Batıl inançlar ve onlara dair ilginç şeyler (II)

Batıl inançlarda hayvanlar, önemli yer tutar ve çok eski çağlardan beri insanlar bazı hayvanlara ilginç güçler...

Batıl inançlarda hayvanlar, önemli yer tutar ve çok eski çağlardan beri insanlar bazı hayvanlara ilginç güçler yüklemişlerdir. Bu hayvanlardan olan kedi ve baykuştan geçen hafta bahsetmiştik. Bir diğer hayvan ise kırlangıçtır. Eski Romalıların evi ve erzak dolabını koruduğuna inandıkları 'Penates' adında tanrıları vardı. Hatta evlerinin bir kenarında bu tanrılara dua etmek ya da adak sunmak için ayrılmış bir bölüm bulunurdu. Kırlangıç, bu tanrıların cisimleşmiş hali olarak kabul edildiğinden kırlangıç öldürmek ya da yuvasını bozmak çok kötü bir iş sayılırdı. Bu kuşların sürekli uçması, insanlara ruhani varlıklar olduklarını düşündürürdü.

Kırlangıca atfedilen kutsallık, Eski Roma inancıyla sınırlı kalmadı. Örneğin bu kuş, Hz. İsa çarmıha gerildiğinde başının üzerinde uçarak 'neşelen, neşelen' diye şakıyıp kendisine moral vermeye çalıştığından Danimarka halk inanışında 'teselli kuşu' olarak bilinir. Türklerde de kırlangıçlar, uğurlu hayvanlar olarak kabul edilir. Herhangi bir eve yuva yapması, o eve uğur ve bereket geleceği anlamına geldiğinden kuşun yuvasına dokunulmaz. Kırlangıç öldürmek de yuvasını bozmak da kötü fiillerdendir ve bunların kişinin başına felaket getireceği inanışı yaygındır. Kazaklardaki bir inanışa göre evin çatısına bir kırlangıç yuva yaparsa kuş yuvadan gitmeden o evden taşınılmaz. Ayrıca kırlangıç yere yakın uçarsa kışın soğuk olacağına inanırlar.

Konusu hayvan olan bir diğer batıl inanç da köpeklerle ilgilidir. Medeniyetlerin ilk oluştuğu çağlardan beri köpeklerin doğa üstü olaylarla ilgili hislerinin güçlü olduğuna inanılır. Romalılar, bir ölüm gerçekleşeceği zaman köpeklerin önceden insanları uyardığına inanırlardı. Örneğin Roma imparatorlarından Sezar'ın ve Maximinus'un katledilmesinden önce köpeklerin olacakları hissedip uluduğu rivayet edilir. 1400'lü yıllarda Avrupa'da köpekler ulurken kulakların kapatılması tavsiye edilirdi. Böylece onların anlatmak istediği kötü haberler duyulmaz ve gelecek uğursuzluktan kaçınılmış olurdu. Bu inanç Avrupa'da o kadar yerleşiktir ki Shakespeare, Taylor Coleridge ve Charles Dickens gibi yazarlar, eserlerinde bu batıl inancı dramatik bir şekilde işleyen cümleler kurmuşlardır. Köpek ulumasıyla ilgili inançlar, elbette Türklerde de vardır ve Türklerin Şamanizme inandığı dönemlerden günümüze kadar gelmiştir. Avrupa'da olduğu gibi Anadolu'da da köpek ulumasının ölüm getireceği inancı yaygındır. Özellikle akşam ve yatsı ezanı arasında uluyan köpek kovalanır, susması için önüne ekmek doğranır. Hatta uluması duyulunca 'başını ye' denerek gelecek olan bela savulmaya çalışılır.

Nesnelerle de ilgili batıl inançlardan bıçak ve makasla ilgili olanlar, birçok kültürde farklı biçimlerde yerini almıştır. Örneğin Batı toplumunda bir kişiye bıçak ya da makas hediye edilmez. Hediye eden ile alan arasındaki ilişkinin bozulacağına inanılır. Avrupa'da bu durum, bıçak ya da makas hediye edilince alan kişinin hediye verene çok küçük bir para vermesiyle çözülmüştür. Böylece hediye satın alınmış gibi olacağından olumsuz durumların engellendiğine inanılır. Ayrıca böyle kesici aletlerin elden ele verilmesi de hoş kabul edilmez. Veren kişi objeyi yere koyar, alacak kişi oradan alır.

Makasın nasıl duracağı konusu da önemlidir. Genellikle Türklerde makas kullanılmayacaksa açılıp kapatılması hoş görülmez. Kapalı vaziyette durmalıdır. Ancak bazı Türk topluluklarında bunu yapmanın bir sakıncası olmadığı gibi bazı durumlarda faydası da vardır. Örneğin Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan'da yaşayan Ersarı Türklerinde nikah kıyılırken erkek tarafının kadınları, ellerindeki makasları açıp kapayarak ses çıkarırlar. Böylece evdeki kötü ruhlarla şeytanın yeni evlilerin arasına girmesine engel olduklarına inanırlar. Aynı inanışa Teke Türkmenlerinde de rastlanır.

Yiyeceklerle ilgili batıl inançlara baktığımızda tuzla ilgili olanlar öne çıkar. Tuz, insanlar için en değerli gıda maddelerinden biridir. Bu nedenle çok eski devirlerden beri tuz madenlerinin bulunduğu yerlerde zenginlik vardır. Tuz ticareti de eski ticaret yollarının belirlenmesinde etkili olmuştur. Günümüzdeki gibi gıdaları dondurarak saklama imkanı olmadığı zamanlarda bazı besinler tuzlanarak saklandığı için tuzun yaşamsal bir önemi vardır ancak teknoloji yeterli olmadığı için tuzu çıkarıp işlemek, geçmişte daha zordu. Bu nedenle tuz, pahalı ve tedarik edilmesi zor bir maddeydi. Tüm bunlar tuzun önemini ortaya koyar ve bu yüzden tuz sadece gıda olarak değil, bir simge olarak da toplumsal bir öneme sahiptir. Bu önem nedeniyle tuz, birçok dini ritüelin vazgeçilmezi haline gelmiştir. Şöyle ki Antik Yunan ve Roma'da ayinlerde kullanılmış, Katolik Kilisesi'nde vaftiz töreninde suyun içine atılmıştır.

Tuzun hayatın birçok alanında kullanılması; tuz dökmenin şanssızlık, uğursuzluk olduğuna dair inançlara neden olmuştur. Orta Çağ'da şeytanın insanın sol omzunun arkasında onun hata yapmasını beklediğine inanılırdı. Bu nedenle kişi, tuzu yere döker dökmez hemen bir tutam tuz alıp sol omzu üzerinden geriye doğru atmalıydı. Tuzun şeytanın yüzüne gelmesiyle şeytanın sebep olacağı belaların önleneceği düşünülürdü.

Tuz, Türklerde de değerli ve saygı duyulan bir nimettir. Yörükler için daha da önemliydi çünkü tuz ticaretinden kazanç sağlarlardı. Bu kadar kıymetli görüldüğü için Anadolu'da bazı yörelerde geçmişte olduğu gibi çocuklar hl tuzu yere dökmemeleri için sıkı sıkı tembihlenir; dünyada yere dökülen tuzu ahirette kirpikleriyle toplayacakları söylenir. Yine bazı yörelerde bir evden ölü çıkınca komşulara tuz dağıtılır. Bu tuzdan alıp yalayan kişilere ölümün hemen uğramayacağı kabul edilir. Bir kaza atlatılınca da en az üç komşuya ya da üç fakire tuz dağıtılır. Bazen bu tuza yumurta da eşlik eder. Bir başka inanca göre güneş battıktan sonra bir evden tuz istemek uğursuzluk getirir. Bunlardan başka tuzun nazarla da ilişkisi vardır. Kişinin başından üç ya da yedi kez dualar eşliğinde tuz gezdirilerek nazardan kurtulacağına inanılır. Tuz ile tütsü yapmak da nazardan kurtulmak için kullanılan bir diğer yöntemdir.

İlginç batıl inançlardan bir diğeri, tükürme ile ilgili olandır ve yine birçok kültürde mevcuttur. Zamanımızda kaba ve hijyenik olmayan bir davranış olarak kabul edilen bu eylem, eskiden o kadar da kaba ya da faydasız görülmezdi. Antik Yunan'da tükürme, kötü ruhlara karşı koymanın yolu olarak kabul edilirdi. O dönemde akıl hastalığı bulunanlar ve sara hastası olanlar kötü ruhlar tarafından ele geçirilmiş sayılır, bunun da bulaşıcı olduğu düşünülürdü. Sonuçta bir kişi, böyle insanlarla karşılaştığında çok korkar ve kendi bağrına tükürürdü. Bu hareketle hastalıkların kendine geçmesini önlemiş olduğunu düşünerek içini rahatlatırdı. Antik Yunanlı filozof Teophrastus, 'Karakterler' adlı kitabında batıl inançlı insanları tarif ederken bu örneği kullanmıştır. Tükürme uygulaması, Roma'da da yaygındı. Romalı bilim insanı Yaşlı Plinius da M.S. 77'de bulaşıcı hastalıkları savuşturmak için tükürdüklerini kaydetmişti. Günümüzde Yunanistan ve Kıbrıs'ta bu alışkanlık hl sürdürülür.

Tükürme adeti, farklı farklı sebepler için tüm dünyada uygulanan bir batıl inançtır. Bazı ülkelerde balıkçılar, iyi av için denize atmadan önce ağlara tükürürler. İngiltere ve Amerika'da boksörler karşılaşmadan önce parmak eklemlerine tükürür. Bizde ve birçok kültürde bir işe başlamadan önce iki avuca tükürme ya da tükürür gibi yapma adeti vardır. Yine nazardan korunmak için 'Maşallah' demeden önce 'tüh tüh' denilerek tükürme sesi çıkarılır.

Devamı bir sonraki haftaya.

Bakmadan Geçme