Selim Şahan

'Evet, çukurlar varmış!'

Selim Şahan

“Evet, çukurlar varmış!”
Öğretmenin sesine, perdeleri sonuna kadar açılmış pencerelerden giren ilkbahar güneşinin tembelliği karışıyordu. Tahtada büyük harflerle "Varlıklara Verilişlerine Göre İsimler" yazılıydı.
Öğretmen, elindeki kalemi bırakıp sınıfa döndüğünde tuhaf bir sessizlikle karşılaştı. Normalde can kulağıyla dinlemesi gereken arka sıralardaki birkaç öğrenci, sanki uyuşmuş gibi başlarını aynı anda sağa sola, yukarı aşağı hareket ettiriyordu.
Öğrencilerin gözleri öğretmende değil, boşlukta süzülen görünmez bir noktadaydı. Öğretmen birkaç kez boğazını temizleyip uyarsa da, çocukların bakışlarındaki o "takip" hali değişmemişti. Sanki sınıfın içinde gizli bir tenis maçı oynanıyordu.
"Evet çocuklar!" dedi öğretmen, durumu tartmak için.
- Konuyu anladığımıza göre bana çevrenizden hemen bir cins isim örneği verin bakalım.
En arkada, az önce başı havada dönüp duran çocuklardan biri, gözlerini tavandan ayırmadan elini kaldırdı ve heyecanla bağırdı:
- Sinek! Sinek öğretmenim!
Öğretmen tam "Aferin" diyecekken, sınıfın diğer yarısından bir kıkırtı yükseldi. Gülüşmeler kısa sürede anlaşılmaz bir neşeye dönüştü.
Öğretmen kaşlarını hafifçe çatarak sordu:
- Neden güldünüz çocuklar? Sinek bal gibi de bir isimdir. Yanlış olan ne?
Arkada, sol köşedeki sırada oturan ve olan biteni sessizce izleyen bir öğrenci parmak kaldırıp pencereden giren güneşin ışığını soğuttu:
- Öğretmenim, onlar sizi dinlemiyor ki!
- Peki neden?
- Az önce havada uçuşan iki sineğin hangisinin lambaya daha önce konacağı üzerine bahse giriyorlardı. 'Sinek' derken aslında kazandığı parayı kutluyordu!
Sınıf bir anda buz kesti.
Öğretmen elindeki notları yavaşça kürsünün üzerine bıraktı. Kızmadı, bağırmadı. Sadece derin bir nefes alıp sandalyeyi çekti ve öğrencilerine yaklaştı. "Size bir hikaye anlatayım," dedi sesi yumuşayarak:
- Vaktiyle, ormanın en bilge kaplumbağası, genç kaplumbağalara nehrin karşı kıyısındaki dev çınar ağacına nasıl ulaşacaklarını anlatıyormuş. Yolun püf noktalarını, hangi akıntının tehlikeli olduğunu tek tek izah ediyormuş. Ancak gençlerden biri, o sırada suyun üzerinde zıplayan bir su örümceğine dalmış. Örümceğin her sıçrayışını hayranlıkla izliyor, 'Ne kadar da çevik!' diye içinden geçiriyormuş.
Öğretmen, kendisine mahcubiyetle bakan öğrencilerin gözlerinin içine bakarak devam etti:
- Bilge kaplumbağa anlatmayı bitirip yola koyulma vakti geldiğinde, o genç kaplumbağa suya atlamış. Ama örümceği izlerken, öğretmenin bahsettiği o gizli akıntıyı duymadığı için akıntıya kapılıp sürüklenmiş. Kıyıya çıktığında ise kendini çınar ağacının altında değil, sarp kayalıkların arasında bulmuş. O gün anlamış ki; gözün takip ettiği küçük bir sinek, zihnin kaçırdığı koca bir dünyadan çok daha ağır çekermiş.
Sınıfa bir kez daha sessizlik hakim oldu.
Ama bu seferki sessizlik, havada uçuşan sineklerin değil, o "koca dünyayı" kaçırmak istemeyen düşüncelerin sessizliğiydi.
Az önce sinekleri izleyen öğrenciler yavaşça defterlerini açtılar ve kaçırdıkları o ilk başlığı titreyen ellerle yazmaya başladılar.
**
Hayat tecrübelerin biriktiği bir kavanoz olabilir mi?
Ve biriktiğinde çatlayıp dağılan bir kavanoz!
Biz öğretmenler, hep uyarırız:
- Aman çocuklar dikkat, hayat engebelerle doludur, önünüze her an bir çukur çıkabilir!
Kaç kişi dinler?
Şimdiki çocuklar kendilerinin her şeyi bilen ince bir bilgisayar, öğretmenin de eskimiş kalın bir kitap olduğunu sanırlar…
Oysa öğretmenler de o sıralardan geçmiş, öğrencilerin yaşı kadar mesleğe emek vermiş, hatta kendileri kadar çocuk büyüttüklerini düşünmezler…
Gün gelir “Evet çukurlar varmış!” derler…
Gelecek yazıda, trafikte caydırıcı olacağı düşünülen cezaların neden eğitimden kaldırıldığı üstüne klavye oynatalım…

Yazarın Diğer Yazıları

Marka Flower Çiçekçi