Kadınların Çilesi!
Sevgili dostlarım, başlık size yanlı bir anlatım sergileyeceğimi söylüyorsa inanmayın (!). Burada feminist bir yaklaşımdan uzak,...
Sevgili dostlarım, başlık size yanlı bir anlatım sergileyeceğimi söylüyorsa inanmayın (!). Burada feminist bir yaklaşımdan uzak, haklı noktalara değinmeye çalıştığımda biliyorum ki bizim “er”lerimiz de bize hak vermeye başlayacaktır. Bunca geç kalınmışlığa rağmen.
Benim gençliğimde rahmetli Duygu Asena, “Kadının Adı Yok” diye bir kitap kaleme almıştı. Ve ben merakla ve zevkle okumuştum. Zamanında bu kitap o kadar yanlış anlatıldı ki bu topluma şimdi gelinen nokta ya da dizilerdeki sahneler, o kitabın masumiyetiyle birlikte gerçekliğini de ortaya koymaktadır. Okumayan erkek ya da kadın dostlarıma tavsiyemdir.
Neyse, aklıma geldiği için söyledim yoksa bir kitabın reklamı değil (ha bak Laz’ın aklına düştü (!), bazen kitapta önermek isterim size. Okuduğum ve tavsiye edeceğim eserlerden mesela… Güzel oldu, yeminnen güzel oldu bu düşünce(!))
Kadın, her şeyden önce erkekle kıyaslanmaması gereken narin bir yapı bence. Bizi erkeklerle, onların yaptıklarıyla yaptıklarımızın kıyaslanması ya da siz erkeklere anlayış gösterip bizim isteklerimizin ya da narinliğimizin hiçe sayılmasını isteyen ve toplumun kurgusunu buna alıştırmaya çalışan bir sistem var yüzyıllardır.
Ana konu, “erkektir yapar” dan “elinin kirine” kadar uzanıyor. Erkeği üstün gösteren, sadece gücü olarak da değil, fikirleri, yaptığı iş dahil, önce anneler tarafından el üstü hizmeti görüyorlar. Kendini bilmez olsalar bile evlendiklerinde ya da hayatlarına bir kadın aldıklarında da aynı “el üstü hizmetini” bulmaya çalışıyorlar. O da olur, olduğu da oldu da… Bu bile erkeğe yetmedi!
Anneler, oğullarınızı insan olarak yetiştirin lütfen. Altında uzuvları, ellerinde şiddeti, beyinlerinde sapıklıkları ve ruhlarında kötülükleriyle değil!
Seven kadının her daim “aptal” olduğunu söylerim. Zira kendimden bilirim (!)
Seven kadın, kendinden önce “erkeğinin kendini tanımasına” yardımcı olur.
Seven kadın, kendinden önce erkeğinin derdini dert edinir.
Seven kadın, kendi isteklerine gem vurur ki erkeğinin isteğine tam yetişebilsin.
Seven kadın…seven kadın…
Peki, bu devranın gidişatı nasıl gelişir? Zaman içinde siz erkekler, kendinizi toparlamanıza, ayaklarınız üstünde güvenle durmanıza yardımcı olan ve her gördüğünde eski yıkık halini hatırlatan kadından kurtulmaya çalışırsınız.
Ve ne acıdır ki palazlandığında ki ilk işi bu olur. (çoğunun)
Ve o kadının kimyası bozulur ister istemez. Çünkü hayatını senin yörüngen üzerine kurmuştur (aptalca bir yaklaşım, o ayrı). Baba evinden aldığın kadın, koca evinde erkeği ve kadınlığı öğrenir. Ve kaderine bağlanırken de analarından gördüğünü yapar. Önce erkeğin…önce erkeğin…
Kadının çalışanı da çalışmayanı da eğer yüreği bir gönle düşmüşse onun için canla başla uğraşır. Kadın sevildiği yerde durur, bunu geçmişe dayalı bazı yazılarımdan hatırlayacaksınızdır. Defalarca aynı şeyi söylerim. Kadın, kimliğine saygı duyulan, konuştuğunda dinlenildiği, olanın paylaşıldığı ve sevildiği yerde kalmak ister. Aç olması, istediğinin alınamayışı, onun derdi asla olmaz. (ha bir de ben soyucu ve yıkıcı hemcinslerimden bahsetmiyorum. Zira bazen benim de hemcinslerim yüzünden utandığım anlar olmuyor değil)
Şu gerçeği kabul etmek lazım ki çalışan kadın; evine, kocasına ve evlatlarına sahip çıkıyor, onların hizmetini geri koymuyorsa beyler, o kadınların ayaklarının altını öpün derim. Hele hele şimdi ki zamanda böyle edebiyle hem çalışacak hem ailesi için kendini yoracak kadın sayısı çok az bilesiniz.
Başlıkta ne yazmışım ben; “Kadının çilesi”. Kadın için çile nedir biliyor musunuz? Sevilmediğinde çiledir. Takdir görmediğinde çiledir. Hayatı paylaşmadığınızda çiledir. Dışarıda zaten onca insanın kaprisini çekerken eve geldiğinde ayaklarını uzatıp oturamadığı halde senin tarafından “Oturduğun yerden iş yapıyorsun” aşağılaması çiledir.
Şimdi köşemde buluştuğum ağabeylerim de şunu söyleyeceklerdir: “E ama bizim yükümüz daha fazla, onların da çenesi bizi yoruyor. Sürekli şikayet edip vır vır konuşuyorlar.”
Evet, haklısınız ancak şunu anlamanızı çok isterim. Kadın sevilmediğinde ve kıymet bilinmediğinde çok konuşur. Evet, yükünüz de ağır haklısınız ancak kadını idare etmeniz inanın çok kolay. GÖNÜLDEN SEVİN ve GÜVEN VERİN. Kadın; güvenebildiği, sevildiği adam için dünyayı değiştirir. BİLİN!
Evde otursa sizin ağırlığınız, onun ruhuna ağır. Çünkü siz dışarı gidip iki tek atıp iki de göz banyosu yapınca eve yaklaşana kadar mutlu, evdekine zulüm edecek kadar evin kapısında nemrutsunuz.
Çalışan kadın olsa arkadaşları ile bir yere gidemez çünkü evde koca bir bebeği vardır. Üstelik mutsuzdur. Sen “Hava alacağım” diye çıkıp saatlerce dönmediğinde o, hem sabah erken kalkıp işe gitmenin hem de gece gelecek olan senin ne durumda döneceğinin derdindedir.
Yani diyeceğim o ki güzel kardeşlerim; sana rağmen senin elini tutmaya çalışan kadınına söz söyleme inan ağzın lal olur.
Yarın kaldığımız yerden devam etmek ve görüşmek üzere. Huzur ve şansla kalınız inşallah.
Sevgiler…
Bakmadan Geçme





