Ağaç yaşken

Kitap seçimi konusunda ne okulda ne ailede bir eğitim söz konusu oluyor bizde. Diğer ülkelerde nasıldır...

Kitap seçimi konusunda ne okulda ne ailede bir eğitim söz konusu oluyor bizde. Diğer ülkelerde nasıldır doğrusu bilmiyorum. Ancak kitaplarla haşır neşir biri olarak bana böyle bir eğitim veren olmadı. Deneye sınaya yol aldım kitaplara doğru.

Böyle bir girişe neden gereksinim duydum dersiniz?

Konu nasıl açıldı anımsamıyorum ama okuma grubumuzdaki bir arkadaşımızın önerisi üzerine kendisinden Ahmet Say'ın 'Ağaçlar Çiçekteydi' adlı anı biyografi kitabını alıp okudum. Son yıllarda deneme kitaplarına dadandığım doğru da bu kitabı okuduktan sonra biyografi kitaplarına da ayrı bir önem vermem gerektiğine inandım. Her ne kadar anı biyografi kitapları, yeterince nesnel olmasa da hatta kimileri ısmarlama yazdırılsa da içinde mutlaka bize hitap eden yanları oluyor.

Ahmet Say'ı neden okudum?

Öncelikle Fazıl Say'ın babası olduğu için. Uluslararası bir müzik adamının nasıl yetiştiğini merak ettiğim hem de torunlarım için okudum.

Ahmet Say, eşinden ayrıldıktan sonra oğlu Fazıl Say'ın velayetini üzerine alır ve tüm yaşamını onun iyi bir müzik adamı olarak yetişmesine adar ki bu, alkışlanası bir davranış.

Çok zorlu bir yaşamın içinden gelen Ahmet Say, anılarını 76 yaşında kaleme almış. Müzik ansiklopedileri yazan, öykü yazarlığının yanı sıra Türkiye Yazıları adlı edebiyat dergisini uzun soluklu olarak yayımlayan, Türk Solu dergisiyle devrim hareketine teorik olarak katkıda bulunan, Almanya'da gazetecilik eğitimi alan biridir Say. İdeolojisine bağlı olduğu kadar oğlu Fazıl Say'a da o denli bağlıdır o. Onun müziğe olan yeteneğini nasıl anladığını şöyle anlatır:

'Hapishanenin birinden tahliye olup da başka bir hapishaneye atılmadığım günlerden bir gün, evde otururken oğlum Fazıl, ilkel bir plastik düdükle 'Daha dün annemizin…' diye bilinen ünlü çocuk şarkısını çalmaya başladı. İki yaşındaydı ve hl altına işiyordu.'1 Bu olay üzerine ona müzik dersi aldırmaya karar verirken şöyle der: 'İki yaşındaki çocuğa müzik dersi verilir mi?

Verilir! Her yaşa göre bir eğitim yöntemi vardır. Unutmayalım ki insanoğlu, müzik dinlemeye anne karnında başlar. Annesinin yürek atışları, bebeğin belirli ritmik hareketi işitmesine, bu ritme alışmasına yol açar. Onun içindir ki doğumdan sonra bebek, annesi tarafından göğsüne bastırıldığında, söz konusu ritmik sesi yeniden duyar ve rahatlayıp ağlamayı keser.'2

Bizim Kerem toruna bateri takımı alındı. Şimdi bateri dersi alıyor. Okulda dönem sonunda salonda gitarcı Çınar'la birlikte baterisini konuşturdu. Onun bu merakı ve yeteneğini ilk kez alüminyum tencereyi ters çevirip daldan çubuklarla yaptığı şovla anlamıştık. Umarım ileride iyi bir meslek sahibi olduğunun yanı sıra iyi bir baterist de olur. Çünkü hepimizin bildiği gibi ağaç yaşken eğilir. Fazıl Say'ın da dört yaşından itibaren piyano eğitimi almaya başladığını ve ilk ciddi eğitimcinin de tanınmış besteci müzik eğitimcisi Mithat Fenmen olduğunu öğreniyoruz.

Doğma büyüme İstanbullu olan Ahmet Say, Almanya dönüşü aldığı iş teklifi üzerine Ankara'ya yerleşir. Almanya'da kaldığı on yıl içinde sosyalist akımın içinde bulur kendini. Sürekli kendini geliştirir. Yurda dönüşte de 27 Mayıs devrimiyle yaşanan özgürlük ortamında Türkiye İşçi Partisi'ne katılır. Bu mücadeleli ortamda kimi zaman en yakınındaki arkadaşının ispiyonuyla karşılaşır, yazdığı yazılar nedeniyle 17 ay hapis yatar. İşsiz kalır, pazarda limon satar, Fazıl'a yok yoksulluk yaşatmaz.

Onun Fazıl'ın eğitimiyle ilgili olarak ilgimi çeken bir başka notunu da paylaşayım:

'İki buçuk yaşındaki bu çocuğun tek kusuru, hl altına etmesiydi. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da 'korkutmak' yasaktı. Ben bir gün şöyle yol tuttum:

Fazıl, Gençlik Parkı'ndaki atlıkarıncalara binmeyi çok severdi. O zamanlar, parka girmek için bilet kesiyordu belediye. Gene bir gün çocuğu Gençlik Parkı'na götürdüm. Parkın kapısında bilet kesen görevliye sordum:

'Siz, altına çiş yapan çocukları buraya alıyor musunuz?' Bilet kesen görevli, meseleyi anlamıştı:

'Almıyoruz!' dedi, 'Bu çocuk mu altına yapıyor?'

'Hayır' dedim, 'O nerede ne yapacağını bilir.'

Biletleri aldık, içeri girdik. Fazıl, o günden sonra altına yapmadı.'3

Ahmet Say, öz Türkçecilik adına dilde uydurmacılığa karşıdır. Evine gelen edebiyatçı dostlarıyla bu konuda sıkça tartışma yapar. Bu tartışmaları çocuk yaştaki Fazıl da kulak misafiridir: '… Bizim evde hep tartıştığımız 'Öz Türkçecilik' konusuna ilginç bir yönden değinen Fazıl oldu. Beş yaşındaydı bu sırada:

'Baba, sen Almanca biliyor musun?' diye sormuştu bir gün.

'Biliyorum' dedim.

'Peki, Öz Almanca da biliyor musun?'4

Ahmet Say, onda iz bırakan ve özlediği dostlarını -Sivas Madımak Oteli katliamında yitirdiğimiz Metin Altıok ve Behçet Aysan'ı- anarken bir okur olarak duygularımız şaha kalkıyor; tesadüfen yaşıyor dediği Ahmet Erhan'ı anlatırken de dostluğun en güzel örneğini veriyor. Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Ruhi Su ve daha nice dostları da Say'ın 388 sayfalık kitabında öykü tadında kaleme dökülmüş, okurunu beklemekte. O, 'Avcılara ders veremeyen kuşlar gibiydik…'5 derken yaralı bir kuşağın yaşayan temsilcisi olarak bu kitabıyla okurlarına çok içten bir ders vermeyi bilmiş.

Dipnotlar

1. Ağaçlar Çiçekteydi, Ahmet Say, Anı Biyografi, s. 298, Evrensel Basın Yayım, 1. Baskı, 2011, İstanbul.

2. agy. s.300.

3. agy. s. 301.

4. agy. s.323.

5. agy. s.325.

Bakmadan Geçme