Sağcılık, solculuk; çökme ve çullanma!
Türkiye Diyanet Vakfı’nın yayınladığı ‘İslâm Ansiklopedisi’ ganimet ile ilgili şunları söylüyor:
"Tarihten bu yana ganimet kültürü, savaş veya çatışma yoluyla düşmandan ele geçirilen taşınabilir mallar, topraklar ve esirlerin paylaşımı üzerine kurulu bir ekonomik/askeri sistemdir. Üretmeden zenginleşme, kısa sürede ganimetle refaha ulaşma arzusu olan bu zihniyet, İslam hukukunda devlet kontrolünde taksim edilen bir 'beşte bir' oranıyla disipline edilmiştir."
"Gani (bol/zengin) kelimesinden türeyen ganimet, fıkıhta savaşanların düşmandan aldığı silah, binek, mal ve esirleri (kadın/erkek) kapsar. Savaşılmadan alınan mallara ise 'fey' denir."
Tarih boyunca ganimet kültürü, savaşların ekonomik motoru ve orduların motivasyon kaynağı olarak merkezi bir rol oynamıştır. Basitçe ifade etmek gerekirse ganimet; savaş sırasında mağlup edilen taraftan ele geçirilen taşınır mallar, değerli eşyalar, silahlar ve esirleri kapsar.
Antik (Sümer, Mısır, Roma, Yunan) dünyadan bu yana devam ede gelen savaş ve ganimet olgusu bir varoluş mücadelesi olduğu kadar bir zenginleşme aracı olmuş.
Romalı komutanlar için ganimet, ‘Zafer Alayı’ düzenlemenin ön koşulu imiş. Ele geçirilen hazineler Roma hazinesine aktarılır, bir kısmı askerlere dağıtılır, esirler ise köleleştirilerek imparatorluğun iş gücünü oluştururmuş.
Kuşatılan bir şehir teslim olmaz ve zorla alınırsa, askerlere genellikle üç gün boyunca şehri yağmalama hakkı verilirmiş.
İslamiyet ile birlikte ganimet kavramı hukuki bir çerçeveye oturtulmuş. Kur'an-ı Kerim'deki Enfal Suresi ile ganimetin paylaşımı kurala bağlanmış:
Ganimetin beşte dördü savaşa katılan askerlere dağıtılırken, beşte biri devlet hazinesine (Beytülmal) devredilirmiş. Bu sistem, hem ordunun lojistik ihtiyacını karşılar hem de sosyal yardımlar için kaynak oluştururmuş.
Türk-Moğol bozkır kültüründe ise ganimet, ‘yağma’ ve ‘toy’ geleneği ile iç içe olmuş.
Hakanlar, kazandıkları başarıları tebaasına zenginlik dağıtarak (şölenler ve ganimet paylaşımları) meşrulaştırırmış. Haçlı seferleri sırasında da hem Doğu hem Batı orduları için ganimet, dini motivasyonun yanında en büyük dünyevi itici güç olmuş.
Osmanlı'da da ganimet, devletin büyüme stratejisinin parçası olmuş.
Savaş esirlerinin beşte birinin asker yapılması (Yeniçeri Ocağı'nın temeli) bu kültürün kurumsallaşmış bir sonucudur.
Uç beyliklerinde akıncıların temel geçim kaynağı ganimet olmuş. Bu da sınırların sürekli genişlemesini teşvik ediyormuş.
Peki modern dönemde sona ermiş mi?
19. yüzyıldan itibaren uluslararası hukuk (Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri), ganimet kültürünü kökten değiştirmiş.
Günümüzde sivil halkın malının yağmalanması, kültürel varlıkların çalınması ve esirlerin köleleştirilmesi savaş suçu kabul edilmiş.
Özetle; ganimet kültürü tarihsel süreçte devletlerin hazinesini dolduran, orduları motive eden ve toplumların refah seviyesini doğrudan etkileyen bir ekonomik sistem olarak işlemiş; ancak modern dünyada yerini diplomatik ve hukuki sınırlamalara bırakmıştır.
En günümüze geldiğimizde ise ormanlarımızın meralarımızın ve tarım alanlarımızın talan edildiğini görüyoruz.
‘Ganimetten talana’ yerine ‘çökmeden çullanmaya’ mı desek daha doğru olur bilmiyorum!
Tarih boyunca talan kültürünü günümüzde sağcılık ve solculuk kavramları açısından değerlendirildiğinde sağ ve sol kelimelerinin yetersiz kaldığını görüyoruz.
Çökme ve çullanmadan yana mısın?
Talan ve ganimet kültürünü onaylıyor musun?
Ormanlara çökülüyorken ne yapıyorsun?
Irmakların önü çeliniyorken ses çıkarıyor musun?
Emekçinin hakkı verilmezken susuyor musun?
Sağcı ne yapar solcu ne yapar?
Muhafazakâr ne yapar milliyetçi ne yapar?
Şimdi kısaca özetleyelim:
Emekten yana mısın sermayeden yana mı?
Tüm halkın ortak malına çökülüyorken sen neredesin?