Cinsiyet Eşitsizliği Sandığımız Kadar Eski Değil
Erkeklere kadınlardan daha fazla değer verme şeklindeki kültürel uygulama, çoğu toplumda henüz yazılı kayıtlar ortaya çıkmadan...
Erkeklere kadınlardan daha fazla değer verme şeklindeki kültürel uygulama, çoğu toplumda henüz yazılı kayıtlar ortaya çıkmadan önce, tarih öncesi zamanlarda ortaya çıktı.
Bilim insanları, insanlığın başladığı ilk devirlerde kadınların pasif bir yaşam sürdüklerine inanıyorlardı. Ortak varsayım, tarih öncesi dönemlerde erkekler avlanırken kadınların çocuklarıyla ilgilendiği, onların bakımıyla meşgul oldukları yani genelde barınaklarında bulundukları yönündeydi. Ancak 2018 yılında 9000 yıl öncesine ait bir insan kalıntısının keşfi bu inanışı değiştirecek kadar önemliydi. Kalıntıların bulunduğu alan incelendiğinde bu kişinin önemli bir insan hatta bir kabile reisi olabileceği düşünülmüştü. Bulunan iskeletin yanında avlanmak ve avdan sonra postu işlemek için lazım olacak büyüklü küçüklü 24 taş aletin bulunduğu bir çanta mevcuttu. İskelet incelendi ve bunlara sahip olan kişinin bir kadın olduğu ortaya çıktı. Bu durum bilim dünyasında şaşkınlık yarattı. Böyle tam teçhizatlı bir avcılık elbette ki her kadının sahip olduğu bir yetenek değildi ama buluntular gösterdi ki o dönemde kadınlar da erkekler kadar bu işi gerçekleştirmekte ustaydılar ve toplum tarafından biçilmiş cinsiyet rolleri nedeniyle avcılık yapmaları engellenmemişti.
Tarih öncesi avcı-toplayıcı toplumlarda kadın erkek eşitsizliği şimdiki gibi göze çarpan bir unsur değildi. Erkeklerin asli görevi protein sağlamak yani avlanmaktı ancak bu kolay bir iş değildi ve kolektif bir şekilde hareket etmeyi gerektiriyordu. Yani her gün yapılabilecek ve her seferinde başarılı olunabilecek bir aktivite değildi. Araştırmacılar bu zor uğraşı sırasında kadınların da gerektiğinde ava katıldıklarını ve hayvanları ürkütüp onları avlayacak olan erkeklere doğru yönlendirdiklerine inanmaktadır. Henüz kadınların dışarı çıkmasına, dışarıda çalışmasına karşı kültürel önyargılar mevcut olmadığı için dışarıda erkeklerin yaptığı çoğu iş ve aktiviteye kadınlar hatta çocuklar da katılmaktaydı.
Protein sağlamak çok kolay olmadığından toplayıcılıkla uğraşan kadınlar topluluğa erkeklerden daha çok besin temin ediyorlardı. Barınağa giren besinin %80'i kadınların doğadan topladığı sebze, meyve, tahıl ve kök bitkilerinden oluşuyordu. Avcı toplayıcı toplumlar sürekli yer değiştirdikleri için üreme olayı daha sonra ortaya çıkan yerleşik toplumlara göre daha az görülüyordu. Yani toplulukta bakılması gereken çok daha az çocuk vardı. Bu da kadınların dışarıdaki yaşama erkekler kadar katılabilmesine imkn sağlamaktaydı. Böylece kadın ve erkek çoğu konuda iş birliği içerisindelerdi ve toplumda iki cins de eşit derecede saygı görüyordu. Ayrıca kadınlar ebelik gibi, bitkilerle tedavi gibi önemli işleri de üstlenmişlerdi. Bu bakımdan da topluma önemli katkıları bulunmaktaydı.
Çok uzun yıllar boyunca tarih öncesinden kalan mağara resimlerinin de erkekler tarafından yapıldığına inanıldı. Çünkü birçok alanda olduğu gibi yüzyıllar boyunca bilim de erkeklerin tekelindeydi ve erkek bilim insanları bu resimlerin kadınlar tarafından da yapılabileceğine ihtimal vermeyip sadece erkekler tarafından yapılmış olduğuna kanaat getirdiler. Ancak günümüzde yapılan incelemeler sonucunda mağara resimlerinde cinsiyet ayrımcılığının olmadığı tespit edildi. Mağara duvarlarındaki resimlerde de, duvarlarda bulunan el izlerinde de iki cinsiyetin emeği vardı. Günümüzde Liverpool üniversitesinde yapılan çalışmalar bu durumu kanıtlamıştır.
Dünyanın birçok yerinde Neolitik kültürlere ait mezarların incelenmesi de eski toplumlarda her iki cinsin eşit derecede saygı gördüğü gömü şekillerinden anlaşılıyordu. Kadınlar da erkekler de şekil bakımından, yanlarında bulunan eşyalar bakımından, mezar genişliği vs. bakımından benzer şekilde gömülmüşlerdi.
Ancak Bronz Çağıyla birlikte bazı toplumlarda cinsiyet ayrımcılığının izlerine rastlanmaya başladı. Bu toplumlardan biri Çin idi. Çin'de Bronz Çağı'na ait mezarlar incelendiğinde gömü şeklinin önceki devirlere göre oldukça değiştiği görüldü. Erkek mezarlarına çok daha fazla önem verilmiş, onlara daha geniş bir yer ayrılmış, erkekler daha zengin aksesuarlar ve kap kacakla gömülmüşlerdi. Ayrıca aile mezarlarında erkekler ailenin tam ortasında konumlandırılmıştı. Bu şekilde gözle görülebilen kanıtlar incelendikten sonra kemik analizine başvuruldu. Çin'de toplum hayatında gelişen cinsiyet eşitsizliği kemiklere de yansımıştı.
Bu tip araştırmalarda kemiklerden laboratuvar ortamında örnekler alınır ve örnekler toz haline getirilir. Kemiklerde bulunan izotoplar incelenir. Kemiklerde bulunan izotoplar kişinin son on yılında nerede yaşadığı, hangi besinlerle beslendiği gibi konularda bilgi verir. Bunlardan karbon izotopları kişinin hangi bitkilerle beslendiğini ortaya koyarken; nitrojen izotopları ise hayvansal gıdalardan neleri tükettiğini gösterir. Bu testler ışığında Çin'de Bronz Çağı'nda kadınların erkeklerden daha yetersiz beslendikleri, daha az hayvansal besin aldıkları ve küçük yaşlarda başlayan yetersiz beslenme nedeniyle beden olarak da önceki dönemlere göre erkeklerden daha ufak tefek hale gelmiş oldukları ortaya çıktı. Oysa Neolitik Çağ'da kadın ve erkeğin beslenmesi hemen hemen aynıydı. Bronz Çağı'nda görülen eşitsizlik erkek ve kadınların ayrı ayrı yemeye ve sosyalleşmeye başladığını, ataerkil bir düzene doğru bir kayma olduğunu gösteriyordu. Tabii ki Çin'deki bu durum cinsiyet eşitsizliğinin her toplumda aynı dönemde ortaya çıktığını göstermez. Ancak bu dönemde dünyanın başka yerlerinde de buna benzer bazı kanıtlar bulunmuştur.
Uzmanlar yerleşik yaşamla birlikte artan tarımsal faaliyetlerin uzun vadede toplumun yaşamında köklü değişiklere neden olduğunu ve bunun gitgide arttığını savunmaktalar. Örneğin göçebe toplumlarda kadınlar daha az doğum yaparlarken, tarım toplumlarında çok sık doğum yapmaya başlamışlardı. Artan çocuk nüfusu kadını daha fazla eve bağlayan bir unsurdu. Ayrıca bilim insanları 12 bin yıl önce yaşanan iklim değişikliğinin ve bunun sağladığı fazla ürün alıp stoklayabilme imkanının erkekleri fazla ürünü koruma ve dolayısıyla güç konusunda daha fazla öne çıkardığını savundular. Onlara göre bu durum böyle bir cinsiyet ayrımına sebep olmuştu fakat öne sürülen bu iklim teorisi günümüzde kesin olarak kanıtlanmış değildir.
Velhasıl kadın erkek ayrımcılığı görüldüğü gibi insanlığın başlangıcından beri var olan bir durum değildi. Tarih öncesi dönemleri geçip daha sonraki devirlere baktığımızda da kadına verilen değer konusunda çeşitli örneklere rastlamak mümkündür. Örneğin Sümerlerde hem toplum hayatında hem de ticaret konusunda kadınlar erkeklerle aynı ayrıcalıklara sahipti. Akadlar bölgeyi istila edip Sümerler onlara bağlı hale gelene kadar kadınlara bakış açısı bu şekildeydi. Viking kadınlarının da erkekler gibi savaşçı olabildikleri, ticaretle aktif bir şekilde uğraşabildikleri ve yaşamlarında kendilerine gösterilen saygının mezarlarına da yansıdığı görülmektedir. Tıpkı önemli erkeklerin mezarlarında olduğu gibi toplumda öne çıkan kadınların da mezarlarına aynı oranda özen gösterildiği kanıtlanmıştır. Ne yazık ki bazı nedenlerden dolayı kadınlar eskiden sahip oldukları hakları zamanla kaybettiler ve toplumda geri plana itildiler. Fakat sahip olmaları gereken haklardan vazgeçmediler ve günümüzde de kadınlar dünya çapında eşit haklar için mücadelelerini sürdürmektedirler.