10, 9, 8, 7…
Aralık ayı bitiyor. Aralık ile birlikte 2020’nin de sonuna geliyoruz. 2020, nedense hayırlara vesile olmadı. Klasik...
Aralık ayı bitiyor. Aralık ile birlikte 2020’nin de sonuna geliyoruz.
2020, nedense hayırlara vesile olmadı. Klasik sözdür: Hayırlara vesile olsun.
Arapçadan dilimize geçen ‘hayır’ kelimesinin bizdeki karşılığı iyiliktir.
‘Hayır’ kelimesi ile ‘iyilik’ kelimesini yarıştırmaya gerek yok!
Yani ‘günaydın’ veya ‘iyi günler’ demekle ‘hayırlı sabahlar’ veya ‘hayırlı günler’ demek arasında bir fark yok… Art niyetiniz başka değilse ve içiniz kara ise dışınız beyaz olamaz…
İşsizlik için toplu dua etmiyorsanız yağmur için de etmeyiniz…
“2020 hayırlara vesile olmadı” dedik çünkü dünya çapında bir salgın hastalık ile karşı karşıyayız.
Şubat ve Mart aylarında belirginleşen hastalığın yılbaşı itibarı ile nişan verdiğini söylersek salgının etkilerinin 2021’in bahar ayları ile birlikte yavaş yavaş söneceğini düşünüyorum. Bu çerçevede de eğitimci olmamdan kaynaklanan bir duyarlılıkla okulların Nisan başına kadar kapalı olacağını düşünüyorum.
Uzaktan eğitim yapmıyor muyuz! Bu konuda ne siz sorun ne de biz söyleyelim ama zorunluluktan dolayı konuyla ilgili fazla cümle kurmak istemiyorum. Dileğim, salgının Nisan başı itibarı ile son bulması ve öğrencilerimizle birlikte okullarımızda yüz yüze eğitim yapabilmek çünkü bu yıl bazı öğrencilerimizle henüz tanışma olanağı bulamadık. Öğretmen öğrencisini tanıyamazsa ona yeteri kadar yardımcı olamayabilir. Elimizdeki malzemeyi tanımamız ve onlarla ne yapabileceğimizi bilmemiz gerekir.
Aralık ortasını geçtik fakat henüz sonbahar sonrası gelmesi beklenen kış yağmurlarında doyasıya ıslanamadık. Topraklarımızda şu an itibarı ile hasat edilmeyi bekleyen patates var. Rekolte, yağışların az olması nedeniyle düşük. Yumrular yeterince büyümedi. Fiyatlar da üreticiye tat vermiyor. Üretici olmak, kendi tarlanda köle olmaktan başka bir şey değil bana göre. Çok kaliteli bir ürün yetiştirsen bile ürettiğini satamayınca maliyetini anca kurtarıyor, bazen de zarar ediyorsun.
Kış sebzelerinin tohumları da toprakla buluşmaya başladı. Baklalar boy veriyor, bezelyeler de başlarını çıkarmaya başladı. Bakla ve bezelyeyi tercih etmeyenler, hayvanları için süt otu ekme telaşında. Kimileri de Ocak ayı ortasını bekleyip yeniden patates ekmenin koşullarını kollamaya çalışacak.
Küçük Menderes Ovası, yılda üç ürün alınabilen verimli bir ova.
Lise yıllarının ardından ziraat mühendisi olmak istedim ama zamanın sınav şartları ile eğitim kapasitem, beni edebiyat öğretmeni yaptı.
Ortaokul ve lise yıllarımda bando takımında trampet çalmayı çok istedim ama olmadı. Ne zaman ki Kırıkkale’de görev yaparken beraber çalıştığım beden eğitimi öğretmeni arkadaşım, “İşlerim yoğun, bando takımını çalıştırır mısın?” deyince bana gün doğmuştu. 19 Mayıs çalışmaları, biliyorsunuz beden eğitimi öğretmenlerinin kendilerini gösterdikleri bir etkinlik olurdu.
Şimdi salgın hastalık sürecinde, tarım araç gereçleri ile tohum satışı yapılan Kaymakçı’daki dükkana gelip giderken kendimi yeniden tarımın içinde buldum.
Üretim önemli. Ülkemiz, aslında toprak zengini de değil su zengini de fakat Avrupa ile Afrika arasında kalan Anadolu’da kendi kendimize yetecek kapasiteye sahibiz. Bunu değerlendirmemiz ve tarım politikalarımızı buna göre oluşturmamız gerekir.
Ama gelin görün ki örneğin toprak tarımı yapılması gereken Küçük Menderes Ovası’nda ürettiğinden karşılık bulamayan üretici, hayvancılığa yönelmeye başladı. İnsan başı büyükbaş hayvan var. Tire ve Bayındır’ı da hesaba katarsak nüfus 300 bin civarında, bir o kadar da büyükbaş hayvan var. ‘Bu hayvanlar ne yer ne içer, kaynaklarımız buna müsait midir?’ hiç düşünmüyoruz.
Sonra bu hayvanların atıkları, doğal dengeyi nasıl etkiliyor?
Dünya dönmeye devam ediyor, dünya hızla değişiyor.
Dilerim şu sıkıcı ve tehlikeli korona günlerini ‘uğursuz’ 2020 ile birlikte geride bırakırız.
Askerlikte şafak sayma vardır. Askerlik günlerinin biteceği güne kaç gün kaldığı geriye doğru sayılır. Şafak saymaya başlayalım mı!
10, 9, 8, 7…
Bakmadan Geçme