Kentlerin gizli motoru
Selim Şahan
Kentlerin gizli motoru
Gündelik hayatın koşuşturmacasında çoğumuz önünden geçer, tabelasını görürüz ama ne işe yaradığını pek düşünmeyiz. Sözünü edeceğim kurum, benim de iki dönem yürütme kurulu üyeliği yaptığım yerel demokrasinin adeta ‘gizli motoru’ olması gereken Kent Konseyleri.
Geçtiğimiz çarşamba günü Ödemiş Kent Konseyi'nin ikinci dönemi için genel kurulu vardı. Her belediye başkanlığı döneminin 2+3 yılına denk gelecek şekilde yapılan seçimli genel kurullarda, kentin geleceği açısından fikir üretecek üyeler seçilir. Tabii önce aday olmak gerekir.
Genel kurula, konseye üye aktif kurumların temsilcileri katılır.
**
Eğitim Sen Ödemiş ilçe temsilciliği adına katıldığım çarşamba günkü seçimli genel kurul, önceki dönemlere göre biraz heyecansızdı desem yeridir. Her zamanki gibi iki grup vardı ve bu iki grup genel anlamda Türkiye’nin hemen her yerindeki kent konseyi seçimlerinde aday çıkaran iki gruptur.
5393 sayılı Belediye Kanunu ile hayatımıza giren bu yapılar, kâğıt üzerinde katılımcı demokrasinin zirvesi gibi görünse de uygulamada çoğunlukla yerel iktidardaki belediye başkanlarının gölgesinde bir varoluş mücadelesi verir.
30 yıldır Ödemiş’te öğretmenlik yapıyorum. Yerel Gündem 21’den Kent Konseylerine evrilen süreçte, hemen her seçimi yakından takip ettim. Münir Bezmez, Mehmet Eriş, Mahmut Badem, Bekir Keskin ve Mustafa Turan dönemlerinde, ‘ilk dönemler’ hariç ‘istisnasız’ bütün başkanlar yeni seçilecek yürütme kurullarının oluşumunda etkin görev almışlardır.
Kent Konseyleri ile ilgili daha önceleri çok sayıda yazı yazdım ama sanıyorum ‘kendi dönemimizdeki tartışmalar dışında’ kimseyi incitecek ve suçlayacak yazılar yazmadım.
Gelin, vitrindeki süslü cümleleri bir kenara bırakıp kent konseylerinin ne olduğuna, nasıl çalıştığına ve en önemlisi başkanlarla olan o ‘bıçak sırtı’ ilişkisine özet bir bakış atalım.
"BEN DEĞİL, BİZ" DİYEBİLMEK
Kent konseylerinin varlık sebebi aslında çok asil bir fikre dayanıyor: Kentdaşlık hukuku. Amaç; bir şehrin sadece belediye başkanı ve meclis üyeleri tarafından değil, o şehirde yaşayan herkes tarafından yönetilmesini sağlamak.
Ortak Akıl: Sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, odaları, muhtarları ve dezavantajlı grupları aynı masada toplamak.
Sürdürülebilir Kalkınma: Kentin geleceğini planlarken çevre, kültür ve sosyal adalet dengesini korumak.
HESAP VERİLEBİLİRLİK:
Yönetenlerle yönetilenler arasında şeffaf bir köprü kurmak.
Kısacası; "Bizim mahallede neye ihtiyaç var?" sorusunun cevabını, yukarıdan bir talimatla değil, mahallelinin bizzat kendisinden alarak belediye meclisine iletme misyonudur bu.
Kent konseyleri hiyerarşik, bürokratik yapılar değildir; olmamalıdır. Çalışma yöntemleri esneklik ve gönüllülük esasına dayanır. Çalışmalar gönüllülük temelinde yürütülür ve başkan dahil yürütme kurulu üyeleri yaptıkları işlerden dolayı maaş ya da oturum parası almazlar.
Genel Kurul, konseyin en yetkili organıdır. Şehrin tüm dinamiklerinin temsilcileri burada yer alır.
Yürütme Kurulu, genel kurulda alınan kararları olgunlaştıran ve takibini yapan mutfaktır.
Meclisler ve Çalışma Grupları da ‘kadın meclisi, gençlik meclisi, engelli meclisi’ gibi yapılarla doğrudan sahanın nabzı tutulur. Depremden imara, sokak hayvanlarından bisiklet yollarına kadar her alanda çalışma grupları kurulabilir.
Burada üretilen fikirler, hazırlanan raporlar tavsiye kararı niteliğindedir ve yasa gereği belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınmak zorundadır. (Tabii gündeme alınması, kabul edileceği anlamına gelmez; işin püf noktası da burasıdır).
Kent konseyi başkanlığı ve yürütme kurulu seçimleri, yerel seçimlerden hemen sonraki birkaç ay içinde yapılır.
Genel kurullar, siyasi partilerin üstü örtülü bir şekilde yarıştığı değil, kentin kanaat önderlerinin seçildiği bir süreç olmalıdır. Ancak uygulamada durum her zaman böyle olmuyor. Kent konseyi genel kurulunu oluşturan delegelerin (muhtarlar, STK temsilcileri vb.) yapısı, seçimlerin rengini doğrudan belirliyor. Güçlü bir kent konseyi başkanı, güçlü bir yürütme kurulu ile biraraya geldiğinde şehirde ciddi bir kamuoyu gücü elde ettiği için, bu seçimler bazen yerel siyasetin arka bahçesi haline gelebiliyor.
İşte burada madalyonun en kritik yüzü yer alır... Bence bir kent konseyinin ne kadar başarılı olacağı, o şehrin belediye başkanının vizyonu ve demokrasi hazmı ile doğrudan orantılıdır. Bir de Kent Konseyi'nde yer alan üyelerin donanımlarına bağlıdır.
Neden mi?
BÜTÇE VE LOJİSTİK ÇIKMAZI:
Yasaya göre kent konseylerinin kendilerine ait bağımsız bir bütçesi yoktur. Ödenekleri, personeli, fiziki binaları ve hatta toplantıdaki çay-kahve masrafları bile (bizim dönemde kendi cebimizden karşılasak da) belediye tarafından karşılanır. Bu durum, iki farklı belediye başkanı-kent konseyi modeli doğurur
Kent Konseyi ‘Noter’ gibi çalışırsa üyeler “Aman başım ağrımasın, muhalif ses çıkmasın" der; pasif, sadece törenlerde görünen işlevsiz bir yapı haline gelirler.
Eğer belediye başkanı, kent konseyini kendisine bağlı bir ‘halkla ilişkiler müdürlüğü’ gibi görürse, o konseyden kente bir hayır gelmez. Aksine, konseyi kendisini denetleyen, eksiklerini söyleyen dostane bir ‘ayna’ olarak konumlandırırsa, o şehirde gerçek bir yerel değişim başlar.
Uzatmadan özetleyecek olursak, kent konseyleri ne belediyenin bir dairesidir ne de belediyeye karşı savaş açmış bir muhalefet odağıdır. Onlar, şehrin vicdanıdır.
Bir kentin belediye başkanı ne kadar güçlü olursa olsun, "En doğruyu ben bilirim" kibrine kapıldığı an kaybetmeye başlar. Kent konseylerini işlevsel kılmak, onlara sadece bütçe değil, bağımsız hareket edebilecekleri bir alan tanımak hem belediye başkanlarının yükünü hafifletir hem de şehri "yaşanabilir" kılar.
Unutmayalım; bir şehri güzelleştiren sadece parklar değil, o parkların nereye yapılacağına birlikte karar verebilme kültürüdür.