adaletin izinde kaybolan bir hayat
Toplumların vicdanı vardır; bazen susar, bazen haykırır. Ama bazı acılar vardır ki yıllar geçse de dinmez, unutulmaz. Gülistan Doku dosyası da işte tam olarak böyle bir yara… Altı yıldır kapanmayan, kapanamadıkça daha da derinleşen bir vicdan meselesi.
Bu satırları yazarken yalnızca bir gazeteci olarak değil, aynı zamanda bu ülkenin bir ferdi olarak sorumluluk hissediyorum. Çünkü basın dediğimiz güç, sadece olanı aktarmakla yetinmez; araştırır, sorgular ve karanlıkta kalan noktaların üzerine gider. Bu noktada, değerli gazeteci İsmail Atahan Keçeci ve ekibinin ortaya koyduğu çaba, mesleğin ne denli önemli bir sorumluluk taşıdığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Onların başarısı, yalnızca bir mesleki kazanım değil; aynı zamanda toplum adına verilen bir mücadeledir.
Ancak bu mücadelenin bir diğer önemli ayağı da adalet mekanizmasıdır. Ebru Cansu’nun kararlı duruşu, uzun yıllardır çözülemeyen bir dosyada yeniden umut ışığı yakmıştır. Kapanmış denilen bir dosyanın yeniden ele alınması, şüphelilerin üzerine kararlılıkla gidilmesi ve soruşturmanın seyrinin değişmesi, yargının ne kadar hayati bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Adalet, sadece mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil; o kararlara giden süreçte gösterilen irade ile anlam kazanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Adalet, mülkün temelidir” sözü, bugün her zamankinden daha fazla anlam taşımaktadır. Çünkü bir toplumda adalet yoksa, ne güven kalır ne de huzur.
Yıllarca jandarma teşkilatında görev yapmış biri olarak, adli mercilerle omuz omuza çalışmanın ne demek olduğunu bilenlerdenim. Hakimlerin, savcıların ve tüm adli personelin nasıl bir sorumluluk taşıdığını yakından gördüm. O yüzden bugün verilen bu mücadeleyi sadece bir dosya olarak değil, bir onur meselesi olarak değerlendiriyorum.
Gülistan Doku’nun akıbeti sadece bir ailenin değil, tüm Türkiye’nin meselesidir. Bu olayın aydınlatılması, yalnızca bir gerçeğin ortaya çıkması değil; aynı zamanda toplumun adalete olan inancının yeniden güçlenmesi anlamına gelecektir. Suçluların hak ettikleri cezayı alması ise bu inancın en somut karşılığı olacaktır.
Bugün gelinen noktada, hem basının hem de yargının kararlı duruşu umut vermektedir. Ancak bu süreç tamamlanmadan, gerçekler tüm açıklığıyla ortaya çıkmadan hiçbirimizin içi rahat etmeyecektir.
Unutmamak gerekir ki; gençler bu ülkenin hafızasıdır. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Bütün ümidim gençliktedir.” Çünkü onlar, adaletin peşini bırakmayan bir neslin temsilcileridir.
Dileğimiz, bu tür acıların bir daha yaşanmaması… Ama en büyük temennimiz, mevcut acıların da adaletle son bulmasıdır. Çünkü adalet yerini bulduğunda, sadece bir dosya kapanmaz; bir milletin vicdanı da huzur bulur.