Advert
Advert
Derdimin dermanı -2
Ümran Yalçın Gökboğa

Derdimin dermanı -2

Bu içerik 469 kez okundu.
Advert

"En büyük kötülük cehalettir, bilgisizliktir" diyen Yunan filozof Sokrates, insanoğlunun her şeyden önce bilmesi gerekli olan bilginin kendisi olmasını salık verir. Delphi Tapınağı'ndaki 'Kendini Bil' uyarısını harfiyen uygulayan büyük filozof, çok basit yaşamıştır. Sıradanlığın içinde mütevazı örnek hayatını bugün bile hatırlatıyorsa "Kendini bilmekten ziyade Rabbini bilmiştir" diyesim geliyor.  Özellikle İstanbul-Eyüp Sultan'da Defterdar Camii'nin aleminde diğer camilerden farklı olarak hokka ve divitin varlığını temaşa ettikçe inançla bilginin kopmayacak bağlarla bağlı olduğunu, bilgisizlikle inanca zarar vereceğimizi kendilerince fısıldar gibi geliyor. Varlık aleminin en şereflisi insanoğlu, insanlığını kazanmak adına ahsen-i takvim ile esfelisafilin arasında imtihanlarla dolu yaşamında  meşrebine, mektebine  göre Yaratıcısını isimlendirmiş. Dinlere mesafeli, hatta şüpheyle yaklaşanlar bile kainatın kendisine has bir programı, fizik yasaları kadar manevi kanunları da olduğunda  hemfikir.

Hepimiz; kendi kabımız, çapımız, çabamız ve tecrübelerimiz ölçüsünde bilgi sahibi oluyoruz. Bilgi sahibi oldukça inancımız da o minvalde şekilleniyor, kıvama geliyor, özünü buluyor ve de derinleşiyor.  28 Şubat 1997 siyasi kararları sırasında mağdur olanlardandım. Ezilmişliğin verdiği etkiyle olsa gerek  daha sınırlı ve kutuplaştırıcı bir tarzımın olduğunu itiraf edebilirim. "Aaaa! Ayıp oluyor yazar hanım. Her zaman birlikten, kucaklamaktan dem vurursun seni gidi gidiii" diyen olabilir. Haklısın, serde gençlik vardı. Yaşadıklarımız, okuduklarımız ve tanış olduğumuz şahsiyetler, kendimizi daha iyi tanımamızı sağlarken bilgimizi derinleştirdi. Dolayısıyla inancımız da bundan nasibini aldı. Daha derince, öze dönük ve kutuplaştırmaktan uzak, kucaklayıcı olmam gerektiğine karar verdim.   Huzurevinde bile bazılarının huzursuzluğu, dışlayıcı tutumuna şahit olmuş ve şaşırmıştım. Yekten "Atatürk mü Peygamber mi?", "Türklük mü Müslümanlık mı?" soruları karşısında vereceğim cevaplar, çok ama çok önemliydi. İşte tam da böylesi bir dönemeçte başörtülü olmaktan vazgeçtim. Başörtüsüz yeni tarzımla bu sefer karşı cepheden olayları gözlemlemeye başladım. Bilmediğimiz konuların cahili kadar düşmanıydık. Düşmanlıkla diş bilediğimiz öbür tarafta da çok değerli, hakikatli şahsiyetler vardı. Onların da bazılarından canı yanmıştı. Halbuki bu coğrafyanın çocukları olarak ortak değerlerimiz yok muydu? Sevgili okurum; bu sorunun yanıtı, bugünkü yazımın da konusu.

Hatırlarsanız salı günkü yazımda (Derdimin Dermanı) size merhum Doç. Dr. Yaşar Kutluay'ın Siyonizm ve Türkiye adlı kitabından bahsetmiş ve hukuk adamı olan kardeşi beyefendi Kamil Kutluay'ın önsöze yazdığı yazıdan demokrasi, anayasa ile ilgili olan alıntılara yer vermiştim. Şimdi ise manevi değer dediğimiz inançla ilgili olarak bakınız Kamil Bey neler söylemiş: "Yanlış yapılanan bir din eğitiminin ülkemizdeki sosyal barış ortamını nasıl olumsuz yönde etkilediğini, İslam'ın felsefi içerikten uzak yorumu sonunda genç kızlarımızın İslam'ı yaşamak adına başörtülerinin üstüne frapan peruklar taktığını, kendilerini Allah yoluna adadıklarını ilan eden kimilerinin bu sevgi dini adına tekbir getirerek insanlara işkence ettikten sonra onları kıtır kıtır kestiğini, masum insanların mahzenlere gömüldüğünü ve bir kısım mezhep mensuplarının içeride ve enternasyonal alanda ülkemizin birliğini bozmaya yönelik çalışmalarını gördükçe ve bu olaylar karşısında İslam alimlerinin, İslam felsefecilerinin, tarihçi ve sosyologlarının pasifliklerine, biganeliklerine ya da şahsi ikbal kovalayan tavırlarına şahit oldukça ağabeyimin çok genç yaştaki irtihali ve vatan milletimin kaybının şahsi ve ailevi kaybımızdan daha büyük olduğunu düşünüyorum…"

Kamil Bey'in satırlara yüklediği haykırışları duyabiliyorum. Birkaç nesil, kulaktan duyma dini bilgilerle hiç araştırıp soruşturmadan yaşadı. Laikliğin dinsizlik olduğu fikrinde birleştiler. Onun haricinde biri ötekini vatan haini, diğeri berikini Atatürk ya da Peygamber düşmanı olarak lanse etti, ettirdi.

Vatanı, Atatürk'ü ve dini inancı aynı anda sahiplenmek, olağanüstü gösterildi. Hep kutuplaştırıldık çünkü kimileri bu ayrışmadan mutluydu. Gelirleri, kazançları, koltuk sevdaları ötekileştirme üzerine kuruluydu. Kimi Peygamber diyerek, kimi Atatürk diyerek dindar-laik ayrımını ateşlendirdi. "Oysa ki" diye başlayan cümleleri duymak bile istemiyorlardı.

Günümüzde de bu türden olaylara tekrardan rastlamak, tarihin tekerrür etmesine mi biz insanoğlunun nisyan yani unutkanlığına mı yoksa rövanş almaları sevdiğimize mi bağlamak lazım yorum sizin olsun.

Birlik beraberlik için mücadele eden din adamları, siyaset adamları, düşünce adamları bir elin parmakları kadar az. Bu güzel yüreklere sahip ilim adamlarımızdan Doç. Dr. Yaşar Kutluay, vefatına kadar vatanını, inancını dert edinmiş, bu uğurda ilmini infak etmiş fedakar bir kahraman.

1961 yılında başka bir değerli ilim adamıyla, Prof. Dr. Hüseyin Atay ile Kuran-ı Kerim'in Türkçe mealini hazırladılar. İstediler ki kutsal kitap, birilerinin tekelinde olmasın. Herkes okuyup anlasın. Hüseyin Atay'ın İslam Felsefesi konulu çalışmalarını, Yaşar Kutluay'ın İtikadi Mezheplerin Doğuşu ile ilgili kitaplarını çok önemli buluyorum. Yıllar önceki kendimden farklı bir ben buluyorsam inanın böylesine kıymetli eserlerin rolü o kadar fazla ki.

Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atılmıştı. Mustafa Kemal Atatürk, birilerinin yaftaladığı gibi dinsiz olmadığını göstererek zamanın çok kıymetli din alimi, tercüman ve hattat Elmalılı Hamdi Yazır'a Kuran-ı Kerim'in çeviri görevini vermişti. Herkes okuyup anlamak için biraz emek verseydi, başkalarından duyduklarıyla değil de bizzat kendi çabasıyla öğrenmiş olsaydı zannediyorum ki  en temiz duygularla korunması gereken din, ticaret metaına dönüşmeyecek ve siyasetin de aleti olmayacaktı.

Etki-tepki, gayret-himmet, çaba-başarı, adına ne dersek diyelim olumlu ya da olumsuz ektiklerimizi biçiyoruz. Zümer Suresi 9. Ayet: "Bilenlerle bilmeyenler hiç bir olur mu? Ancak düşünen akıl sahipleri öğüt alır.", Yunus Suresi 100. Ayet: "Aklını kullanmayanlar pisliğe bulaşırlar."

Doğru bilgilerle donanımlı olsaydık kimilerin peygamberin ardına saklanıp kimilerin de Atatürk'e sığınıp alengirli, akçeli işler çevirmesine kanmaz, kandırılmazdık. Birbirimizi terörist ya da inançsız ilan edemezdik.

Vatan ve din, tabir-i caiz ise kişinin anası ile babasıdır. Teşbihte hata olmasın. "Ananı mı babanı mı seviyorsun bakayım?" diye soru soranın ya anasıyla ya da babasıyla ciddi anlamda sıkıntıları olabilir. Her problemin bir sebebi, her hatanın da mutlaka karşılıklı etkileşimi mevcuttur. Kendi yaşamımla da tecrübelendirdiğim bir gerçeği dillendirmiş oldum. Bu sebepten burada zikrettiğim isimler gibi toplumunu bir araya getiren, kutuplaştırıcı üsluptan kaçınan irfan sahibi ilim insanlarına ihtiyacımız, her günden daha çok gerekli. Toplumun tutkalı, vatan aşkı olduğu gibi dini inanca duyduğumuz saygı ve gereksinimlerdir. Değerlere sahip çıktığımız zaman Anadolu'yuz. Anadolu için derdimiz dermanımızdır.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Tren seferleriyle alakalı yeni açıklama geldi
Tren seferleriyle alakalı yeni açıklama geldi
Toplam test sayısı iki milyonu aştı
Toplam test sayısı iki milyonu aştı