Güzellik anlayışının değişimi ve tehlikeli diyetler
İnsanoğlu, binlerce yıl besin yetersizliği ve bunun yol açtığı sorunlar yüzünden sıkıntı çekmiş bu nedenle şişmanlık...
İnsanoğlu, binlerce yıl besin yetersizliği ve bunun yol açtığı sorunlar yüzünden sıkıntı çekmiş; bu nedenle şişmanlık yakın dönemlere dek bir sağlık sorunu olarak görülmemiştir. Aksine vücudun yağlı olması, bir direnç göstergesidir. Örneğin sert buz devri koşullarında yaşayan insanlar için yağ, başarılı bir şekilde hayatta kalma ile ilgiliydi. Bu dönemde yaşayan insanlar yağlı, besleyici kemik iliğini çıkarmak için karkasları parçalamıştı. Besin, özellikle de hayvansal besinler çok değerliydi. Bu nedenle avladıkları hayvanların her bir parçasından yararlanmışlardı. Don yağı yani hayvanın iç yağı sadece beslenme için değil, birçok bakımdan önemliydi. Ev için ışık sağlıyor, giysi yapımından ilaç yapımına kadar birçok alanda kullanılıyordu.
İnsanların avcılık ve toplayıcılıkla uğraştığı zamanlarda da muhtemelen kilo bir problem değildi çünkü protein ağırlıklı besleniyorlar, bulabildikleri sebze ve meyveleri tüketiyorlardı. Üstelik hayat zordu ve sürekli hareket gerektiriyordu. Toplumlar, yerleşik hayata geçip tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başladıklarında bir önceki döneme göre yiyeceğe daha kolay ulaşmaya başladılar. Bu döneme ait buluntularda rastlanan şişman kadın figürleri ve insanların bunlara kutsallık atfetmelerine dair düşünceler, o dönemde şişmanlığın rahatsız edici bir durum olarak görülmediğini ortaya koydu.
Antik Yunanlılar, sağlıklı bir bedene sahip olmanın aynı zamanda sağlıklı bir zihne sahip olmak anlamına geldiğini savunuyorlardı. Vücutlarının bir Yunan tanrısı kadar biçimli ve kaslı olması için özellikle varlıklı ailelerden gelen erkekler, günde sekiz saat çalışıyorlardı. Şişman olmak sadece çirkin olmak demek değil, aynı zamanda zihinsel bir dengesizlik olarak kabul ediliyordu. Kadınlarda da aşırı şişman bedenler teşvik edilmiyordu fakat kadınlar doğum yaptıklarından, savaşçı bir bedene sahip olmaları da beklenmediğinden onların biraz şişman olmalarında bir sakınca görülmüyordu.
Aşırı şişman olmanın sakıncalarından ilk bahseden, M.Ö. 400'lü yıllarda yaşamış Yunanlı hekim Hipokrat'tı. Vücudunda yağ oranı fazla olan insanlarda ani ölümlerin az olanlara göre daha fazla olduğunu belirtmişti. Ayrıca sağlıksız uyku, ağrı, sızı ve sindirim sorunlarının kilolu kişilerde daha çok görüldüğünü vurgulamıştı. Romalı doktor Galen de bunun sağlıksız olduğundan bahseden hekimlerdendi. Müslüman hekim İbni Sina da eserinde aşırı şişmanlığın vücut hareketlerini kısıtladığından, solunumu zorlaştırdığından bahsetmiş; böyle kişilerin baş dönmesi, çarpıntı, felç gibi rahatsızlıklara karşı savunmasız olup ani ölüm riskiyle karşı karşıya olduklarını yazmıştı.
Orta Çağ, uzun ve özellikle Avrupa için zor bir dönemdi çünkü yenilebilecek ürün açısından çok zengin bir kıta değildi. Salgınlar, uzun süren savaşlar, dönem dönem yaşanan kıtlıklar, bu dönemi daha zor kıldı. Bu nedenle halk arasında kilolu olabilmek, sağlıklı olmakla eşdeğerdi. Yeterince besin alabilen birinin sağlıklı olduğu düşünülürdü ancak askerler arasında kilolu olmaya hoş bakılmıyordu. Şövalye sınıfının bir üyesi olmak, eğitimli ve zinde bir vücut gerektirirdi. Bu nedenle bir şövalye, kendine hakim olma ve yiyeceğinin fazlasını paylaşma erdemlerine sahip olmalıydı.
Rönesans dönemi sanat eserlerine baktığımızda dolgun hatlara sahip insanların yoğunlukta olduğu görülmektedir. Erkek vücutları genelde güçlü, kaslı hatta bazı eserlerde biraz yağlı olarak resmedilmiştir. Bu, o dönemde güç ve varlığı temsil ediyordu. Yine aynı dönemde büyük kadınlar, daha güçlü ve daha güzel kabul edildi. Doldun hatlar, doğurganlığı simgeliyordu. Örneğin Leonardo da Vinci, ünlü tablosunda Mona Lisa'yı kalın boyunlu, geniş omuzlu ve yuvarlak yüzlü olarak yani o dönemin güzellik anlayışına uygun bir şekilde resmetmişti. Titian ve Rubens'in eserlerinde de bu şekilde bedenler görmek mümkündür.
- yüzyılın sonlarında zayıf kadın imajı ortaya çıktı. Kadın vücudunun ince bel, yuvarlak omuzlar, uzun ince parmaklar ve narin ayaklarla eşanlamlı hale gelmesiyle şişmanlık, olumsuz bir durum olarak göze batmaya başladı. Bu toplumsal bakış açısı nedeniyle kadınlar, şişman olmasalar dahi daha ince olma kaygısına düştüler. Viktorya dönemi kadınları, işte bu güzellik standardı ile karşı karşıya kaldı. Fiziksel sonucu ne olursa olsun bir kadın; solgun, zayıf ve kırılgan görünmeliydi. Eskiden elbiselerin güzel ve biçimli durması için kullanılan korseler, artık ince görünmek ya da beli inceltmek için kullanılıyor; bu amaçla sıkı sıkı bağlanıyordu. Bu aşırı uygulama yüzünden vücut ve organlar deforme oluyordu. Tehlikeli diyet uygulamaları da bu dönemde Avrupa'da başladı, buradan Doğu toplumlarına sıçradı ve günümüze kadar devam etti.
İnsan sağlığına zarar veren diyetlerden belki de en tuhafı, tenya diyetiydi. Bu diyet şekli, Viktorya döneminde uygulanmaya başlandı ve 1900'lü yılların ortalarına dek ara ara moda oldu. Bu yöntemde insanlar, hap haline getirilmiş tenya yumurtaları yutarlardı. Sindirim sistemine yerleşen tenya, konak olarak yerleştiği insanın besinlerine ortak olur; kişide sancı, kusma ve ishale yol açardı. Metrelerce büyüyebilen tenya; göz problemlerine, baş ağrılarına, menenjit, epilepsi, bunama gibi ciddi rahatsızlıklara sebep olabiliyordu. Kişi, istediği kiloya ulaştığında vücudundaki tenyaları öldürmesi umuduyla parazit önleyici ilaçlar kullanırdı ancak tenya ile zayıflamaya çalışmak, yine de oldukça riskli bir yöntemdi. Bunu göz ardı eden birçok kişi, forma kavuşmak için yine de bu diyeti uyguladı. Hatta şöhreti dünyaya yayılmış oyuncu ve sanatçıların dahi tenyaları kullandığı iddia edildi. Ünlü opera sanatçısı Maria Callas, bunlardan biriydi.
Bir başka tehlikeli zayıflama yöntemi ise arsenik içeren zayıflama hapları kullanmaktı. Bunlar, metabolizmayı hızlandırarak insanları zayıflatıyordu ancak arsenik, bilindiği üzere çok zehirli bir maddeydi ve hapların içinde az miktarda bulunsa bile sağlık için son derece tehlikeliydi. Diyet yapan kişiler, daha fazla kilo vermek için önerilen dozdan fazlasını aldıkları için doktorlara sık sık istemeden kendini zehirleyen insanlar getiriliyordu. Arsenik içermeyen diğer zayıflama haplarının içinde de striknin, dinitrofenol gibi yağ yaktıran tehlikeli maddeler bulunurdu.
Diyetler, genelde kadınlar arasında yaygınsa da erkekler tarafından da uygulanıyordu. İsmi masum duran ama tehlikeli olan bir başka zayıflama yöntemi olan 'uyuyan güzel', yeme düzeni çok kötü olan ve uyuşturucu kullanan Elvis Presley'in de uyguladığı bir diyetti. Sakinleştirici alınarak uykuya dalınıyor ve yemek yememek için uzun süre uykuda kalınıyordu. Tabii ki bu da sağlıklı bir uygulama değildi. Bunlardan başka tok hissetmek için pamuk parçaları yutmak, yemek yemek yerine sigara içmek, düzensiz oruçlar tutmak ve obezite sabunu gibi işe yaramaz ürünler kullanmaya benzeyen örnekleri çoğaltabileceğimiz daha birçok şey denendi.
Velhasıl tarih boyunca güzel vücut algısı, her dönemde farklılık gösterdi. 19. yüzyıl sonlarında zayıf vücutlar moda olmaya başlayınca reklam sektörünün de etkisiyle insanlar çeşitli ilaçlara, maddelere ve vücuda zarar verebilecek yöntemlere yönlendirildiler. Günümüzün moda diyetleri, Viktorya dönemindeki kadar abartılı seviyede olmasa da sağlıksız ve tehlikeli diyetler hl mevcuttur. Medya sayesinde yapılan programlar aracılığıyla çoğu insan sağlıklı yiyecekler tüketmenin, ölçülü yemenin ve egzersiz yapmanın uzun vadede en iyi yöntem olduğunun bilincinde olsa da toplumun güzelliği belli bir çerçeve ile sınırlandırması insanları hl bu gibi yollara itmeye devam etmektedir.