DEĞİŞİM
Günümüzde kısa mesajlarla, emojilerle iletişim kurmaya başladık. Teknoloji değiştikçe hızla ona adapte olan bir yapıya büründü insanoğlu. Değişim şart. Değişime ayak uydurmak da. Değişime ayak uyduramayan kaçırıyor bir şeyleri. Ama bir taraftan da hız o kadar doldurmuş ki hayatımızı, bir şeyleri kaçırmayalım, bir yerlere yetişelim derken hayatın kendisini kaçırıyoruz farkında olmadan. Yavaşlayamıyoruz, yetiştirme kaygısı bizleri sabırsız da yapıyor. Davranışlarımıza ve tepkilerimize bakıp “bu ben miyim” diye şaşırdığımız da oluyor. Yaşam gailesi, ihtiyaçların birken bine çıkması mutluluk çıtamızın da yükselmesine neden oluyor. Mutsuz yüzler çoğaldıkça çoğalıyor.
Eskiden öyle miydi? Belli bir yaş grubunda olanlar hatırlar sakinliğin, yavaşlığın ne demek olduğunu. Bir kere çocukluğumuzda hayatımızda bırakın telefonu televizyon bile yoktu. Dijital oyunlar, telefon üzerinden çizgi film izleme bunlardan zaten bihaberdik. Bizim için oyun sokakta, kapı önünde, bahçede arkadaşlarımızla kurduğumuz, enerjimizi sonuna kadar tükettiğimiz oyunlardı. Var olan oyuncaklarımız evdeki oyunlarımız içindi. Dışarıda oynayacaklarımızı kendimiz oluştururduk hayal gücümüz elverdiğince. Kurslara, özel derslere, kreşlere koşturmadık hiç. Çocukluğumuzu çocuk gibi yaşadık işte.
Büyüklerimiz de sabırlıydı, biz de. Hayat yavaş akıyordu zira. Haberleşmek istiyorsak, uzakta birileriyle mektup yazıyorduk. Bütün özlemimizi, duygumuzu, sevgimizi, hayatımızın kesitlerini sığıştırıp mektup kâğıtlarına, veriyorduk postaya. Ve cevabının gelmesini bekliyorduk özlemle. Bir kalemin ucundan akıyordu sözcükler, cümleler bize has el yazımızla. Sonuna iliştirdiğimiz “Acele cevap” beklentimizin göstergesi idi sadece. Acil durumlarda postaneden telefonlar bağlatılıyor ya da telgraflar çekiliyordu karşı tarafta alıcıya ulaşılabilecek bir adrese. Uzağa gitmek özlemlerin büyümesi demekti.
Hayatımızda radyonun yeri büyüktü. “Arkası Yarın”, “Çocuk saati”, “Yurttan Sesler”, isteklerin yayınlandığı programlar… İstekler kısmına da mektup yazardı Ablamlar. Ve can kulağıyla dinlerlerdi radyoyu ne zaman isimleri geçecek ve istek parçaları çalacak diye. Beklemek üzerineydi tüm eylemler. Beklemek de sabretmeyi öğretiyordu haliyle. Sanki o beklemeler küçük şeylerle mutlu olmayı öğretiyordu insana. Ya da biz küçük olduğumuz için bize öyle geliyordu.
Evrildikçe evriliyor insanlık. Teknolojiyle bu sürecin son derece süratli olduğunu yaşayarak deneyimliyoruz şimdilerde biz de.
bilyesinin ardına düşen çocuk
tozlu ellerinle tutun hayata
ışıl ışıl bakan gözlerin
sıcak sözlerinle
ısıt dünyayı
büyüsün senin ellerinde düşler
yankılansın sokaklarda gülüşler
ne gam kalsın ne keder
yeniden çocuk olalım seninle