Yanlış bir yasanın yol açtığı sosyal felaketler

1800'lü yılların sonlarında İngiltere, sömürgeleriyle birlikte dünyanın neredeyse dörtte üçüne sahipti. Sanayi kapitalizmi sayesinde ülke, ekonomik...

1800'lü yılların sonlarında İngiltere, sömürgeleriyle birlikte dünyanın neredeyse dörtte üçüne sahipti. Sanayi kapitalizmi sayesinde ülke, ekonomik bir zenginlik merkezine dönüşmüştü. Kraliçe Viktorya, 60 yıl tahtta kaldı ve o döneme adını verdi ancak bu dönem İngiltere'de kimileri zenginleşirken pek çok kişi de bir güvenlik ağının dışında bırakılıp görmezden geliniyordu.

  1. yüzyıl İngiltere'sinde kadınların toplumsal olarak pek bir rolü yoktu. Oy kullanmaları yasaktı. Katı kurallara tabiydiler ve geleneksel olarak kocalarından aşağı bir statüde yer alıyorlardı. Bacaklarını bileklerinin üzerinden örtmek ve 'krinolin' adı verilen kabarık etekler giymek zorundaydılar. Bu etekler; sadece güzel göründüğü için değil, kabarıklığından dolayı karşı tarafla aradaki mesafeyi uygun tutması açısından da tasvip edilen bir kıyafetti. Bu dönemde kraliçenin etkisiyle annelik, çok yüksek bir erdem kabul edilip neredeyse putlaştırıldı. 19. yüzyılın saygın İngiliz toplumunda evlenmemiş annelere karşı oldukça acımasız görüşler hakimdi. İdeal bir kadın evlenmeli, sadece eşi ve çocuklarıyla ilgilenmeliydi. Evlilik dışı ilişki yaşayan ve işçi sınıfından olan kadınlar, düşmüş kadınlar olarak kabul ediliyordu. Toplumun orta sınıfındaki diğer kadınlar, bu kadınlara acıyorlardı.

Nüfusu kontrol etmek ve finansal yükü azaltmak için hükümet, 19. yüzyılın başında yeni yasalar çıkarmıştı. Bunlardan biri, babasız çocuklarla ilgiliydi. Bu yasayla bir çocuğun tüm finansal sorumluluğu anneye veriliyor, babasından ya da devletten para iddia etmesine engel olunuyordu. Böylece sadece bekar anneler suçlanmakla kalmıyor, erkeğe hiçbir sorumluluk yüklenmiyordu. Hatta erkekler evlilik dışı ilişki yaşamış oldukları için ödüllendirilirken kadınlar cezalandırılmış oluyordu. Hükümet, genç bir kadının finansal desteği olmazsa ve toplum tarafından dışlanırsa evlilik dışı çocuk yapmaktan sakınacağını, bu şekilde durumun önüne geçilebileceğini düşünmüştü.

Evlilik dışı hamile kalmış bir kadının bebeğin babası bu sorumluluğu kabul edip evlenmeye razı olmazsa pek fazla seçeneği yoktu. Eğer kendi ailesi kadına destek vermezse kadın tamamen çaresizdi. Toplumdaki kötü bakış açısı nedeniyle çoğu aile için de kızlarının evlilik dışı hamileliği kabul edilmesi, çok zor bir durumdu. Bu nedenle kadınlar, çoğunlukla kendi başlarına bırakılırdı. Toplumun merhametli ve böyle bir hale düşmüş insanlara acıyan kesimi bile evlilik dışı hamile kalmış bir kadına yardım etmezdi. Kürtaj ise yasadışıydı. Gizlice kürtaj yaptırılabiliyordu fakat bu, o dönemde oldukça tehlikeliydi. Ne yazık ki 19. yüzyıl İngiltere'sindeki sert toplum yapısı nedeniyle birçok genç kadın, dışlanmaya ve çaresizliğe dayanamayarak intihar etti.

İntihar yolunu seçmeyen dışlanmış bir kadının tek çaresi ise düşkünler evine gidip çalışmaktı. Düşkünler evi, Viktorya döneminin fakirliğe cevabıydı. Burada yoksul kimselere yiyecek ve barınak sağlanıyordu ancak bunlar bedelsiz değildi; insanlar çok yorucu işlerde çalıştırılıyordu. Yöneticilere göre fakir ve çaresiz olmak, ahlaki bir zayıflıktı ve aynı zamanda devletin parasının israfı anlamına geliyordu. İnsanların buradan uzak durup hayatını sürdürmek amacıyla iş bulması için düşkünler evinde hayat, kasıtlı olarak zor tutuluyordu. Çoğu düşkünler evinde şartlar çok kötüydü; soğuk odalar, bakımsızlık, sözlü ve fiziksel taciz hakimdi. İşte evlilik dışı hamile kalmış bir kadın, düşkünler evi gibi kötü bir ortama mecbur kalmamak için bebeğini terk etme yolunu seçiyordu. Pek çok kadın; bebeğini birinin bulup sahip çıkması, ona kendi verebileceğinden daha iyi bir hayat vermesi umuduyla kilise bahçelerine, köprü altlarına, nehir kenarı gibi yerlere terk ediyordu fakat bebeklerin çoğu, çok küçük oldukları için hava koşullarına dayanamayıp bulunamadan ölüyordu. O zamanlar çocukları koruyan çok az yasa vardı ve var olan yasalar da uygulanmıyordu. 1896'da polis tarafından bir sayım yapıldı. O yıl içinde ölü bulunan terk edilmiş bebek sayısı, sadece Londra'da 208 olarak saptandı.

O dönem İngiltere'de çocuk ölümleri çok fazlaydı. Hastalık ve beslenme yetersizliği nedeniyle özellikle şehirlerde yaşayan ailelerin çocukları, birinci yaş gününü göremeden ölüyorlardı. Çocuk ölüm oranı, %25'i buluyordu. Viktorya döneminde sokaklarda ölü çocuk görmek, ölü hayvan görmek kadar sık rastlanan bir durumdu.

Resmi evlat edinme kurumları yoktu. Hatta bu konuda çok az düzenleme mevcuttu. Çocukları başka birine vermek ya da satmak tamamen yasaldı. Gayrı meşru bir çocuğu gizli tutmanın yegane yolu, gazeteye ilan vermekti. Evlatlık vermek isteyenler de evlatlık almak isteyenler de bu yola başvuruyordu. Genelde çocuğu evlat edinmek isteyen kişi bu işi bedava yapmaz, anneden para alırdı. Çocuklar, satılık nesneler gibiydi. İşin daha kötü yanı evlatlık almak için ilan verenlerin çoğu, bebek çiftliği işleten kimselerdi. Bebek çiftliği, Viktorya döneminde yasal bir uygulamaydı. Çiftlikleri işletenler, genelde eski hemşireler ya da ebelerdi. Bu kimseler, bir seferlik ya da dönem dönem ödenen paralar karşılığında çocukları kabul eder, onlara bakarlardı. Gayrı meşru çocuğu olan kadınlar için bebek çiftlikleri, kurtarıcı niteliğindeydi.

Bebek çiftlikleri yasa dışı değildi ama izlemeleri gereken bazı düzenlemeler vardı. Çiftliklerin yerel yetkililer tarafından kayıt altına alınması gerekiyordu. Ayrıca bakabilecekleri çocuk sayısı konusunda da sınırlamalar mevcuttu. Ne yazık ki mevcut kurallar katı bir şekilde uygulanmadığından çiftlikleri işletenler bunlara nadiren uyuyordu. Krlarını arttırmak için çok fazla bebek alıyor, hatta bazen başka bebek çiftliklerine bebek satıyorlardı. Çiftliklere verilen bebeklerin çoğu açlıktan ölüyordu. İşletmeciler, çocukları daha az besleyip daha çok kr elde etmeyi amaç edinmişlerdi. Açlıktan acı çeken çocukları susturup uyutmak için o dönem eczanelerde satılan afyon temelli ilaçlar veriyorlardı. Sonunda bir gün bebek, açlıktan hayatını kaybediyordu. Bebek ölüm oranları yüksek olduğu için bu cinayetler dikkat çekmiyor, kimse konuyu araştırmıyordu. Bebekler ölünce kıyafetleri rehincilere verilip onlardan da kr elde ediyorlardı.

30 Mart 1896'da Thames Nehri'nde pakete sarılıp ağırlık bağlanmış bir bebek bulundu. Bebek, iple boğularak öldürülmüştü. Olay, dedektifler tarafından araştırılınca korkunç bir gerçeğe ulaşıldı. Nehirde yedi tane bu şekilde sarılmış bebek bulundu. Olayın ucu, Amelia Dyer adında farklı yerlerde 30 yıldır bebek çiftliği işleten ve para alıp bebeği teslim aldıktan sonra bebeklerden kurtulan bir katile çıktı. Bu kadın, 30 yıl boyunca en az 400 bebeği para kazanmak için kullanmış ve istediğini elde ettikten sonra onları öldürmüştü. Amelia Dyer, suçlarından dolayı idamla cezalandırıldı. Ne yazık ki bu, katledilmiş yüzlerce bebeği geri getirmiyordu.

Velhasıl Viktorya dönemi, kadınların aşırı katı kurallar ve yasalar nedeniyle intihara sürüklendiği ya da bebeklerini terk etmek zorunda bırakıldığı, çocuk cinayetlerinin görmezden gelindiği karanlık bir toplum yaratmıştı. Amelia Dyer'ın işlediği suçların korkunç boyutu, yetkililer için bir uyanma çağrısı oldu. Viktorya dönemi sona erip yeni bir yüzyıl başlarken çocuk bakımı için daha iyi düzenlemeler yapıldı ve bebek çiftlikleri de tarihe karıştı. İngiltere'de yaşanan bu talihsiz olaylar, bize yanlış yasaların ve şuursuzca onları destekleyenlerin neden olabileceği büyük sorunları göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Bakmadan Geçme