Advert
Advert

Deprem Araştırma ve Merkez Müdürü Sözbilir'den çarpıcı açıklamalar

Deprem Araştırma ve Merkez Müdürü Sözbilir'den çarpıcı açıklamalar
Deprem Araştırma ve Merkez Müdürü Sözbilir'den çarpıcı açıklamalar Küçük Menderes
test Bu içerik 453 kez okundu.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Merkez Müdürü Profesör Doktor Hasan Sözbilir, dün TV9 İzmir’de canlı yayın konuğu oldu. Sözbilir, İzmir’in Seferihisar açıklarında meydana gelen 6.6'lık depremin ardından çok sayıda konu hakkında uyarılarda bulundu.

Profesör Doktor Sözbilir, "Göçük altında kalan insanlarımızı kurtarma çalışmalarının çok hızlı bir şekilde yürütüldüğünü söylemek istiyorum. Bayraklı mevkiinde çok ciddi bir çalışma yapılıyor. Gerek AKUT ekipleri gerek AFAD ekipleri gerekse diğer ekipler, burada çok önemli başarılara imza atıyor. Doğanlar Apartmanı ve Rıza Bey Apartmanı'nda da göçük altında insanlarımız olduğunu biliyoruz. Bu insanlarımızı kurtarmak için canla başla çalışıldığını söyleyebilirim" dedi.

"Şiddeti 8.0, büyüklüğü 6.6 idi"

Sözbilir, Aydınlık Gazetesi'ne yaptığı açıklamada depremin şiddetinin 8.0 olduğunu ifade etmişti. Bu konuya açıklık getiren Doktor Sözbilir, "Deprem ölçümlerinde iki farklı parametre var: Büyüklük ve şiddet. Bunlar, birbirinden farklı parametreler. Büyüklük, sismometrenin verdiği değerdir. Sismometre, bir değer veriyor ve o değerin büyüklüğü depremin şiddeti anlamına geliyor. Kısacası enerjinin büyüklüğü ile bağlı bir durumdan söz ediyorum. Diğeri ise şiddet ve yıkım derecesini anlatır yani binalar yıkıldığında, insanlar can verdiğinde o şiddetin 8'e kadar çıktığını söylüyor bize. Şiddet, dediğimiz değerler, Romen rakamları ile yazılır. Birden on ikiye kadardır. Dolayısıyla biz, 8.0 şiddetinde bir depremle sarsıldık. Depremin büyüklüğü ise 6.6’ydı" ifadelerini kullandı.

İzmir'de yıkılmayan çok sayıda bina hasar almış durumda

Sözbilir, İzmir'deki bina stokunun depreme hazırlıklı olmadığını da dile getirerek, "Bu sadece İzmir için değil, Türkiye ölçeğinde bir problem. Türkiye ölçeğinde de depreme dayanıklı olmayan çok sayıda bina var. Deprem niteliklerine göre yapılmamış, özellikle yaşlı binalar olarak adlandırdığımız yani 1999 depreminden önceki binalar ya da 30 ila 40 yıl arasındaki binalar diyelim bu binaların zemin etüdü yapılmamış. Şu andaki yönetmeliklere göre bir yere bina yapmak ya da imara açmak için öncelikli olarak jeolojik etüt çalışmasının yapılması lazım. Jeoloji mühendisleri oraya gider, zemini inceler, o bölgedeki kayaları inceler, fay var mı yok mu onları inceler ve binanın etrafında, sağında, solunda ne tür özellikler var onları incelerler. Akabinde sondaj çalışmaları yapılır ve o sondajlardan örnekler alınır. O örneklere göre zeminin taşıma etüdü yapılır. Bu çalışma sonrasında orası, yerleşime uygun alandır, burası önlemli alandır. Yani kısacası ayrıntılı jeolojik çalışmalardan sonra yerleşim yeri olup olamayacağına karar verilir.

Mesela bazı yerler, yerleşim yerlerine uygun değildir. Türkiye'deki özellikle eski yapılarda zemin etüdü yapılmadan binalar yapılmıştır. Dolayısıyla biz, zemini anlamadan üzerine bina dikmiş oluyoruz. Tabi ki bina yapılırken kurallara ne kadar uyuluyor onu da sorgulamak lazım. Malzemeden çalma anlamında, olması gereken çimentonun kullanılmaması anlamında, inşaat sırasında da müteahhitlik sırasında da ciddi problemler yaşanabiliyor. Dolayısıyla bu tür yapılar, Türkiye'de hala var. Özellikle İzmir ölçeğinde baktığımızda deprem sonrasında 17 bina yıkıldı ancak şu an yıkılmayan fakat hasar almış çok sayıda bina olduğunu söylemek mümkün. Şu an yaşanan artçı depremlerle bu hasarlar artabilir. Pazar günü Rıza Bey Apartmanı'ndaki çalışmalar esnasında yanındaki bina belli bir ölçüde yattı ve bu durum, bize orada alan hasarı olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu.

 

"Fayların önemli bir bölümü kent merkezinden geçiyor"

Sözbilir, daha önce yaptığı açıklamalar kapsamında deprem kapsamında Acil 5 Adım'a vurgu yaparak şunları söyledi: "Bu adımlardan ilki fay yasası. 60'lı, 70'li yıllarda Amerika'da ve gelişmiş ülkelerde çıkarılmış durumda. Bizde henüz fay yasası çıkarılmış değil. Fay yasası şu anlama geliyor: Örneğin, 1999 depreminde fayın geçtiği yerlerde yaklaşık 4.5 metrede yırtılmalar gerçekleşti. Dolayısıyla fayın üzerinde oturma hakkına sahip değiliz. Dünyada her yerde böyledir. Fayın üzerindeki yerler yapılaşmaya kapatılmıştır ya da çok kısıtlı yapılaşmaya izin verilir. Yani oralar, yapılaşmaya uygun olmayan yerlerdir.

Türkiye'de 485 adet fay var ve bunların önemli bir bölümü kent merkezinden geçiyor. Bu fayların üzerinde yapılaşmalar var. Dolayısıyla üzerinde olmamamız gereken yerlerde yapılarımız çok fazla. Bu konunun gündeme getirilmesi lazım, ardından da ne tür yapılaşmaya gidilebilir konusunu irdemelek adına çalışmalar başlatıldı. Bu çalışma, aslında Elazığ Depremi'nin ardından Türkiye’de başlatıldı. İçişleri Bakanlığı nezdinde Bakanımız Süleyman Soylu başkanlığında bir ekip kuruldu ve bu ekip, fay yasasını yazmaya başladı. O ekibin içinde ben de varım, fay yasasının yazılmasında ben de destek sağlıyorum ve bu yasayı Mart ayına kadar bitirmeyi düşünüyoruz. Bu yasa tamamlandığında bunun uygulama süreci de olacak. Kısacası 'Türkiye'de hangi faylar üzerindeki yapılaşmaya engel olacağız?' sorusunu çözümlemiş olacağız."

”Deprem master planı dört dörtlük yapıldığında..."

Sözbilir, daha önceki açıklamalarında "10 yıldır master planı istiyoruz" cümlesine de açıklık getirerek, "Bahsedeceğim beş adım, birbirine bağlantılı adımlar. Deprem master planı demek, depreme hazırlıklı olmak demek. Siz, deprem master planını il il yaptığınız zaman depreme hazır bir il durumuna geçiyorsunuz. Şu anda Türkiye'de depreme hazır sınıfına giren tek il İstanbul çünkü sadece İstanbul'un deprem master planı yapılmış. Kısacası 81 ilin sadece birinde deprem master planı var ve bu kapsamda İstanbul'un pek çok yerinde kentsel dönüşüm başlamış durumda. Tabii benzer şekilde İzmir'de de çok eski bir deprem master planı var.

Aslında Türkiye’de ilk deprem master planı, 1999 depreminden önce İzmir'de yapıldı. Bu plan 2000 yılında bitti ve İzmir'de şu an o uygulanıyor ancak 2000'de bitmiş bir deprem master planının 2020'de uygulanması çok yanlış çünkü aradan 20 yıl geçmiş. 20 yılda İzmir'de çok sayıda yapı, bina, yol yapılmış. Şu anda biz, 20 yıl önceki bir plana göre yapılaşmaya çalışıyoruz ve ona göre önlem almaya çalışıyoruz. Dolayısıyla deprem master planlarının sürekli yenilenmesi gerektiğini ve ona göre hareket edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

Deprem master planında il düzeyindeki tüm binalar önce kontrol edilir; yaşı, ne zaman yapıldığı, hangi özellikleri taşıdığı, statik projeleri nasıldır, nerelerinden fay geçer, zeminleri nasıldır bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım. Daha sonra örneğin 6.9 büyüklüğünde bir deprem olursa 'İzmir'in neresi, nasıl etkilenir?' sorusu kapsamında bunu önceden ortaya çıkarabiliyor ve önceden bilebiliyoruz. Bu sayede deprem öncesi o binaları kentsel dönüşüme sokarak yine depremden önce iyileştirebiliyoruz. Yine aynı senaryoya göre depremden sonra hangi yollar açık kalıyor, nereden depremzedelere ulaşılabiliyor onların da planı çıkmış oluyor. Kısacası deprem master planı, bir bütün olarak uygulanıp dört dörtlük yapıldığında o il, depreme hazır bir il haline gelmiş oluyor" cümlelerini kurdu.

"Çürük raporu olduğu halde içinde hala insanlar yaşıyor"

Kentsel dönüşüm kapsamında uzun yıllardır yürüyen sistemin daha farklı olduğunu da vurgulayan Sözbilir, "Kentsel dönüşüm kapsamında doğal afetlere göre planlamalar yapılmıyor. Bina analizlerini yaptırmak için insanlar başvuruda bulunuyor. İnsanlar, dilekçelerle 'Deprem performans analizi yaptırmak istiyoruz' diye geliyor ancak o analizi yaptırmak için de apartmandaki herkesin imza atması zorunluluğu var. Biz, bu analiz karşılığında bir fiyat veriyoruz. O fiyata karşın iki ev sahibi, 'Bu fiyatı ödeyemem' derse o analiz yapılamıyor ya da para verildi ve biz analizi yaptık, bina çürük çıktı. Bu kez, belediyeye başvurmak gerekiyor. O başvuru anlamında binanın yıkılmasını istemeyen vatandaşlar, buna karşı çıkıyor ve yine bir sonraki adım atılmıyor. Bu yüzden İzmir'de çok sayıda binanın çürük raporu olduğu halde içinde hala insanlar yaşıyor" dedi.

"10 ila 20 gün arasında yaşayabilir"

Depremde ilk 72 saatin altın saat olarak adlandırıldığını ve umudun olduğunu kaydeden Sözbilir, "Deprem sonrasında ilk 72 saat, altın saatler olarak adlandırılır yani insanın üç gün boyunca susuz kalmasına dayalı bir durumdan bahsediyoruz. Eğer enkaz altındaki kişi, kendisine orada bir yaşam alanı bulduysa, su içebiliyorsa çok daha uzun süre yaşayabilir. Enkaz altında kendine yaşam alanı oluşturan bir kişi, 10 ila 20 gün arasında yaşayabilir ancak kişinin yanında hiçbir şey yoksa hava alamıyorsa, içecek suyu da yoksa işte onun için ilk 72 saat çok kıymetli. Bina, belli bir yıkımdan geçtikten sonra enkaz altında kalan o kişinin nerede bulunduğu, yanında neler olduğu çok önemli.  Geçmiş depremlerde kendine yaşam alanı yaratan kişilerin neredeyse 15-20 gün enkaz altında yaşadığını deneyimledik" diye konuştu.

"Her profesör, deprem uzmanı demek değildir"

Sözbilir, deprem hakkında konuşan her profesörün açıklamalarının doğru olmadığının da altını çizerek, "Biz, toplum olarak profesör atfedilen ya da medyatik herkesi her konuda uzman yapabiliyoruz. Türkiye'de deprem hususunda belli uzmanlığa erişmiş insan sayısı aslında çok az. Bugün basına çıkan, televizyonlarda konuşan insanların dörtte üçü konudan bihaber insanlar. Bugün dünyanın geldiği bilimsel çerçeve içinde 'Önümüzdeki günlerde şurada deprem olacak, bugün deprem olacak' diyecek bir veri,henüz yok. Onu söyleyen insanlar, tamamen sansasyonel haber yaratmak isteyen insanlar. Mesela, bana bir haber geldi, '10 gün içinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem meydana gelecek' şeklinde bir haber yapılmış. Bu haberi yapan insanlar, belli derneklerin sahipleri ve şu anda İzmir Büyükşehir Belediyesi'nden çok ciddi anlamda büyük paralar alarak deprem gözlem istasyonları adı altında yerler kurmaya çalışıp kurumları kandırmaya çalışıyor. Büyükşehir Belediyesi'nin buna mutlaka engel olması lazım. Bu çalışmaların bilimle alakası yok.  Böyle bir durumda halkın parasıyla rant sağlanmaya çalışılması çok büyük bir hatadır, bundan daha büyük bir hata olamaz.

Burada yapılması gereken şey çok belli, bu depremde zarar ve hasar görmüş binalar var. Hızlı bir şekilde o binaların iyileştirilmesi ya da yıkılması lazım. Biz, hiçbir zaman şu anki bilimin geldiği noktada, 'Beş gün sonra deprem olacak, yedi gün sonra 7.0 büyüklüğünde deprem olacak' tarzında cümleler kuramıyoruz, böyle de bir şey yok. Bunu söyleyenler, bilimsel ortamdan uzak insanlar. Her profesör, deprem uzmanı demek değildir. Özellikle bu konuda konuşan insanlar, son 30 yılda bir tane bile çalışma yapmış değiller. O yüzden biz devlete bir öneride bulunduk ve dedik ki 'Koronavirüs döneminde oluşturulan bilim kurulu gibi deprem için de bir bilim kurulu oluşturalım, sadece devlet tarafından uzmanlığı kesin kişiler topluma bilgi versin' dedik. Bu, yakın bir gelecekte yapılacak. Önerimize sıcak baktılar. Şu anda Türk televizyonlarında konuşan çok sayıda kişi doğru söylemiyor. Şu anda kimse gelecekle alakalı 'Şu gün deprem olacak, bugün deprem olacak' diye bir şey söyleyemez. Henüz öyle bir bilim dalımız yok bizim ancak şu da var İzmir'de 17 fay var, şu an bu 17 fayın 17'si de kırılmadı, denizdeki bir fay kırılmadı. İzmir'de 330 yıldır yıkıcı bir deprem yaşanmadı. Yer kabuğundaki hareketleri anlamak o kadar kolay değil" ifadelerini kullandı.

Programın tamamı TV9 İzmir'de

DEÜ Deprem Araştırma ve Merkez Müdürü Profesör Doktor Hasan Sözbilir'in açıklamalarını TV9 İzmir Facebook ve Youtube adresi üzerinden seyredebilirsiniz.

Ece Köseoğlu

 

 

 

Sende Yorumla...
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ödemiş ve Kiraz'daki projeler 2021'de bitecek
Ödemiş ve Kiraz'daki projeler 2021'de bitecek
Pazarlarda sadece gıda satılacak
Pazarlarda sadece gıda satılacak