• Haberler
  • “Sandalyeyi bir kaptı, beni de iterek yola doğru savurdu”

“Sandalyeyi bir kaptı, beni de iterek yola doğru savurdu”

1991 yılında Siirt’te çıkan çatışmada 20 yaşındaki oğlunu şehit veren Nuray Öner, geçtiğimiz çarşamba günü Ödemiş...

1991 yılında Siirt’te çıkan çatışmada 20 yaşındaki oğlunu şehit veren Nuray Öner, geçtiğimiz çarşamba günü Ödemiş 2 Nolu Sağlık Ocağı’nda bulunan doktor M.Ç.’den hem fiziksel hem de sözsel şiddet gördüğünü iddia etti.

72 yaşındaki Öner, yaşadığı şiddeti sadece Küçük Menderes Gazetesi’ne anlattı. Öner, “Şeker ve siroz hastasıyım. İlaçlarımı yazdırmak adına çarşamba günü 11.00 sularında 2 Nolu Sağlık Ocağı’na gittim. Kapıdan itibaren sıra vardı, kuyruk vardı. ‘Ziyanı yok, en arkada dururum, gölgeye oturayım’ dedim. İçerde bulunan personel kızlardan sandalye istedim. Sandalye verdiler. Akabinde doktor M.Ç., sandalyeyi elimden kaptı, ‘Sen öteye git’ dedi. Aramızda hiçbir münakaşa olmadı. Sonra, ‘Doktor Bey, ben bu sandalyeyi kaldıramam. Sandalye ağır, düşerim’ dedim. Sandalyeyi bir kaptı, beni de iterek yola doğru savurdu. Oraya oturdum, dilim boğazıma kaçtı. Bütün herkes bana bakıyor. Utandım, yerin dibine girdim. Bir doktor, insanlara şifa mı dağıtır yoksa böyle zehir mi dağıtır?

” ‘Bana ne senin hastalığından, acılarından?’ dedi”

‘Yavrum bak, ben şehit annesiyim, siroz hastasıyım, etme’ dedim. ‘Bana ne senin hastalığından, acılarından?’ dedi.  Bir insan, bu kadar duygusuz olur mu? Oturdum. Hemşireler, sekreterler bile ne olduğunu bilemedi. Orada beklerken ben de ‘Sen insanlıktan hiç nasibini almamışsın, şifa dağıtacağın yerde zehir dağıtıyorsun’ dedim. Bu sağlık ocağında bana bakan başka bir doktor var ve izinliymiş. Onun kapısının önünde hep sandalyesi olur. O doktorum beni oraya oturtuyor diye mutlu olurum, çok da güzel bir yüreği vardır” şeklinde konuştu.

Öner, “Beni odasına bile almadı. Sekretere fısıldadı, ilacı sekreter yazdı. Mühürletti, bana verdi. ‘Sana yazıklar olsun’ dedim. O bana, ‘Sana iyilik yapıyorum’ diyor. ‘Sen bana özel mi bakıyorsun da iyilik yapıyorsun? Sen, burada çalışıyorsun. Burası, biz olmasak neye yarar çocuğum?’ dedim. Çok söylendi, etti ama ben o lafları kaldırabilecek bir kadın değilim. Çok onurlu, şerefli bir insanım. Onurumla, şerefimle yaşıyorum. Bir doktor, bir insanı bu hale getirir mi?

Olayın hemen arkasından Ödemiş Kaymakamlığı’na gittim. Kaymakam Bey toplantıdaymış, görüşemedim. Başka bir yetkili ile görüştüm. ‘Nuray Teyze, senden özür diletecekler’ denildi bana. ‘Dilesin. O çirkin lafları ben taşıyamam anca kendisine yakışır, iade edilsin’ dedim. Oradan çıktım, ne bir ses var ne bir şey…

“İntihar etmeyi düşündüm”

Garibin nesi olur, hiçbir şeyi olmaz. İntihar etmeyi düşündüm. ‘Kağıda iki satır bir şey yazayım, gözümü yumayım’ diye düşündüm. Şu dünya, hiç güzel bir yer değil. ‘Öleyim de kurtulayım’ dedim ama diğer çocuklarım gözümün önüne geldi. Ne ses ne seda çıktı. O, ‘Ne iyi yaptım ben’ diye gururlanıyor. Bana sözde iyilik yapıyormuş ya iyilik değil o, görev. Biz olmasak bu hastaneler, sağlık ocakları neye yarar?

Kullandığım ilaçlarımı, hastalıklarımı kendisine söyledim, ‘Belki yumuşar’ dedim ama yok. Bir anneye insan bunu yapabilir mi? O çirkin kelimeleri kullanarak beni iteledi, yola savurdu. Beni dövecek sandım. Kimse de müdahale etmedi. Sinirden kabıma sığamıyorum, ben bunları hak ettim mi?” dedi.

Ece Köseoğlu 

Bakmadan Geçme