Eğitim-Sen'den müfredat çıkışı

Eğitim-Sen Ödemiş Temsilciliği tarafından yeni eğitim döneminin başlamasının ardından eğitimde yaşanan sorunlarla ilgili olarak basın açıklaması...

Eğitim-Sen Ödemiş Temsilciliği tarafından yeni eğitim döneminin başlamasının ardından eğitimde yaşanan sorunlarla ilgili olarak basın açıklaması gerçekleştirildi. Ödemiş Eğitim-Sen Temsilcisi Tayfun Bengi yaptığı açıklamasında, 'Ülkemizde ve ilçemizde 2017-2018 Eğitim Öğretim Yılı, giderek artan sorunlarla açılıyor. Her şeyden önce binlerce öğretmen, sorgusuz sualsiz bir gecede işlerinden edilmiş durumda ve binlercesi de her gün aynı tehdit altında derslerine giriyor. OHAL bir an önce kaldırılmalıdır. Eğitim, toplumumuzda bütün kesimlerce önemsenen bir olgu. Ancak akıl ve özgür düşünceyle bağını koparmış bir iktidarın sözde 'nesil yaratma' projesi uğrunda tel tel dökülüyor eğitim. Durum, uluslararası ölçme sınavlarıyla da kanıtlanmış bulunuyor.  Yeni müfredat programları ortada.

Bir de çok sevdikleri 'istikrar' var. Eğitimde 'istikrar' müthiş. Son 15 yılda başladığı müfredatla okulu bitirebilen öğrenci yok. Okul bittiğinde iş bulabileceğini, eğitim aldığı alanda çalışabileceğini uman öğrenci sayısı da çok sınırlı. Bir sene önce kendilerinin başlattığı bir sınav sistemini ertesi yıl kendileri getirmemiş gibi itiraz edip değiştiriyorlar mesela. Daha geçen günlerde Cumhurbaşkanı, TEOG sınavının kaldırılması gerektiğini söyler söylemez hükümet, sınavı kaldırmak yahut değiştirmek için harekete geçti. Hal bu ki, bir ortaöğretime geçiş sınavı olan TEOG da bu hükümet tarafından eğitimde devrim olarak nitelenerek uygulanmaya başlanmıştı. Bunu yavaş yavaş halkımız da hissediyor, hissedecek. Son üniversite tercihlerinde 400 bine yakın kontenjanın boş kalması da bunun öncü işaretlerinden. Sadece bina yapmakla olmuyor; bugün Türkiye'de her dört üniversite mezunundan birisi işsiz.

'İki öneri var'

Peki bakanlığın bu sorunlar karşısında çözüm önerileri var mı? İki önerileri var. Birincisi, içerikte daha fazla dincileştirme; yani din istismarına dayalı bir eğitim anlayışı; ikincisi ise finansmanda kamudan özele daha fazla kaynak transferiyle kamu kaynaklarını devlet okullarının hizmetlisi, yakacağı, kütüphanesi için değil özel çıkar için kullanma anlayışı. Bakanlık tarafından hazırlanan yeni müfredat, günlerdir kamuoyunda tartışılmakta. Gündeme gelen konular, daha fazla felsefe ve bilim dersleri yerine cihat öğretimi ve evrim kuramının programdan çıkarılması. Atatürkçülük ile ilgili konular programlardan çıkarılırken İnkılap Tarihi dersinin kapsamı daraltılarak ileri sınıflara öteleniyor. İmam Hatip Lisesi meslek dersleri içeriğinde laikliğin dinden uzaklaştırdığı ve seküler yaşam dinsizlik gibi gösterilerek Atatürk ilkelerinden olan laiklik yok sayılıyor. Dahası, gerici birçok dernek, vakıflarla bakanlığın imzaladığı protokoller üzerinden kamusal bir hizmet olan eğitim bu gerici yapılanmalara teslim ediliyor. Böylece gelişen dünyadan uzak bilimsel düşünmeyi, eleştirme ve sorgulama becerisi yok edilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan programda kimi derslerde kadın erkeğe itaat etmesi gereken bir varlık olarak tarif edilerek program cinsiyetçi bir yaklaşım ortaya koyuyor. 'Hz. Muhammed'in Hayatı' ders kitabında kadının eşine itaat etmesi ibadetin gereği gibi gösterilerek kadın ikinci sınıf sayılmakta. Yeni müfredatın birçok yerinde kadına karşı cins ayrımcı yaklaşım görülmekte ve çocuk yaşta evliklerin önü açılmaktadır.

Fırsat eşitsizliği vurgusu

Gelelim ikinci ayağa. Piyasalaşma. Devlet okullarındaki niteliksizleşme, özellikle orta sınıf aileleri hızla özel okullara yönlendiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü'nün açıklamasına göre 2 Eylül 2016 ile 2 Eylül 2017 tarihleri arasında 1777 yeni özel okul açılmış ve bu bir rekor. Bakanlık, kamu okullarına yeterince ödenek aktarmazken her yıl milyonlarca lira fonu teşvik adı altında özel eğitim kurumlarına aktarmakta. Yani devlet, bu yıl özel okullara tam olarak 1 milyar 250 milyon TL kaynak aktaracak. 1 milyar 250 milyon lira. Bu paralar, halktan toplanan vergilerdir ve yine halka hizmet olarak dönmesi gerekirken özel sermayeye aktarılmaktadır. Bu durum eğitimde fırsat eşitsizliğini daha da derinleştirmektedir.

İlçe genelindeki sorunlar

Şimdi biraz da ilçemiz özelindeki sorunlardan bahsedelim. İlçemizde halen birçok merkez okulda ikili öğretim devam etmektedir. Yaz saati uygulamasının kış aylarında da sürdürülmesiyle öğrencilerimiz sabah hava aydınlanmadan derse girmekte, akşam ise karanlıkta dersten çıkmaktadır. Bu durum, hali hazırda pedagojiye aykırı olmasının yanı sıra ciddi güvenlik tehditlerine de yol açmaktadır. Sınıf mevcutları özellikle merkez okullarda 35'in üzerindedir. Bu iki sorun doğru planlama ile aşılabilirdi. Özellikle geçen yıl ülkemizde yaşanan gelişmeler sonucu kamuya devrolan özel okul binalarının neredeyse tümü ihtiyaç olmamasına rağmen imam hatip ortaokul ya da liselerine dönüştürülerek bu fırsat kaçırılmıştır.                

İlçemizde yaşanan bir başka sorun ise akademik liselerde kontenjanların neredeyse yarı yarıya azaltılması sonucunda yüzlerce öğrenci ya eğitim almak istemedikleri bir kuruma ya da ücretli olan temel liselere kayıt yaptırmak zorunda bırakılmıştır. Bu da seçme özgürlüğünün açıkça ihlal edilmesidir. Yine ülke genelinde yaz döneminde yapılan yönetici atamalarında nerdeyse atanan idarecilerin tümü hükümete yakın bir sendikanın üyesidir ve torpille atandıkları bu sendikanın yöneticileri tarafından dahi kabul etmektedir. Torpil listeleri, Türkiye'nin her yerinde ortalığa saçılmıştır. Liyakatin yerini tamamen sadakat almış, hayati bir konu olan eğitim yönetimi işin ehli olmayan partizanlara bırakılmıştır. Bu durum okul çalışanları arasındaki adalet ve hakkaniyet duygusunu zedelemekte, iş barışını bozmaktadır.

'Mutsuz toplumların mutlu öğretmenleri olmayacağız'

Okullarımızda fiziki sorunlar ve personel ihtiyacı devam etmektedir. Okullar açılırken yardımcı personel ihtiyacından dolayı temizlik sorunu yaşanmaktadır. İŞKUR üzerinden alınan personellerin işe alınması geç kaldığından okulların açıldığı dönemde temizlik sorunu hijyen açısından öğrenci ve öğretmenlerimizin sağlığı açısından risk taşımaktadır. Personel alımların bir an önce tamamlanması gerekmektedir. Bunlar ilk elden aklımıza gelenlerdir. Bizim bu dağ gibi sorunlara çözüm önerimiz ise 17 Eylül Laik Eğitim Mitingi'nde haykırdığımız gibi laik, bilimsel, kamucu eğitimdir. Eğitimde sınıfta kalan değil, ayağa kalkan bir ülke. İşsizliğe, intiharlara, sömürüye maruz kalan değil; çalışan, üreten, özgür düşünen, sorgulayan ve hakkını arayan nesiller. 'Mutsuz toplumun mutlu öğretmenleri olmayacağız' dedi.

                                                                                                                                

 

 

Bakmadan Geçme