Estetik şehir!

Gününün belli bir bölümünü sanata ayırmayan, okumayan ve yazmayan öğrencilerime kızdığım olur bazen… Neden kızarım: Çünkü...

Gününün belli bir bölümünü sanata ayırmayan, okumayan ve yazmayan öğrencilerime kızdığım olur bazen… Neden kızarım: Çünkü hayvanlar da yiyip içerler, dışkı çıkarırlar ve uyurlar. İnsanın hayvandan farkı vardır.

Sorarım onlara, “Okumuyor, izlemiyor ve gezmiyorsak hayvanlardan farkımız nedir?”

Sanat deyince aklımıza estetiğin beslediği ruhumuz gelir.

Bazı akşamlar şöyle bir dolaşmaya çıkarım. Hem yemekten sonra biraz bağırsak ve midemi rahatlatayım hem de gözüm gönlüm açılsın niyetiyle Ödemiş’in farklı cadde ve meydanlarını adımlarım.

Şimdilerde salgın nedeniyle saat 21.00’den sonra sokağa çıkma yasağı getirildiği için eskisi gibi “Haydi şöyle bir gezinti yapayım” diyemiyoruz. Ayrıca uzaktan eğitim nedeniyle öğrencilerimizle yüz yüze olamadığımız için bazı akşamlar ders dışı muhabbetler kuruyoruz.

Bu yıl biliyorsunuz okullarımız, salgın nedeniyle doğru dürüst açılamadı. Bu yüzden liseye yeni başlayan 9’uncu sınıf öğrencilerimizle birbirimizi görme şansı elde edemedik.

“Canım görmesiniz de bu iş uzaktan, bilgisayar üstünden olmuyor mu?” diye sorabilirsiniz.

Doğru, eğitim süreci her zaman yüz yüze olacak diye bir kayıt yok fakat özellikle okula yeni başlayan öğrencilerin öğretmen tarafından tanınması gerekiyor. Öğretmen, anlattıklarının öğrenci tarafından algılanıp algılanmadığını bilmeli ve hissetmeli.

Düşünün; bir sınıfta “Öğretmenim, okuduklarımdan bir şey anlamıyorum” diyen öğrencileriniz de olabiliyor, sizin ne söyleyeceğinizi daha bitirmeden kavrayan öğrencileriniz de. İşte bu yüzden eğitim sürecinin ağırlığı, yüz yüze eğitime verilmeli. İşte bu yüzden bazı akşamları derslerine girdiğim öğrencilerle ders dışı muhabbetler yapmaya başladım. Gündüz EBA’nın belirlediği saatlerde derse girmeyen veya girmek istemeyen öğrenciler bile akşam çay ve çekirdek eşliğinde yapılan muhabbetlere katılıyor.

Konuyu dağıtmayalım.

Facebook’ta gezinirken geçtiğimiz yıl Aralık ayında ‘şöyle bir gezinti yaparken’ çektiğim bir fotoğraf ile karşılaştım. Fotoğraf, Ulus Meydanı’ndan. Biliyorsunuz Ulus Meydanı, Ödemiş’in en merkezi ve en eski meydanlarından. Tam olmasa da çevre ilçe ve mahallelerle kesişme noktası. Garaj ve tren garı burada. İzmir, Tire, Bayındır, Beydağ ve Kiraz yönüne giden araçlar buradan dağılıyor. Deyim yerinde ise Ödemiş’in yüzü gibi. Yazı için kullandığım fotoğraf renkli olmadığı için ruhta bıraktığı estetik güzelliği tam olarak fark edemeyeceksiniz.

Bir kentin cadde ve meydanlarında dolaşırken içiniz açılmalı. Estetik, ses ve renklerin uyumudur. Estetik, göze ve kulağa hitap eder. “İnsanda güzel duygusu uyandıran, güzellik duygusuna uygun olan, güzellik duygusuyla ilgili.” TDK sözlüğü böyle diyor. Dikkat edin, ‘insanda’ kelimesi ile başlıyor.

Estetik, sanatı oluşturur. Edebiyat da sanatın önde gelen bir kolu değil mi? Özellikle şiir…

Son dönemde kimi şehirlerimiz, ‘sakin şehir’ unvanı alma peşinde. Örneğin Seferihisar. İstanbul’un dikkatini çektiği için son dönemin gözde beldesi. Bu tip unvanlar, biliyorsunuz hem uluslararası hibelerden yararlanma olanağına sahip oluyor hem de gezi rehberlerinin ilgi alanlarına giriyor.

Hani diyorum, literatürde olmasa da Ödemiş de ‘estetik şehir’ unvanı alsa… En azından biz sakinler olarak şöyle bir geziye çıktığımızda gözümüz gönlümüz açılsa, dışarıdan gelenler de özellikle Ödemiş’in bu estetik görüntülerinin resmini çekmek için ilçemize gelse… Tabii sadece ilçe merkezi değil. Çevre mahallelerimizin görüntüleri, hiç de ruh açıcı değil. Estetik bir elin meydanlara dokunması, göze batan çıkıntıları törpülemesi gerekiyor.

Yaşadığımız yerleri güzelleştirmek bizim elimizde.

Bakmadan Geçme