Selim Şahan

Cigara!

Selim Şahan

Cigara!
‘Sigara’ kelimesinin Türkçe kökenli olmadığını biliyorsunuzdur. Türkçe’ye İspanyolca’daki ‘tütün içmek’ anlamına gelen sicar fiilinden geçmiş… Kaynaklar İspanyolca cigarro sözcüğünden, Fransızca cigare aracılığıyla Türkçe’ye geçtiğini yazıyor. Kökeni de Maya dilinde duman/tütün anlamına gelen ‘sic’ kelimesine dayanıyormuş.
Tütün kelimesinin de eski Türkçe’de tüt- (duman çıkarmak, tütmek) fiilinden türeme olduğunu söyleyebiliriz. Başlangıçta sadece ‘duman’ anlamına gelirken, zamanla bitkinin adını ifade edecek şekilde anlam genişlemesine uğramış.
Türkiye'de sigaranın tarihi de 17. yüzyılın başlarına dayanıyormuş. Tütünün, Cenovalı denizciler aracılığıyla Osmanlı topraklarına girdiğini yazıyor kaynaklar. Başlangıçta şifa niyetine kullanılan tütün, hızla yayılıp IV. Murat döneminde (1633) yasaklansa da zamanla kültürel bir alışkanlığa dönüşmüş ve Cumhuriyet döneminde TEKEL aracılığıyla devlet eliyle üretilen stratejik bir sanayi ürünü haline gelmiş.
Kişisel düşüncem, sağlık alanında kullanılsa çok daha iyi olurmuş… 
Sigaraya, hem cebe hem de akciğere verdiği zarardan dolayı hiçbir zaman olumlu bakmadım… Hiç de heves etmediğim gibi türlü özendirmelere maruz kalsam da hiç içmedim…
Bugün görüyorum ki çok sayıda insanın bir elinde sigara bir elinde de telefon var… 
Anlam vermek mümkün değil…
Aslında bugünkü yazı konum sigara değildi ama tuşlara bastıkça konu uzadı…
Anneler günü yeni geçti…
Türkiye’de Noel’e karşı bir antipatinin olduğunu siz de biliyorsunuz. Yılbaşının Noel’den farklı olduğu söylense de kimi çevreler ısrarla dini gerekçelerle yılbaşının kutlanmasına karşı çıkıyorlar. 
Anneler gününün de milli ve yerli olmadığını ben biliyorum ama siz de biliyor musunuz bilmiyorum. 
Hele her Noel’de ortalığı ayağa kaldıranların anneler gününde sessiz kalmasını da manidar buluyorum… 
Tek neden var cehalet!
**
Cigara başlığını özel olarak kullandım çünkü dikkati Türkçe’ye çekmek istemiştim.
Türkiye'de resmi ve yaygın olarak kutlanan ‘Dil Bayramı’ tarihi 26 Eylül'dür. Atatürk'ün talimatıyla 1932'de toplanan I. Türk Dil Kurultayı'nın açılış günü olan bu tarih, kurumsal bayram olarak kabul edilir. 
Ancak bir de Karamanoğlu Mehmet Bey'in 13 Mayıs 1277'de Türkçe’yi resmi dil ilan etmesi anısına 13 Mayıs da Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır.
Filhakika (doğrusu / aslında) iki dil bayramımız var ama dilimizi yabancı dillere karşı koruyamadığımızın da bilincindeyiz. 
Örneğin, ortak varken ‘partner’ diyoruz. Yardımcı varken, ‘asistan’ diyoruz. 
Bayramı var ama kendisi ‘öksüz’ diyebilirim… Hem öksüz hem de yetim… Anasız ve babasız; koruyanı yok. Türk Dil Kurumu var ama ne yaptığı konusunda görünürde bilgi sahibi değiliz?
Bir de çiftçiler günü var… Onun da tarihi 14 Mayıs…
Çiftçilerin de günü var ama onlar da hem öksüz hem de yetim…
Çiftçilerin de koruyanı yok… Oysa çiftçiler olmasa ne yer ne içeriz!
“Dünya Çiftçiler Günü, tarımsal üretimin temel direği olan çiftçilerin emeklerini onurlandırmak, tarımın stratejik önemine dikkat çekmek ve üretimdeki sorunları gündeme getirmek amacıyla her yıl 14 Mayıs'ta kutlanan özel bir gündür.”
Köyler boşalıyor… Köyde yaşam her geçen gün değer kaybediyor. Gençler çiftçilik ile uğraşmak istemiyor... Fırsatını bulan gençler kendilerini büyük şehre atmanın yollarını arıyorlar.
Köy okulları kapalı…
Okul ve sağlık ocağı yoksa, köylü köyünde oturmak ister mi!
Çiftçilik değer kaybediyor… Üretici kazanamıyor… Köylü kendi tarlasında köle gibi çalışıyor… 
Arı biterse doğal yaşam bitermiş. Köylü de biterse tarım üretimi biter…
Yoksa ‘kıyamet’ yaklaştı mı?!
Yak bi cigara diyelim mi!
Yıllar önce Banu’dan dinlemiştim daha sonra Soner Arıca söyler oldu:
“Bardağımdaki çay gibi
Yudum yudum içtim seni
Sigaramda duman gibi
Ciğerime çektim seni”
Ben yakmam!

Yazarın Diğer Yazıları

Marka Flower Çiçekçi