Advert
Advert
Ümran Yalçın Gökboğa

"İşlerinizi ehline veriniz"

Bu içerik 237 kez okundu.
Advert

Salı günü Kadınlarımız başlıklı yazımda bahsetmiş olduğum adalet ilkesini bir ayet ile örneklendirmiş, Maide Suresi 8. Ayet'ten bahsetmiştim. İlkeleri olan kişiler; şekillere, unvanlara, etiketlere kolay kolay kapılmaz. Böylelikle birilerinin adamı, marabası olmaktan imtina etmiş olabiliriz. Hatırlayalım; ne diyordu ayet-i kerime: ‘Bir kişiye, bir gruba olan öfkeniz, sizi adaletsiz davranmaya sürüklemesin…’  Bugünkü yazımda da bu minval üzerinde yazmak istedim.  

Her geçen gün adaleti gözeten yöneticilere, hukuk adamlarına, akademisyenlere, öğretmenlere ihtiyacımız bir kat daha artıyor. Siyasi tarihimizde adaletsizlik yaptığını ikrar edip özür dileyerek istifa eden herhangi bir siyasi lider ya da devlet adamını anımsıyor musunuz? Bu soruyu lütfen particilik yaparak cevaplandırmayın olur mu? Çünkü sorunun kökeni x,y,z partisi ile açıklanmayacak kadar derindedir. İlkelerimiz yoksa sınırlarımız yok demektir. Sınırı olmamak, ölçüsü olmamak demektir ki en basit mevzuyu çözmek yerine daha da düğüm atarız. Aleyhimize veya lehimize olup olmadığı, hangi partiden, hangi ideolojiden ve inançtan olduğumuza bakılmaksızın ilkeler ışığında taviz vermeden, adamcılık yapmadan yaşanırsa kaos dediğimiz karışıklıklar olur muydu? İlkeler, birer terazidir. Doğruluk ölçütleridir.

Bir toplumun beyni diyebileceğimiz kurum, o toplumun üniversiteleri dediğimiz akademilerdir. Akademi demek; hür fikri, özgür düşünceyi savunarak ilim yapmaktır. İlim yaparken sorgulamak, kritik etmek, karşılaştırmak  gibi işlevler gerekir. Herhangi partinin güdümünde isek bu hangi parti olursa olsun biz; hakikatli araştırmacı, akademisyen ya da öğretmen olamayız. Dogmatizm; körü körüne kabullenmek, düşünce süzgecinden geçirmemek demektir. O halde düşünmeyen, fikir üretmeyen, sorgulamayan kim olursa olsun dogmatiktir. Kısacası bağnazdır. Bağnaz, sadece dinler ile ilgilenenlerden çıkmıyor. Her kesimden, hatta ilimle haşir neşir olanlardan bile bağnaz, dogmatik kişiler tanıyorum. Bağnaz yobaz, dindar olduğu gibi bağnaz laik, bağnaz ilim adamları da olabiliyor. Unvanları molla, hacı, hoca, ordinaryüs ya da  profesör olabilir... Bu tür kişilerin amacı, sadece kendisinden olmayana diş bilemek, aşağılamak ve de hakaret etmektir. Toplumun derdiyle dertlenmek, toplumuna aydınlık olmak, sorunlara çözümler üretmek gibi vizyonları ne yazık ki yoktur.  Magazin olmak, popüler olmak gibi toplumu saflara, kutuplara ayırıp ortamı karıştırmak, kendilerince bir hünerdir.

Nisa Suresi 58. Ayet'teki ikaz da çok önem verdiğim bir başka ilkedir: "İşlerinizi, emanetlerinizi mutlaka ehil olan kimselere veriniz. İnsanlar arasında hükmedeceğiniz zaman da adaletle hüküm veriniz."

Ehil olmak nedir? Ehil; bir işi en iyi biçimde, en doğru şekilde yapacak kişidir. Böylesi kişinin şiarı da adaletli ve vicdanlı olmaktır. Özetle; işini en doğru şekilde bilen, adaletle ve vicdanla yerine getirendir.

Anozognozi , tıbbi bir rahatsızlık olup beynin sağ lobunda oluşan hasarın vücudun sol tarafında kısmi bir felce sebep olmasıdır. Daha da önemlisi felç olan hasta, durumun farkına kolaylıkla varamaz. Kendisine hastalığı anlatılsa da kabullenmez.

Bu hastalığın sosyal boyutu yok mu sizce? 

Görmezden gelmek , farkına varmak istememek, kabullenmek vs.

Sorunlar hasır altı edildiği müddetçe, çözümleri için konuşmayı ve uzlaşmayı seçmedikçe  toplumsal anozognozi dediğimiz sosyal felç, varlığını sürdürecektir.

"Ne olacak? Kol kırılır yen içinde kalır, itaat edilmeli. Eleştirmek, sorgulamak da neyin felsefesi?" diyen sadece tek bir parti değil ki. Toplumun genelinde ve siyasi partilerimizde çözüm odaklı, kucaklayıcı, yeniliklere açık, hür fikirli, eleştirel, ilkeli politikalar yapılmış olsaydı bugünkü hükümetin ve muhalefetin vizyonu çok daha ilkeli ve kaliteli olurdu. Şiddetin ve kavganın her türlüsünden uzak, hakaret etmeden yapılan eleştiriler, aslında bakış açımızı zenginleştirir. Farkındalık oluşturur. Bakıp da göremediklerimizi idrak ettirir.

Görmezden gelsek de "Aaa  kral çıplak" diyecek çocuk kalpli, ferasetli, işin ehli kişiler şükürler olsun ki az da olsa var. Böylesi yiğitler var oldukça yarınlarımız için umutluyuz.

Toplumsal felç olma durumunu bu ümit ile ilkeler ışığındaki vizyonumuzla çözüme kavuşturabiliriz diye düşünüyorum.

Düşünüp yazarken açık olan radyomuz Radyo Remix, harika bir türkü yayınladı: Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını…

Sahi sevgili okurum; başarabilir miyiz, el birliğiyle karlı dağları aşabilir miyiz?

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mehmet Kamil Kutluay     2019-12-12 Harika bir yazı.Elinize sağlık. Okurken bir zamanlar işgal edilmiş bir vatanı, silahsız, yorgun, salgın hastalıkların pençesinde, okur yazar nispeti %7 olan bir halkla birleşerek, düvel-i muazzamaya kafa tutarak kazanan bir lider geldi aklıma. Şiarı, Kur'an'da emrolunduğu gibi dosdoğru olmak (Hud Suresi 112) ve ilkesi hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğuna inanmaktı. Emanetleri ehline verir, milletine güvenirdi. En yalçın karlı dağları aşmıştık o zaman. Prensipler belli. Yine aşarız. İnşallah
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Altı kişilik köy: Lübbey
Altı kişilik köy: Lübbey
Kuraklık devam ederse çiftçiye su verilmeyecek
Kuraklık devam ederse çiftçiye su verilmeyecek