• Haberler
  • Mobbing hakkında bilinmesi gerekenler

Mobbing hakkında bilinmesi gerekenler

Günümüzde kadın/erkek, memur/işçi, özel/kamu demeden herkesin yıllardır 'Patron bana taktı', 'Müdür benimle uğraşıyor', 'İdare beni sürgüne...

Günümüzde kadın/erkek, memur/işçi, özel/kamu demeden herkesin yıllardır “Patron bana taktı”, “Müdür benimle uğraşıyor”, “İdare beni sürgüne gönderecek” kavramının günümüzde hukuki bir tanımı var: Mobbing.  Elbette ki bu, yeni vaka değil. Ancak çalışan hakları çalışma hayatının kronolojisi içerisinde çok yeni bir kavram olarak yer etmiştir.  İnsanlığın başından beri zanaatkarlar ve köleler tarafından yürütülen hizmet sektörü, günümüzde insan hakları kavramının bir evrensel hukuk normu olmasına dayanarak bireyler tarafından yürütülmektedir.

1789 Fransız İhtilali ile birlikte dünya kamuoyunda ses getiren bir kavram daha ortaya çıktı. Artık insanlar, hükümranların tabiiyetinden sıyrılıp kişisel haklarını “birey” sıfatı ile birlikte yaşamak istediler. Elbette ki bu, çok kısa ve kolay olmadı. İlk olarak İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi; zanaatkârların, köylülerin ve kölelerin işlerinde olmasına ve akın akın fabrikalarda işçi olarak çalışmasına neden oldu. Fabrika sisteminin aynı anda çok sayıda kişinin yan yana çalıştığı bir sistem olması, işçilerin bir araya gelişini kolaylaştırıyordu. Başlangıçta işçi eylemleri, örgütsüz biçimde kendiliğinden gelişiyordu. Genellikle ağır çalışma koşullarına karşı anlık öfkeler biçimindeydi.

İnsan hakları kavramının dünya savaşları ile birlikte önce Milletler Cemiyeti ve ardından kurulan Birleşmiş Milletler ile dünyaya tesisi hareketleri ülkelerin hukuk sistemlerinde çalışan hakları olarak yerleşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 1961 Anayasası ile ilk defa çalışma hakları düzenlenmiştir. Osmanlı döneminde sanayileşme fazla olmadığı için çalışan hakları kavramının Cumhuriyet döneminde tanınması tabii bir neticedir.  Türkiye’de özellikle kamu çalışanları, yasal haklarını bilmemekte ve kullanamamaktadır. Özel sektördeki iş sözleşmeleri ve iş kanunları, “işçi lehine yorum” ilkesi ve taraf eşitliği prensibine dayanmaktadır. Davaların da büyük çoğunluğu işçiler lehine sonuçlanmaktadır.  Ancak kamu çalışanları için durum böyle değildir. Kamu çalışanları, idare hukukuna tabiidir. Burada kanunları ve ilgili mevzuatları yürüten ve bütün çalışma koşullarını belirleyen idaredir. Yani kamu personeli, idareye karşı olacak bir mücadeleye 1-0 geride başlamaktadır.  Grev gibi bir hakları yasal olarak yoktur. Dolayısıyla bu kimseler, yasal haklarını daha iyi bilmektedir.

Çalışan hakları nelerdir?

Maalesef idarecilerin sıfatları çoğu zaman bir birimi idare etmekten çok birim içerisindeki personeli idare etme çabasına dönüşmektedir. Bu da haksız bir tutum ve davranışı göstermektedir. Birim amiri aynı zamanda disiplin amiri olduğu için çoğu kişi bu haksız tutumlara boyun eğmek zorunda kalmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki idari personel, sözleşmeli ya da kadrolu çalışan olsun ya da olmasın birçok hakka sahiptir. Bu haklardan bazıları şunlardır:

1- İdari personel, idarecinin tüm emir ve talimatlarını yerine getirmek zorunda değildir. Bu durum Anayasa ile sınırlandırılmıştır. Kamu çalışanları, görevlerinin iyi, doğru ve mevzuata uygun yürütülmesinden üstlerine karşı sorumludurlar.  Bu, tartışılacak bir konu değildir. Kamu çalışanı, üstünden aldığı emri, yasalara aykırı görürse yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Üst, emrinde ısrar eder ve bu emri yazı ile yenilerse, memur bu emri yerine getirmeye mecburdur. Ancak emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk, emri verene aittir. Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilemez ve yerine getiren kişi sorumlu olur.

2- Sözleşmeli personellerin sözleşmelerinin idarece fesih hakkı sınırlıdır. Özellikle sözleşmeli kamu çalışanları, sözleşmelerinin tekrar yenilenmeyeceği tehdidi birçok kez mobbinge maruz kalmaktadır.  Sözleşmenin fesih halleri,  Sözleşmeli Personelin Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar’da düzenlenmiştir. Buna Göre;

a) İşe alınma açısından gerekli olan niteliklerden herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması, (Örnek olarak diplomanın sahte olması, askerlikten muaflık şartı olmasına rağmen yalan beyan vermesi)

b) İşe alınma açısından gerekli olan niteliklerden herhangi birini sonradan kaybetmesi,

(Örnek olarak işini yapmasına engel bir durumun dermeyan etmesi, akıl sağlığının kaybedilmesi)

c) Sözleşme dönemi içerisinde mazeretsiz ve kesintisiz üç gün veya toplam on gün süreyle görevine gelmemesi (Gerek sözleşmeli gerekse kadrolu kamu çalışanı için bir yılda 6 aylık ücretli rapor hakkı vardır).

ç) Hizmet sözleşmesinde belirtilen koşullara uymaması nedeniyle bağlı bulundukları yöneticileri tarafından yazılı olarak uyarılmasına rağmen söz konusu koşullara uymama halinin tekrarlanması,

d)  Hizmetinin gerektirdiği pozisyona ihtiyaç kalmaması,

e) Bir proje kapsamında işe alınması durumunda istihdam edildiği projenin tamamının veya proje bölümlerinin sözleşmede öngörülen süreden önce tamamlanması, hallerinde ancak sözleşmeli personelin sözleşmesi tekrar yapılmaz.

Burada yöneticilerin mobbingi yazılı olarak yapmaları haline önemle dikkat etmek gerekir. Çalışanların öncelikle bir hukukçudan yardım alarak iş bu yazılı işlemlerin kaldırılması yönünde talepte bulunması ve bunun reddi halinde idari dava açması gerekmektedir. Buradaki yasal sürelerin kaçırılmaması için bir avukat ile çalışılması tavsiye olunur.

3-İdarecinin kendi eylemleri nedeniyle uğradıkları mobbingden dolayı kişisel tazminat hakkı vardır. Genellikle kişilerin yasal hakları arayamama nedenlerinden biride bu tip davaların idareye karşı açılması ve idare ile ters düşülmesinden çekinilmesidir.  Ancak idarecinin kişisel sözlü-fiziksel tacizleri, hakaretleri ve aşağılamalarından kaynaklanan davalar, zaten idare aleyhine değil idarecinin aleyhine açılır.  Her ne kadar personelin kişisel eylem ve davranışlarının idari eylem ve işlem sayılmadığını da burada hemen belirtmek gerekir. Gerçekten de Anayasa’nın 125/son fıkrası uyarınca “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Anayasa’nın 137. maddesinde ise “…konusu suç olan emri yerine getiren kimsenin sorumluluktan kurtulamayacağı” belirtilmektedir.

Görüldüğü üzere Anayasa’da kamu personelinin kanuna aykırı eylem ve işlemlerinden şahsen sorumlu tutulacağı ilkesinin de kabul edildiği çok açıktır. Dolayısıyla tüm çalışanlar kanun nezdinde eşit olup kişisel eylem ve davranışlarından da bizzat kendileri sorumludur. Belirtilen bu nedenlerle kişilerin idareyle ters düşme gibi bir durumlarda söz konusu olmayacağı gibi haklarını ararken bir çekince göstermelerine de gerek yoktur. Unutulmamalıdır ki devlet çalışanlarına kötü davranılmasına göz yuman bir kurum değildir. Kötü olaylar ve suçlar zaten kapalı kapılar ardında işlenmektedir. Bu konuda hakkını arayan herkes mağdur olan kitleyi kurtaracak olan zincirin bir başka halkası olarak eklenmektedir. Davayı kaybetmekten ve tazminat ödemekten çekinen çalışanlar ise bu durum için cüzi bir miktar ile sigorta yaptırabilirler.

“Özel ve sosyal hayatı da etkiliyor”

Mobbinge maruz kalan bir çalışan ise şunları söylüyor: “2000 yılından bu yana çalışıyorum. İş hayatımın 17 yılının yaklaşık 12 yılını İstanbul’da, beş yılını da İzmir ve Ödemiş’te geçirdim. Sektörde kendi tecrübelerimle birlikte yakın arkadaşlarımın da iş tecrübelerine şahit oldum. Çalışanların çoğunun iş yoğunluğu bir kenara kanayan bir yaraları var: Mobbing. Psikolojik ve cinsel tacizler, baş edilemeyen işlerin çalışanlara baskı ve korku ile yaptırılmaya çalışılması, bezdirme, yıldırma politikalarıdır. Adı ne olursa olsun yaşanılan çok ağır; bu travma bireysel bazda kalmadığı gibi özel ve sosyal hayatları da etkiliyor, başta çocuklarımız olmak üzere ailelerimizi de etkiliyor. Bugün bu noktada yaşadıklarımın artık bir çözümü olmalı, kendi kişisel çalışma ve sosyal yaşantım ve kamuoyu adına çıkışı bulunmalı diye düşünüyorum. Temennim, yasalar bazında sendikalarımızın da arkamızda durarak bu yolda davamızı kazanmamız ve bilgilendirme, bilinçlendirme yönünde herkesin ufkunun açılmasıdır ve de mevcut durumun düzelmesi, bu konuda sıkıntıları olanların haklarını aramasının yolunun açılarak yaşanacakların engellenmesidir.”

Haber: Ece Köseoğlu

 

 

 

 

 

Bakmadan Geçme