Duyduk duymadık demeyin!

Ben gözüyle görmediğine, kulağıyla duymadığına kolay kolay inanmayan biriyim. Duyduklarımın da mutlaka kaynağına ulaşmaya çalışırım. Bizim...

Ben; gözüyle görmediğine, kulağıyla duymadığına kolay kolay inanmayan biriyim. Duyduklarımın da mutlaka kaynağına ulaşmaya çalışırım.

Bizim ülkemizde bir linç kültürü vardır ki hemen galeyana geliveririz. 'Gerçekten böyle midir?' diye soru bile sormayız. Vur patasın, pata küte pat küt girişiriz. Ağız burun dağıtır, adamın söylediğine de söyleyeceğine de pişman ederiz.

Biri en üst perdeden, 'Filanca şöyle demiş' dediğinde sorarım: Nerede, ne zaman? Belgesi yani okuyabileceğim veya izleyebileceğim kaynak var mı? Emin olmadan, paylaşmam da aktarmam da…

Yargısız infaz…

Yani yargılamadan, işin aslını öğrenmeden hüküm veya karar verme…

Bazen de 'ironi' vardır cümlede ama edebi sanatlardan anlamayan ne kadar orman kaçkını varsa 'Hayır efendim, sen neden onu savunuyorsun!' gibi karşı saldırı haline geçme durumları ile de karşı karşıya kalabiliriz.

İroni, 'etkiyi artırmak için, bir şeyin tersini söyleyerek alay etme' demektir.

Cumhuriyet Gazetesi'nin başyazarı Nadir Nadi'nin 'Ben Atatürkçü Değilim' adlı bir kitabı vardır.

1960'lı yıllardaki bir makalesinin ve bu makalenin de içinde bulunduğu bir derlemeden oluşan kitabının adıdır. Nadir Nadi, burada bazı olumsuz olayları hatırlatarak, 'Bunlar Atatürk adına yapılıyorsa veya bunlar Atatürkçü ise ben Atatürkçü değilim' demeye getirir.

'Çağdaş uygarlığa sırt çevirmek Atatürkçülük ise biz Atatürkçü değiliz. Hayatta en hakiki mürşit ilim değilse biz Atatürkçü değiliz. Ulusal bağımsızlık, başkalarının uydusu halinde yaşamak anlamına geliyor ve halkçılık ilkesi, halkın bir mutlu azınlık elinde cennet vaatleri ile ömrü billah sömürülmesi sayılıyorsa biz Atatürkçü değiliz…'

Bir dönem de milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink'e ait olduğu söylenen 'kefere' ve 'kirli kan' ifadeleri, infaz gündeminde idi. Dedim ya; kaynağına inmek ve kendi kaleminden, yazının bütünlüğü içinde okumak isterim diye…

Fıkra bu ya! Papa, bir gün Roma'yı ziyaret edecek. Uçaktan iner inmez gazeteciler etrafını sarar ve bir gazeteci eğilerek, 'Efendim, genelevi de ziyaret edecek misiniz?' diye sorar. Soru karşısında şaşkına dönen Papa, 'Roma'da genelev mi var?' diye sorar…

Ertesi gün İtalyan gazeteler: 'Papa, Roma genelevini sordu!'

**

Haber başlığı şöyle idi: 'İsveçli eski belediye başkanı çöpçü oldu'

'Hadi canım sen de!' dedim. Patagonya'da 3-4 yerden maaş almalar, istifa eden bakanların çeşitli kamu bankalarında yönetim kurulu üyelikleri falan varken kim uydurmuş bu yalanı diyecektim ama baktım ki NTV'nin İHA kaynaklı haberi idi: 'İsveç'te eski belediye başkanı Ann-Sofie Hermansson, siyasi kariyerini sonlandırmasının ardından yeni bir alana geçerek atık toplama şirketi Renova'nın çöp kamyonlarını kullanmaya başladı.'

'Hadi canım sen de' dedim yeniden…

'İnsanlar, bazen bana burada ne işim olduğunu soruyor ama bu benim için iyi bir çözüm. Kirayı ödemem lazım' diyen Hermansson, günün sonunda epey yorgun olduğunu buna rağmen ama işini sevdiğini ve geceleri rahat uyuduğunu dile getirdi. En azından kimse beni üzmüyor.'

Demek ki boşuna değilmiş Batı'ya küfredip Batı'ya kaçmaya çalışmalar…

Evet, Batı'nın geçmişi çok kirli ama kimin değil ki! Kim sütten çıkmış ak kaşık ki!

Bence okullarda 'duyduk duymadık demeyin, ama her duyduğunuza da inanmayın' dersleri konulmalı…

Bir de empatiyi öğrenmeliyiz… Yani bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamayı ve içselleştirmeyi… Yani kendini karşıdakinin yerine koymayı…

Bakmadan Geçme