250 kg ile 3 ton arasında toprağın işlenmesi gerekmektedir.
SU KİRLİLİĞİ: Altın ayrıştırma sürecinde kullanılan siyanür ve cıva gibi zehirli kimyasallar, sızıntı veya kaza durumunda içme suyu kaynaklarını ve yer altı sularını zehirler.
ASİT YAYILIMI: Kazılan kayaların hava ve suyla teması sonucu ortaya çıkan sülfürik asit, ağır metalleri (arsenik, kadmiyum) çözerek nehirlere karışır ve ekosistemi yok eder.
HAVA KİRLİLİĞİ: Patlatmalar ve ağır iş makineleri nedeniyle oluşan toz ve egzoz gazları hava kalitesini bozar; asit yağmurlarına yol açarak uzun vadede toprağı ve bitki örtüsünü etkiler.
ÜRÜN KAYBI: Geniş alanlardaki ormanların ve bitki örtüsünün tıraşlanması, yaban hayatı yaşam alanlarının parçalanmasına ve türlerin yok olmasına neden olur.
TOPRAK VERİMLİLİĞİNİN KAYBI: Açık ocak işletmeciliği ve hafriyatlar toprağın fiziksel yapısını bozarak erozyona ve çoraklaşmaya yol açar.
TARIMSAL VERİM DÜŞÜŞÜ: Maden ocaklarının açtığı derin yarmalar toprak suyunun buharlaşmasına neden olur. Bu durum, komşu arazilerdeki ağaçlarda kurumalara ve meyve boyutlarında küçülmeye (örneğin zeytin ağaçlarında) sebebiyet verir.
AĞIR METAL BİRİKİMİ: Toprağa sızan ağır metaller bitkiler tarafından emilerek gıda zincirine karışır. Bu durum hem ürünün pazar değerini düşürür hem de insan sağlığı için risk oluşturur.
SU KAYNAKLARININ TÜKENMESİ: Madenlerin yeraltı sularını aşırı tüketmesi, çiftçilerin sulama yapmak için kullandığı kuyuların kurumasına neden olabilir.
MADEN KAZALARI: Maden kazalarının yarattığı ani tahribatlar (örneğin İliç'teki toprak kayması gibi) milyonlarca metreküp zehirli toprağın geniş alanlara yayılmasına neden olarak tarımı imkansız hale getirebilir.
* ALTIN MADENCİLİĞİNİN ÇEVRESEL ETKİLERİ
Çoğu kaçak, kaçak altının nereden geldiği veya nasıl çıkarıldığı bilinmiyor. Altın madenciliği, dünyanın en yıkıcı endüstrilerinden biridir. Toplulukları yerinden çıkabilir, içme suyunu kirletebilir, işçiye zarar verebilir ve el değmemiş çevreleri yok edebilir. Suyu ve havayı civa ve siyanürle kirleterek insanları ve ekosistemlerin korunmasını sağlar. Sadece bir alyans için altın üretimi bile 20 ton atık üretiyor.
Dünya çapındaki madencilik şirketleri düzenli olarak nehirlere, göllere, derelere ve okyanuslara depolanan atıklar döküyor; Araştırmalarımız yıllık 180 milyon ton bu türün döküldüğünü gösteriyor. Ancak dökmeler bile, maden atıklarını tutan atık barajları gibi altyapıların arızalanması durumunda bu genellikle su yollarını kirletiyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na (UNEP) göre bugüne kadar 221'den fazla büyük atık barajı felaketi yaşandı. Bu felaketler dünya çapında herkesin ölümüne, binlerce insanın yerinden ve her insanın içme suyunun parçacıklarına neden oldu.
Bu durumda sonuçta zarar görüyoruz; içme suyunun kirlenmesinin yanı sıra, asit maden drenajının yan ürünleri sıralı olan civa ve ağır metaller gıda zincirine karışarak nesiller boyunca insanlar ve hayvanlar boyunca hastalanıyor.
* ALTIN MADENLERİNİN ZEYTİN VE İNCİR GİBİ MEYVE AĞAÇLARINA ZARARLARI
Özellikle Ege Bölgesi gibi tarımsal zenginliğin yüksek olduğu yerlerde, altın madenciliği faaliyetleri zeytin ve incir ağaçları üzerinde hem fiziksel hem de biyokimyasal düzeyde ciddi riskler oluşturur.
Bu etkileri birkaç temel başlıkta toplayabiliriz:
1. Tozlanma ve Fotosentez Engeli
Açık ocak işletmelerinde yapılan patlatmalar, kazılar ve dev kamyonların sevkiyatı sırasında yoğun miktarda toz açığa çıkar.
ZEYTİN ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: Zeytin yaprakları tüylü ve yağlı bir yapıya sahip olduğu için tozu üzerine çeker. Yaprak gözeneklerinin (stoma) tozla kapanması, ağacın nefes almasını ve fotosentez yapmasını engeller. Bu durum çiçek dökümüne, meyve tutumunun azalmasına ve yağ kalitesinin düşmesine neden olur.
İNCİR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: İncir, yapısı gereği dış etkenlere karşı çok hassastır. Toz tabakası, incirin olgunlaşma sürecindeki şeker dengesini bozar ve meyvenin kalitesini doğrudan etkileyerek pazar değerini düşürür.
2. Yer Altı Sularının Rejimi ve Kirlilik
Altın madenciliği devasa miktarda su tüketir ve derin kazılar yer altı su tablolarının yönünü değiştirebilir. Maden ocağının derinleşmesi, çevredeki tarım arazilerinin beslendiği yer altı sularının daha derine kaçmasına neden olabilir. Bu durum, özellikle derin köklü olmayan veya su stresi yaşayan ağaçlarda kurumalara yol açar.
Kazılan kayaların hava ve suyla teması sonucu ortaya çıkan asidik sular, toprağa karışarak ağaçların kök yapısına zarar verebilir ve topraktaki mineral dengesini bozar.
3. Kimyasal Riskler ve Ağır Metaller
Altın ayrıştırmada kullanılan siyanür ve ortaya çıkan ağır metaller (arsenyum, kurşun, civa vb.), sızıntı veya kaza durumunda toprağa sirayet eder.
Gıda Güvenliği: Zeytin ve incir, topraktaki maddeleri bünyesine alan ağaçlardır. Ağır metallerin bu meyvelere geçmesi, "organik" veya "doğal" ürün kimliğini yok eder.
Ekosistem Kaybı: Özellikle incirin tozlaşmasını sağlayan "ilek arısı" gibi hassas canlılar, kimyasal değişimlerden ve hava kirliliğinden etkilenerek bölgeyi terk edebilir veya ölebilir. Bu da incir üretiminin tamamen durması anlamına gelir.
4. Yasal Koruma: Zeytincilik Kanunu
Türkiye'de 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, zeytinlik sahalarına 3 kilometre mesafede zeytinliklerin gelişmesine engel olacak toz ve duman çıkaran tesislerin kurulmasını yasaklamaktadır. Bu madde, maden projelerine karşı tarım alanlarını savunan en güçlü hukuki dayanaktır.
Özetle: Altın madenleri sadece ağacı keserek değil; havayı tozla, toprağı kimyasalla ve suyu belirsizlikle doldurarak zeytin ve incir gibi bölgeyle özdeşleşmiş değerlerin verimini ve neslini tehdit eder.
* ALTIN MADENLERİ VE DEVASA ÇUKURLAR
Altın madenciliğinde, özellikle modern işletmelerde görülen devasa çukurların açılmasının temel nedeni, altının doğada bulunma şekli ve ekonomik verimlilikle ilgilidir. Bu yöntem literatürde AÇIK OCAK MADENCİLİĞİ olarak adlandırılır.
İşte bu büyük çukurların açılma nedenleri:
1. Eskiden altın, kuvars damarlarında veya akarsu yataklarında yüksek yoğunlukta (parça altın şeklinde) bulunabiliyordu. Ancak günümüzde bu tür zengin yataklar oldukça azaldı. Modern madenlerde altın, tonlarca toprak ve kaya içerisine mikroskobik düzeyde yayılmış haldedir.
Bir ton topraktan sadece 1-2 gram altın elde edilebildiği durumlar yaygındır.
Bu kadar küçük miktardaki altını "yakalamak" için, yerin altındaki devasa miktarda toprağın yerinden çıkarılıp işlenmesi gerekir.
2. Eğer altın cevheri yüzeye yakınsa, yerin altına tüneller kazarak ilerlemek (kapalı ocak madenciliği) hem çok daha pahalı hem de tehlikelidir.
Maliyet: Açık ocak yönteminde devasa kamyonlar ve iş makineleri kullanılarak birim zamanda çok daha fazla toprak taşınabilir. Bu, düşük altın oranına sahip cevherin kâr getirmesini sağlar.
Güvenlik: Tünel kazmak; çökme, gaz sıkışması veya havalandırma gibi büyük riskler taşır. Geniş bir çukur açmak, iş güvenliği açısından yönetilmesi daha kolay bir süreçtir.
3. Altın cevheri her zaman ince bir hat üzerinde ilerlemez; bazen "porfiri" denilen geniş alanlara yayılmış bloklar halindedir. Bu geniş kütleyi bütünüyle alabilmek için yukarıdan aşağıya doğru basamaklar (kademe) oluşturularak geniş bir çukur kazılır.
Bu çukurlar rastgele kazılmaz. Kenarlarda gördüğünüz o dev merdiven benzeri yapılara kademe denir. Kademeler, kamyonların aşağı inebilmesi için yol oluşturur.
Çukurun dik duvarlarının çökmesini önlemek için belirli bir açıyla kazılması gerekir. Çukur derinleştikçe, güvenliği sağlamak için üst kısmın daha da genişletilmesi zorunludur; bu da devasa görüntüye yol açar.
Bu çukurlar açılırken sadece altınlı toprak değil, "pasa" denilen ekonomik değeri olmayan devasa miktarda kaya da yerinden edilir. Bu süreç yerel ekosistemi, yer altı su tablolarını ve arazi yapısını kalıcı olarak değiştirir. Madencilik faaliyeti bittiğinde bu alanların yeniden doğaya kazandırılması (rehabilitasyon) yasal bir zorunluluktur, ancak ekosistemin eski haline dönmesi on yıllar alabilir.
* MADEN SAHASI İÇİNDE KALAN KÖYLERE NE OLUR?
Altın madeni sahası içinde kalan köylerde, arama ve işletme aşamalarına bağlı olarak mülkiyet ve yaşam düzeninde köklü değişiklikler yaşanabilir. Süreç genellikle arazilerin el değiştirmesi ve yerleşim yerlerinin taşınması riskini beraberinde getirir.
Mülkiyet Değişikliği ve Satın Alma: Maden şirketi, cevher çıkarılacak alan üzerindeki özel mülkleri (tarla, bahçe, arsa) güncel değerler üzerinden sulh yoluyla (anlaşarak) satın alma yoluna gidebilir.
ACELE KAMULAŞTIRMA:
Anlaşma sağlanamaması durumunda, "kamu yararı" gerekçesiyle devlet tarafından acele kamulaştırma kararı alınabilir. Bu durumda mülkiyet bedeli ödenerek zorunlu olarak devlete veya işletmeciye geçer.
KÖYÜN TAŞINMASI VE İSKAN:
Maden ocağının tam üzerinde kalan veya güvenlik/sağlık koruma bandı nedeniyle yaşanamaz hale gelen köylerin tamamen başka bir bölgeye nakledilmesi (sürgün/iskan) gündeme gelebilir.
TARIM VE HAYVANCILIĞIN KISITLANMASI:
Köy fiziksel olarak taşınmasa bile, mera ve orman alanlarının maden sahasına dâhil edilmesiyle köylülerin atalarından kalan üretim alanları ellerinden alınabilir.
* ALTIN MADENCİLİİNDE YERLİ İŞÇİ
Altın madenciliğinde yerli işçi oranları, madenin bulunduğu bölgedeki halkın toplumsal kabulün sağlanması açısından kritik bir göstergedir. Türkiye'deki mevcut verilere ve sektörel uygulamalara göre bu tabloyu şöyle özetleyebiliriz:
Altın Madencileri Derneği'nin verilerine göre, Türkiye'deki altın madenlerinde yaklaşık 15.000 ile 18.000 arasında doğrudan çalışan bulunmaktadır. Yerel istihdam politikaları madenden madene değişse de genel eğilim şöyledir:
İşletmeler, operasyonel maliyetleri düşürmek ve çevre köylerle iyi ilişkiler kurmak amacıyla çevre köylerden vasıfsız veya yarı vasıflı işgücü temin etme yoluna giderler.
Mühendislik ve yönetim kademelerinde yerellik oranı daha düşüktür; ancak son yıllarda bölge üniversitelerinden mezun olanların istihdamına öncelik verilmektedir.
İşletmeler yerli halkın sempatisini kazanmak için yemek hizmetleri, personel taşımacılığı, güvenlik, basit inşaat işleri ve akaryakıt alımlarını genellikle bölgedeki esnaf ve kooperatiflerden sağlamaya çalışırlar.
Yerel istihdam maden şirketleri için bir tür "SOSYAL ONAY" aracıdır.
Ancak bu istihdam madenin ömrüyle sınırlıdır (Bu da genellikle 10-25 yıldır). Maden kapandıktan sonra çalışanlar kendi kaderlerine terk edilirken, bölgede açılan devasa çukurlar terk edilip gidilir.
Yani şirketler cevheri, bölge halkı da posayı alır. Madenin olumsuz etkileri de 10 yıllar boyunca ortadan kalkmaz.
* YASAL İZİNLER VE İTİRAZ HAKLARI:
İşletme faaliyetlerinin başlayabilmesi için ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) kararı ve mülkiyet izinleri (orman, mera, hazine izinleri) zorunludur. Köylüler ve yerel halk, bu izin süreçlerine ve kamulaştırma kararlarına karşı bölge idare mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir.
HANGİ HAKLARA SAHİPSİNİZ?
Kamulaştırma Bedeli: Taşınmazınızın güncel piyasa değeri üzerinden bedel talep edebilirsiniz.
İptal Davaları: "ÇED Olumlu" kararlarına veya acele kamulaştırma kararlarına karşı hukuki süreç başlatabilirsiniz.
Bilgi Edinme: Tapu sicilindeki şerhleri kontrol ederek araziniz üzerindeki kısıtlamaları öğrenebilirsiniz.

Yazarın Diğer Yazıları

Marka Flower Çiçekçi