Testi kırılmadan…

Haftada üç gün yazıyorum biliyorsunuz. Bazen yazı yazacak zaman ya da konu bulamadığım oluyor. Bu nedenle...

Haftada üç gün yazıyorum biliyorsunuz. Bazen yazı yazacak zaman ya da konu bulamadığım oluyor. Bu nedenle geçmişte yayınladığım bir yazımı seçiyor veya ilgili arkadaştan seçmesini istiyorum. Yazının sonunda da yayınlandığı tarihi belirtiyorum ama sonuna kadar okuma zahmetine girmeyenler yeni yazılmış sanıyor.

24 Temmuz 2014 tarihinde ‘Ödemiş Kent Konseyi, doğal sarı altını savunmalı’ başlıklı bir yazı yazmışım. Bu kez tarihi başta belirterek yeniden alma ihtiyacı hissettim. Buyrun okuyalım:

“Uzun yıllardır, uzun bir tatile çıkamamıştım. Arkadaşlarım takılırdı, ‘Ödemiş yerinden kaçmaz’ ve ‘İşler yetişir’ diye… Kısmet diyelim, uzun tatil bu yıla nasipmiş!

Tabi tatil gibi işler, nasip kısmetten ziyade başta ekonomik duruma, ardından da iş ve sosyal ilişkilere bakıyor. Eşimin işi, çocukların küçük olması gibi nedenlerden dolayı iki üç günlük tatiller dışında uzun bir süre Ödemiş dışına çıkamamıştım.

Yaklaşık iki haftadır Ödemiş dışındayım… Ödemiş dışındayım ama Ödemiş’ten ayrılmak ne mümkün!

İnternet ve cep telefonları sağ olsun, gerçekten de artık dünya küçük bir köy oldu. Ödemiş haberlerini internet üzerinden takip edebiliyorum…

Tatilde en dikkatimi çeken haberlerden biri, ‘altın’ meselesi oldu.

Ödemiş’in sarı doğal altını varken madeni altına kapı aralanması, başta bazı doğaseverlerin dikkatini çekti. 2011 yılında Bozdağlar’daki altın arama girişimlerine tepki göstererek gündem oluşturan Küçük Menderes Havzası Tarih ve Doğa Katliamına Hayır Platformu’nun (Havza-Plat) dönem sözcüsü, gazetemizin de köşe yazarı ve belediye meclis üyesi Ziraat Mühendisi Özkan Akgün ile arada görüşerek somut durum hakkında bilgi almaya çalıştım. 2011’de gösterilen etkin tepkinin ardından bugün de Gölcük’te altın madeni için ÇED raporuna izin verildiği, yeniden mücadele sürecinin başladığını söyledi Özkan.

Bölgede altın aramak ve çıkarmak için birçok firmanın sırada beklediğini söyleyen Özkan Akgün, Gölcük Yaylası’nda 265 dekarlık alanda altın madeni ÇED sürecinin İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde izin verilmesiyle başlayan yeni süreçte tüm Ödemişlilerin duyarlılık göstererek toprağına, havasına ve suyuna sahip çıkması gerektiğini ısrarla ifade etti.

Özkan, bu konuda en başta duyarlılık gösteren hemşehrilerimizden birisi. Ziraat mühendisi olması, çocukluğunun Birgi ve Bozdağ bölgesinde geçmesi, toplumcu bir siyasetin yanında politika yapması, benim de Özkan ile arkadaş olmamın gerekçelerinden birisi.

Özkan, vakit buldukça yazdığı yazılarla da üreticiyi aydınlatmaya, onların ufkunu açmaya çalışıyor.

Sevgili Özkan, özetle “Bozdağların onlarca değişik noktasındaki altın arama ruhsatlarının eninde sonunda bu cennet gibi coğrafyayı kendi çıkarlarına kurban etmek isteyeceklerini de biliyorduk. Türkiye tarım alanlarının binde dördüne oluşturan Küçük Menderes havzasının üretimi ülkede üretilen tarımsal hasılanın yirmide birine denk geliyor. Türkiye tarımsal hasıla ortalamasının 12 katı daha fazla değer üreten havzamızda ürettiklerimizin altından daha değerli ve sürdürülebilir olduğu ortadadır” diyor.

Altın madenlerinin kurulması ve sayılarının artması ile Ödemiş’in giderek Soma’ya benzeyeceğini söyleyen Özkan “Gölcük güneyinde olası altın madeninin kurulması, ardında daha büyük ruhsat alanına sahip firmaların iştahını kabartacak Ödemiş giderek Soma’ya dönüşecektir. Soma ilçesi de yıllar önce kömür çıkarma özelleştirilmeden önce, tarım yapılan verimli topraklara sahipti. Ama ucuz kömür üretme ve taşeron düzeni Soma’yı çöle, insanlarını da çiftçilikten maden ocağı kölesine çevirdi. Bunlar gerçekleşmesi maalesef hiç de uzak değil ve geri dönüşü olmayan acı ihtimaller. Bu nedenle herkesin havasını soluyup, ekmeğini yediği, suyunu içtiği bu topraklara borçlu olduğunu düşünüyor, herkesi bu verimli topraklara sahip çıkmaya davet ediyorum. Madenciliğin engellenmesinde, atanmış ve seçilmişlerin de birinci derecede sorumludur ve herkesin yeryüzü cenneti Gölcük Yaylası’nın ve Bozdağların korunmasından yana olması gerekmektedir” diyor.

İşte bu son cümleler çok önemli.

Özellikle Belediye ve Kent Konseyi bu konuya duyarlı olmalı, toplumun tepkisini örgütlemek için lojistik destek sağlamalıdır.

Benim de ilçe temsilcisi olduğum Eğitim Sen olarak üstümüze düşen görevi yapmaya hazır olduğumuzu, bu yazıyla bildirmiş olayım.

Ama madem ki Kent Konseyi gibi muhtarlardan oda başkanlarına geniş kapsamlı bir sivil toplum örgütümüz var ve de geçtiğimiz haftalarda yapılan yürütme kuruluna seçilebilmek için kıyasıya bir mücadele verildi! O halde şimdi görev zamanı ve Ödemiş’in doğal ve kültürel yapısını savunmanın zamanıdır.

Bilinmelidir ki Kent Konseyi’nin bu konudaki ilk kitlesel ve etkin destekçisi de Eğitim Sen olacaktır.

Bu arada, tatilde gezdiğim yerlerdeki caddelerde bulunan ağaçları fotoğraflıyor özelikle çınarları ‘ah ah!’ diye iç geçirerek izliyorum…

Ne vardı Saraçoğlu Caddesi, ortaya çınar ağacı dikilecek şekilde planlansa; ne vardı Kaymakçı’yı ortadan ikiye bölen caddeye heybetli ve koyu gölgeli çınar ağaçları dikilseydi!

Ah ah…”

Şimdilik bölgemizde ciddi bir tehlike yok…

Zaten yazıya da bu yüzden ‘Testi kırılmadan’ başlığı attım.

Bu akşam Saraçoğlu Caddesi’ndeki heybetli çınarlar altında belediyenin ‘Alışveriş Fest günleri başlıyor’ başlığı altında sokak müziği gösterisi olacak. Orada olacağız…

Ve bugün ‘Basın Özgürlüğü’ günü. İyi ki yazıyoruz iyi ki yazabiliyoruz…

Bakmadan Geçme