Takılar ve anlattıkları
Değerli taşlar, mücevherler ve birçok malzemeden yapılmış takılar, insanoğlu daha tarihini yazmaya başlamadan önce hayatın bir...
Değerli taşlar, mücevherler ve birçok malzemeden yapılmış takılar, insanoğlu daha tarihini yazmaya başlamadan önce hayatın bir parçası haline gelmiştir. Batı’nın veya Doğu’nun ilkel bir kültüründen ya da modern bir uygarlığından gelmiş olsun malzeme ve üslup farklı olsa da her iki cinsiyetten, her yaştan insan, kendini süslemeye ihtiyaç duymuştur. Eski insanlar; kemik, tüy, deniz kabuğu, boynuz, pençe, diş, meyve çekirdeği ve küçük renkli taşlar gibi çeşitli malzemelerden takılar yaparlardı.
Tarih öncesi çağlarda takı; sadece beden için bir süs değil, aynı zamanda bir iletişim aracıydı. Hiyerarşi, prestij ve güç, bir bireyin toplumdaki statüsünü doğrulayabilen takılarla ifade edilirdi. İlk çağlarda erkekler, hayvanlar alemindeki güçlerini ve avlanarak ailelerini besleyip koruma yeteneklerini göstermek için hayvan dişleri ya da pençeler takarlardı. Bu amacından başka günümüzde hala yapılan birçok takı türü, geçmişte işlevsel nesneler olarak kullanılırdı. Örneğin iğneler ve broşlar, giysileri bir arada tutan tokalardan türemişti. Yüzükler ve kolyeler, erken mühürler, kimlik, rütbe, otorite işaretleri olarak kullanılırdı. Küpe ve hızma gibi takılar ise bazı kültürlerde kötü ruhların burun ve kulaklardan içeri girmesini önlemek için takılan tılsımlı nesnelerdi. Takılar, kötü şans ve hastalıklardan korunmak için de muska niteliği taşırdı. Saç tokası gibi aksesuarlar da bazı dönemlerde sadece süslü birer takı olarak değil, savunma amaçlı da kullanılmışlardı. Örneğin Romalı kadınların saçlarında nefsi müdafaa için kullanabilecekleri kadar uzun tokalar olurdu. Takı, hayatın tehlikelerinden korunmada da önemli bir rol oynamıştı; cenaze törenlerinde ölen kişinin öteki hayatı için ölünün yanına konulurdu. Geçmişten günümüze bozulmadan gelebilen nadir örnekler, ölülerin yanına konmuş olan bu takılardır.
Takı ve mücevherler, aynı zamanda kişisel sevginin, sadakatin bir işareti olarak takılırdı. Reşit olma, bir dine bağlanma, soyluluk, medeni hal ve annelik gibi hayattaki özel günleri işaret ederdi.
Eski takı malzemeleri arasında canlı renkleriyle insanların hoşuna giden değerli ve yarı değerli taşlar, zamanla öne çıktılar. Hatta bu taşlara güzel görünümlerinden dolayı büyülü özellikler atfedildi. Değerli ve büyülü sayılan bu taşlar tanrılara sunuldu, kutsal heykellerin süslenmesi için kullanıldı. İlerleyen yıllarda mücevherler insanların birbiriyle ilişkisini, bağlılığını temsil etmeye başladı. Örneğin kölelere kime ait oldukları belli olsun diye bilezik ya da tasma şeklinde kolyeler taktırılırdı.
Her medeniyet; takılar konusunda kendi coğrafyasından, geçmişinden, kültüründen ve inancından etkilenerek buna göre sanatını geliştirmişti. Mezopotamyalıların en sevdikleri şekiller; yapraklar, sarmallar, koniler ve üzüm salkımlarıydı. Bu şekiller, hem insanların takılarında hem de heykel süslemesinde kullanılmışlardı. Her medeniyetin değer verdiği metal ve değerli taşlar da farklıydı. Eski Mısırlılar; altının parlaklığına, nadirliğine ve kolay işlenmesine hayrandı. Afrika çöllerinden bol miktarda altın biriktirmişlerdi ve sonra ele geçirdikleri krallıklardan haraç olarak daha fazlasını elde ettiler. Vikingler ise gümüşe daha fazla düşkündü. Bu Kuzeyli tüccarlar, taşıması paradan kolay olduğu için çoğu zaman gümüş kol halkaları takmayı tercih ederlerdi. Bir iş anlaşması yaparken birkaç kol halkası çıkarıp bu şekilde işlerini hallederlerdi. Bu kol halkalarının çoğu, sade ve desensizdi çünkü muhtemelen sadece ticaret sırasında para birimi olarak kullanılırdı.
Roma İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde altın kıttı ve var olan altın da savaş masrafları ve ticaret için kullanılıyordu. Bu nedenle değerli metallerle takı yapmak, pek mantıklı bulunmuyordu. Romalılar, Yunan topraklarını ilhak edince takı kullanımı gittikçe popüler hale geldi. İmparatorluk dönemine gelindiğinde Roma, Batı Asya ve Mısır sanatından da etkilenerek kendi tarzını oluşturmuştu.
Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra otorite yoksunluğu yüzünden hükmettikleri toprakların üzerine karanlık çöktü. Hayat, artık çok daha zordu ve mücevher gibi lüksler, o dönemde yaşayan Avrupalıların hayatından silindi. O dönemde servet, soyluların ve en çok da kilisenin elindeydi. 10. Yüzyılda kutsal dünya; değerli taşlarla süslenmiş sunaklar, kadehler ve ikonalar, ayin sırasında kullanılan altın süslemeli kitaplar gibi zenginliklere sahipti. Haçlı Seferleri sırasında askerler, kutsal topraklara gittiler ve değerli taş ve takılardan oluşan çok miktarda ganimetle geri döndüler. Yağmalamadan en çok Kilise yararlandı ancak kiliseye teslim edilmeyen birçok parça vardı ve halk da bundan faydalandı.
Bizans dönemi; Yunanistan, Mısır, Yakın Doğu, Kuzey Afrika gibi kültürlerin zenginliklerini kendi bünyesinde birleştirdiği için takı ve mücevher sanatı da bu zengin kültürden etkilenmiş, çok renkli örnekler meydana getirmişti. Ancak IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul, Haçlı yağmasından nasibini almış, şehirdeki ve kiliselerdeki birçok değerli taş, altın, gümüş ne bulunduysa talan edilmişti.
Asya toplumları, geçmişten beri takılara ve değerli taşlara daha düşkün olduklarından kakma, telkâri ve benzeri çok çeşitli üsluplarda zengin eserler ortaya koymuşlardı. Hintliler ve Araplar, eskiden olduğu gibi hâlâ Asya toplumları içerisinde takılara en düşkün olan kültürlerdir.
Türk kültürü de takılar bakımından zengin bir kaynaktır. Orta Asya’da başlayan geleneksel zevk, biçim ve renk anlayışı, yüzyıllar boyu gelişerek şekil almış; diğer sanatlarda olduğu gibi takı sanatında da kendini göstermiştir. Geçmişte Türk kadınlarında özellikle yüz güzelliğine vurgu yapan çeşitli malzemelerden baş ve saç süsleri öne çıkıyordu. Ayrıca altın ya da gümüş kemerler, halhallar, yaka iğneleri ve benzerleri, hem zevki hem zenginliği yansıtan zarif aksesuarlar olarak kullanılırdı. Yine hem erkekler hem de kadınlar tarafından kullanılan boyna çapraz veya kolye şeklinde takılan üçgen, kare, yuvarlak ya da dikdörtgen şeklinde hamaylı adlı muhafazalar vardı.
Velhasıl geleneksel olarak takılar, yüzyıllar boyunca yukarıda saydığımız birçok amaca hizmet etmesinden dolayı beşeri ilimlerin önemli bir parçasıdır. Günümüzde takan insana güven vermesi, stil ve güzellik katmasının yanında zenginliği, prestiji, gücü göstermenin yine en iyi yollarından biri olarak tercih edilir. Türk toplumuna baktığımızda düğünler, doğum günleri, sünnet törenleri gibi adetler çok önem taşımaktadır. Böyle günlerde yeni doğan bebeklere, sünnet olan erkek çocuklarına ve evlenen çiftlere altın takı takmak gelenektir. Bu gelenek, ailenin bütünlüğünü dostlar arasındaki bağların güçlenmesini sağlamakla birlikte aynı zamanda takılan takılar, maddi bir güvence olarak görülmektedir.