100 numaralık projeler!
Facebook'tan yazılarımı her gün takip ettiğini söyleyen bir öğrencim, 'Hocam ben bir yazınızı baştan sona okurken...
Facebook'tan yazılarımı her gün takip ettiğini söyleyen bir öğrencim, 'Hocam ben bir yazınızı baştan sona okurken zorlanıyorum, siz nasıl oluyor da her gün o kadar yazıyı yazabiliyorsunuz?' diye sorduğunda, 'Üç kitap okuduğunda dördüncüyü okumak isteyeceksin. Sonra beşinciyi, sonra altıncıyı… Bu böyle devam edecek gidecek' demiştim.
Bazen yazacak konuyu belirleyemeyince sözcüklerin kökenine sarılıyorum.
Örneğin neden 100 numara veya WC deriz?
Bazen, kimi insanlardan 'Biliyor musunuz, tuvalet kültürü Avrupa'ya Türklerden yayılmıştır!' gibi iddialı cümleler duyarım.
Bana göre öyle olsaydı bu ihtiyaç odasının adının Türkçe olması gerekirdi.
WC'den başlayalım. İngilizcedeki 'Water' ve 'Closet' sözcüklerinin baş harfleri imiş. Yani 'Su' ve 'Dolap' sözcüklerinin baş harfleri. Türkçede hela, kenef ve ayak yolu gibi sözcüklerin kullanıldığını bilirsiniz.
Hela da Arapçadan dilimize geçmiş. 'Boş yer' anlamında… Kenef'in de Arapçadaki 'kenif' sözcüğünden geldiğini yazıyor kaynaklar.
100 numaranın hikayesi ise bambaşka.
1900'lü yılların başı. Modern tuvaletler, yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyor. Fransa'da otellerin her odasına koyacak kadar da yaygın değil. Yani dönem henüz her kata bir tuvaletin koyulduğu, ortak kullanım dönemi. Bir koridorda veya katta bir tane… Otellerde odalara numara verilirken ortak tuvaletlerin normal odalarla karışmaması için nasıl numaralandırılacağı düşünülürken ortaya atılan '00' fikri kabul görmüş ve 'numarasız' olarak nitelendirdikleri tuvaletleri '00′ ile göstermeye kara vermişler.
O dönemlerde Fransa'ya giden Türkler, sansnumero (numarasız) sözcüğünü centnuméro (100 numara) olarak algılayınca bir hata sonucu 100 numara olarak dilimize yerleşmiş.
**
Bir başka sözcüğümüz de proje… Sözlükler, 'proje' kelimesini 'Bir probleme çözüm bulma ya da beliren bir fırsatı değerlendirmeye yönelik, bir ekibin, başlangıcı ve bitişi belirli bir süre ve sınırlı bir finansman dahilinde, birtakım kaynaklar kullanarak, müşteri memnuniyetini ve kaliteyi göz önünde bulundururken olası riskleri yönetmek şartıyla, tanımlanmış bir kapsama uygun amaç ve hedefler doğrultusunda özgün bir planı başlatma, yürütme, kontrol etme ve sonuca bağlama süreci' olarak tanımlasa da özetle şöyle açıklayabiliriz: 'Pro' ön demek… Devamındaki kelime de 'fırlatmak' demekmiş.
Bir dilin tam olarak çevirisi, bazen anlamsız hatta çok komik bir karşılık olabiliyor.
Biz buna, uzatmadan 'öntasarım' desek daha iyi olmaz mı?
**
Bu kadar geyik muhabbetinden sonra gelelim şimdi gerçek anlamda iki 100 numaralık projeye. Yani ön tasarıma…
Birinci ön tasarım, Efeler Yolu. İkinci ön tasarım da Birgi'nin 'UNESCO Kalıcı Miras Listesi'ne girme çalışması.
Çarşamba günü Birgi'deki resim sergisine giderken Küçükavulcuk köyüne gelmeden sağdaki mezarlık kenarında duvar çalışması yapıldığını fark ettim. Her ne kadar eski bir mezarlık da olsa orada öylece sahipsiz duruşu, benim içimi acıtıyordu. Aynı çalışmayı köyü geçtikten sonra soldaki eski mezarlığın kenarında da gördüm.
Birkaç yıl önce Birgi ile ilgili yazdığım bir yazıda, 'Birgi'ye giden insanlar, o tarihi kentin atmosferini Ödemiş'ten çıktıktan sonra hissetmeliler' demiştim. İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü de konuyla ilgilenmiş ve bana bir yanıt yazarak konuyla ilgileneceklerini belirtmişlerdi.
Dilerim çalışmaları doğru algılamışımdır.
Ve dilerim Ödemiş ve çevresi için 100 numaralık projeler olan Efeler Yolu ile Birgi'nin UNESCO Kalıcı Miras Listesi'ne girme çalışması başarı ile sonuçlanır.
Bu iki öntasarım yeni değil. Bildiğim kadarı ile birkaç yıl öncesinden beri sürdürülen bir çalışma…
Haydi hayırlısı diyelim…