çanakkale: bir milletin dirilişi
Mehmet Gölcüklü
çanakkale: bir milletin dirilişi
çanakkale: bir milletin dirilişi
Bugün, bu vatanın bir evladı olarak, tarihe altın harflerle kazınmış o büyük destanı; “Çanakkale geçilmez” sözünü kaleme almayı bir görev biliyorum.
Öncelikle, içinde yer almaktan gurur duyduğum medya dünyasına değinmek isterim. Küçük Menderes Gazetesi’nin değerli sahibi, TV9’un kurucusu, kıymetli dostum İsmail Atahan Keçeci başta olmak üzere; başarıdan başarıya koşan tüm profesyonel ekibini yürekten kutluyorum. Tarafsızlık ilkesinden ödün vermeden, hiçbir siyasi görüşün etkisi altında kalmadan, doğruyu ve gerçeği halkla buluşturan bu saygın kurumun bir parçası olmak benim için büyük bir onur ve gururdur.
Bugün kaleme aldığım bu yazı, yalnızca bir savaşın değil; bir milletin yeniden doğuşunun hikâyesidir.
Çanakkale, sıradan bir cephe değildir. Çanakkale; bir milletin canıdır, kanıdır, inancıdır. Başta Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere; Mareşal Fevzi Çakmak, Cevat Çobanlı Paşa, Esat Paşa, Vehip Paşa ve daha nice komutanın üstün mücadelesiyle yazılmış bir destandır. Ve elbette ki, 276 kiloluk mermiyi sırtlayarak savaşın kaderini değiştiren Seyit Onbaşı’nın unutulmaz fedakârlığı bu destanın en çarpıcı sembollerinden biridir.
O cephede yalnızca askerler yoktu. Henüz bıyığı terlememiş gençler, vatan uğruna gözünü kırpmadan ölüme yürüyen yiğitler ve gerektiğinde cepheye koşan cesur Anadolu kadınları vardı. Bu zafer, işte onların fedakârlığıyla kazanıldı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeri dehası, bu savaşın en belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Cepheyi çok iyi analiz etmesi, düşmanın hamlelerini önceden öngörmesi ve doğru zamanda verdiği emirler, savaşın seyrini değiştirmiştir. 57. Alay’a verdiği “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” emri, tarihe geçen bir kararlılığın ifadesidir.
Bir başka kritik an ise, geri çekilmekte olan askerlere verdiği emirdir. “Düşmandan kaçılmaz!” diyerek askerlerine süngü taktırıp yere yatırması, düşmanı durdurmuş ve savaşın kaderini değiştiren anlardan biri olmuştur.
Atatürk yalnızca zekâsı ve askeri bilgisiyle değil, aynı zamanda cesaretiyle de ön plandaydı. Conkbayırı’nda göğsüne isabet eden şarapnel parçasının cep saatine denk gelmesiyle ölümden dönmesi, onun kaderinin bu milletle ne kadar iç içe olduğunun bir göstergesidir. Yaralandığında bile “Vurulduğumu kimseye söylemeyin, askerlerin morali bozulur” demesi, onun liderlik karakterini en net şekilde ortaya koyar.
Eğer o gün Çanakkale’de bu büyük direniş gösterilmeseydi, eğer o stratejik hamleler yapılmasaydı; ne Kurtuluş Savaşı kazanılabilir ne de Cumhuriyet kurulabilirdi. Bu nedenle Çanakkale, bir son değil; Türk milletinin yeniden var oluşunun başlangıcıdır.
Bu topraklarda yaşayan bizlerin, o gün canını ortaya koyan şehitlerimize ve gazilerimize karşı büyük bir vefa borcu vardır. O ruhu anlamak, o mücadeleyi unutmamak ve gelecek nesillere aktarmak en büyük sorumluluğumuzdur.
Ben de hayatımın bir döneminde jandarma teşkilatında görev yapmış biri olarak, disiplinin, vatan sevgisinin ve görev bilincinin ne demek olduğunu yakından öğrendim. Atatürk’ün “Jandarma bir kanun ordusudur” sözü, meslek hayatım boyunca rehberim oldu. Bugün de aynı anlayışla, milletimize hizmet etmeye devam ediyorum.
Sözlerimi tamamlarken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu vatan uğruna can veren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Ve onun izinden giden bir millet olarak şunu unutmuyoruz:
“Türk milleti birlik ve beraberlik içinde olduğu sürece, onu yeryüzünden silebilecek hiçbir güç yoktur.”
18 Mart Çanakkale Zaferi kutlu olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene.
Mehmet Gölcüklü