Dil, toplumun aynasıdır

Dil toplumları bir ara tutan, toplumların ulus/millet olma özelliklerini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bir toplumun...

Dil; toplumları bir ara tutan, toplumların ulus/millet olma özelliklerini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bir toplumun ortak bir dili yoksa ortak bir geçmişi de yoktur; büyük ölçüde geleceği de olmayacaktır.

Gelenek ve göreneklerin en büyük taşıyıcısı, kullanılan ortak dildir.

Türkçe, tarih sahnesine bilindiği gibi bugünkü Moğolistan sınırları içinde kalan Orhun Vadisi çevresinde ortaya çıkmıştır. Eldeki en eski yazılı tarihi belgeleri de 8. yüzyıla ait olan Orhun Yazıtları adı verilen büyük dikili taşlar üzerine yazdırılan metinlerdir.

Türkler; tarih boyunca dünyanın değişik bölgelerine göç etmişler, doğal olarak da dillerini gittikleri yerlerde konuşulan dillerle kaynaştırmışlardır.

9 ve 10. yüzyıldan itibaren batıya göç etmeye başlayan Türkler, sonraki 1000 yılda başta Arap, Fars ve batıdaki bazı uluslarla kültür alışverişine girmişlerdir. Dil; bu alışverişin en önemli göstergesi olmuş, 15 ve 20. yüzyıllarda özellikle Arapça ile Farsçanın etkisi altına girmiştir. Bu etkileşim, en çok edebiyat ve hukuk dilinde kendini göstermiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte yeni cumhuriyetin kurucuları; Tanzimat’tan beri gelen dilde öze dönme çalışmalarına hız vermişler, Arapça ile Farsçanın etkisini kırabilmek için önemli çalışmalar yapmışlardır.

1928 yılında Arap harfleri yerine Latin harfleri kullanılmaya başlanmış, 1932 yılında da Türk Dil Kurumu kurularak bu kopuşun hızı arttırılmıştır.

Bu genel girişin ardından bugünkü yazımda ele almak istediğim konuya girmek istiyorum.

Osmanlıca adı da verilen Türkçe, Arapça ve Farsça karışımı; adına Osmanlıca da denilen karma dilin karışıklığı bugün de devam etmektedir. Bu karışıklığa son yüzyılda başta İngilizce olmak üzere Batı dilleri de dahil olmuştur.

Öyle ki gözünüzü nereye çevirseniz mutlaka bir yanlışlıkla karşılaşıyorsunuz.

Elbette saf bir dil kullanmak, bugün için mümkün değildir ama hedef anlaşılabilir ve kendi içinde belli kuralları olan bir dil olmalıdır.

Örneğin, sanıyorum hemen bileceksiniz; bir pidecimiz belki bilerek belki de farkında olmadan PİDEJİ yazma gereği duymuş tabelasına!

Konuyla ilgili denetim kurulu olmadığı gibi belli ki dille ilgili duyarlılık da kalmamış!

Yanlışlık aramaya gidersek yığınla…

Ama ben bu yazımda özellikle bir konuya dikkat çekmek istiyorum.

  1. yüzyılın ikinci yarısında hayatının önemli bir bölümünü Birgi’de geçirmiş, İslam dünyasında isim yapmış bir alim olan ve bugün İmam Birgivi olarak bilinen Muhammed bin Ali’nin adının yanlış yazılmasıdır. Döneminde Zeynüddin lakabı ile de bilinen Muhammed bin Ali, Birgi’de yerleştiği için Birgili (Birgivi) olarak anılmış ve İmam Birgivi diye ün salmıştır.

Bugün, Ege Bölgesi başta olmak üzere ülkemizin birçok bölgesinden ziyaretçisi vardır.

Adın doğru yazılışı İmam Birgivi’dir. İmam-ı Birgivi, İmam’ı Birgivi ya da İmamı Birgivi yazılışları doğru değildir. Birgi’de bile farklı yazılışları karşımıza çıkar.

İmam Birgivi, Birgili İmam demektir. Buradaki Birgi sözcüğünün sonundaki ‘vi’ eki, Farsçada Türkçede kullanılan ‘-lı, -li’ yapım eki anlamı verir.

İmam Birgivi; çok genç yasta vefat etmesine rağmen Arap dili grameri, ahlak, tasavvuf, fıkıh, akaide, tefsir, kıraat ve hadis gibi sahalarda çoğu Arapça, birkaçı Türkçe olmak üzere altmışa yakın eser ortaya koymuş.

Birgi’ye gelen ziyaretçilerin çoğu bu kitaplarından birini bile okumadığı gibi ne yazık ki şu vasiyetini de bilmezler: “Çoluk-çocuğuma vasiyetim olsun ki üzerime sesli ağlamasınlar. Allah-ü Teala’dan rahmet ve mağfiret istesinler. Öldüğüm günde, yedisinde, kırkında, sene-i devriyesinde yemek pişirip ziyafet vermesinler fakat sevabını ruhuma hediye etmek üzere sadaka versinler. Dua ederken beni hatırlasınlar, unutup gitmesinler. Yine çocuklarıma vasiyetimdir ki dünyaya düşkün olup mal, mevki ve makam peşinde koşmasınlar. Allah-ü Teala’ya tevekkül edip faydalı ilimleri öğrenmeye ve bunları yaymaya çalışsınlar. Salih ameller işlesinler ve takva üzere olsunlar, haramlardan sakınsınlar.”

Geçtiğimiz yıl sonu İmam Birgivi ile ilgili Ödemiş’te yapılan sempozyumda sunulan bir iki tebliği Harman’ın gelecek sayısında yayınlamaya çalışacağız.

Lütfen dile ve düşünceye biraz daha dikkat…

Not: Bu yazı, gazetemizin 12 Şubat 2014 tarihli sayısında yer almıştır.

Bakmadan Geçme