Demokratik-laik-sosyal hukuk devleti

Anayasamızın 2. maddesinde 'Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,...

Anayasamızın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti; insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” denmektedir.

Burada tanımlanan hukuk devleti; “eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, var olan hak ve özgürlükleri koruyan ve her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu güçlendiren, anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir”.

Anayasamızın 10. maddesinde ise “Herkes; dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz” denmektedir.

Anayasamızın “genel esaslar” başlığı altında belirlenen bu maddelerinden de anlaşılacağı gibi “laiklik”, “adaletli bir hukuk düzeni”, “kanun önünde eşitlik”, sosyal bir hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarındandır. Ülkeyi yönetenler; Cumhuriyetimizin bu temel ilkelerine, sosyal hukuk devletinin bu koşullarına özen göstermek zorundadırlar. “Anayasaya uyacağım” diye namusu ve şerefi üzerine yemin ederek göreve başlayan yöneticilerimiz, bu ana kurallardan uzaklaştıklarında ekonomiden dış siyasete kadar her alanda ülkemiz sıkıntı içine girmektedir.

İlkelerin en önemlilerinden biri laikliktir. Gazetemizin başarılı köşe yazarlarından Selim Şahan, “Laiklik neden önemli?” başlıklı yazısında konuyu güzel ve açık bir şekilde anlatmıştır. Tek cümle ile özetlemek gerekirse laiklik; bizi bir arada tutan, inançlarımızı özgürce yaşamamızı sağlayan, demokrasinin olmazsa olmaz kuralıdır.

Devleti ayakta tutan ikinci önemli ilke ise hukuk devleti ve yargı bağımsızlığıdır. Son yıllarda ne yazık ki ülkemizde hukuk devleti kuralları uygulanmaz olmuş, vatandaşların yargıya ve adalete güvenleri azalmıştır. Bağımsız olması gereken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değiştirilerek dolaylı olarak siyasi erke hatta tek kişiye bağlanmıştır. Anayasanın 10. maddesinde belirtilen “herkesin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacağı” ilkesi unutulmuştur.

Ülkemizde bazı kişiler ve ülkeyi yönetenler suç işlemekte, siyasi baskı altında olan kamu görevlileri ise dava açmaktan çekinmektedirler. Bu kişiler suç işlediklerinde gereği yapılmamakta, gariban vatandaşlar suç işlediklerinde ise anında gereği yapılmaktadır. Kanun önünde tüm vatandaşların eşitliği sözü havada kalmaktadır. Bu durum, vatandaşlar tarafından gözlenmekte ve yargıya olan güveni azaltmaktadır. Görevden alınan eski bir bakan, “Hakkımda hazırlanan belgelerin hepsi doğrudur, ben görevimi kötüye kullanma suçunu işledim, diğerleri gibi hırsızlık yapmadım, tarafsız bir savcı konuyu soruştursun” dediği, ikrarda ve ihbarda bulunduğu halde hiçbir savcının harekete geçmemesi, hukukumuz açısından acıdır.

Yeri gelmişken burada bir olaydan söz etmenin tam zamanıdır diye düşünüyorum. İngiltere’de doktora yapan Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk tarafından hukuk reformu yapmakla görevlendirilir. Bakan, hazırladığı reform taslağında savcılar için “Cumhuriyet Savcısı” unvanını önermektedir.

Atatürk’ün başkanlık ettiği komisyonda üyeler, “Neden sadece savcılar için ‘Cumhuriyet Savcısı’ denmiş? Niye ‘Cumhuriyet Başbakanı’ değil, ‘Cumhuriyet Bakanı’ değil, ‘Cumhuriyet Valisi’ değil, ‘Cumhuriyet Müsteşarı’ değil, ‘Cumhuriyet Büyükelçisi değil?” diye Mahmut Esat Bozkurt’a yüklenmişler.

Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt’a dönerek “Ne diyorsun?” diye sorduğunda Adalet bakanının cevabı, çok net ve ders verir şekilde olmuştur. Mahmut Esat Bozkurt: “Çünkü öyle zaman olur ki cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, validen, müsteşardan ve büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır”. Atatürk, cevaptan memnun kalmıştır. Gülümseyerek komisyon üyelerine bakmış, herkes susmuş ve tasarı onaylanmıştır.

Kamuoyunda bazı siyasi kişilerin, siyasi kişilere yakın olanların bu suçlara bulaştığı kanısı yaygın olmasına karşın yargı siyasallaştığı ve bağımsız olmadığı için ne yazık ki haklarında adli bir soruşturma, kovuşturma yapılamamaktadır. Hukuk devleti açısından baktığımızda bu, iyi bir görüntü değildir.

Ülkemiz bir an evvel bu görüntüden kurulmalı, anayasamızın emrettiği gibi gerçekten demokratik, laik, insan haklarına saygılı, temel hak ve özgürlükleri garanti altına almış, sosyal bir hukuk devleti kimliğine kavuşturulmalıdır.

 

Bakmadan Geçme