Advert
Advert
Mumyalar hakkında az bilinenler
Filiz Akın Özcan

Mumyalar hakkında az bilinenler

Bu içerik 597 kez okundu.
Advert

Bu dünyadan göç ettikten sonra başka bir dünyada tekrar dirilmenin yani ahiret inancının olduğu tüm toplumlar, bedeni bozulmadan saklayabilmek ve öteki dünyaya taşıyabilmek için mumyalama işlemine başvurmuştur. Yaşayışlar ve adetler gibi mumyalama işlemi de kültürden kültüre farklılık gösterir. Mumya dendiğinde de aklımıza ilk gelen medeniyet Mısır’dır çünkü en çok mumyaya burada rastlanmakta ve geçmişte önemli bir sektör haline geldiği görülmektedir. Ayrıca burada sadece insanlar değil, bazı hayvanlar da mumyalanmıştır ki bunlardan bazıları aslan, timsah, kobra, babun, kuzu, kuş ve kedidir.

Eski Mısır'da tanrı ve tanrıçalar, hayvanlarla temsil edildiğinden onlara adak olarak sunulmak için hayvanlar da mumyalandılar. Örneğin yırtıcı kuşlar Horus’a, babunlar ve ibisler Thoth’a, kediler ise tanrıça Bastet’e sunmak içindi. Özellikle kedi mumyaları ilgi çekicidir çünkü bu kediler, henüz birkaç aylıkken boyunları kırılarak öldürülmüş ve mumyalanarak bazı mezarlara konmuşlardı. 19. yüzyılda İngiliz şirketleri, bu kedi mumyalarını Mısır’dan çok uygun bir fiyata satın aldı. Tek bir şirket, 19 ton ağırlığında 180.000 kedi mumyasını İngiltere’ye getirdi. Ancak bu kadar çok kedi mumyasıyla ne yapacaklarını bilemediler ve bunlar gübre haline getirilip tarlalara atıldı. Bazıları da buharlı motorlar için yakıt olmak amacıyla yakıldılar.

Mumyalar, bazı amaçlar için önemli ve vazgeçilmezdi. Mesela bir dönem şifa kaynağı olarak görüldüler.Ortaçağ’dan itibaren Avrupalılar, epilepsiden mide rahatsızlıklarına ve cilt hastalıklarına kadar her şeyi iyileştirmek için “mumya tozu” yutuyor ya da cilde uyguluyorlardı. O dönemler bu toz, Avrupa’da yok satıyordu. Mumyalara ilaç olarak ilgi, Lut Gölü’nden gelen bir asfalt türü olan bitumenin tıbbi özelliklerine dayanıyordu. Bitumen, doğal olarak meydana gelen asfalttı ve çok eski çağlardan beri katarakt, gut, cüzzam, dizanteri, nefes darlığı, pıhtılaşma sorunu, romatizma gibi birçok hastalığın ve özellikle yaraların tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılmıştı. Bir zamanlar çok popüler olan bitumenin doğal kaynakları azalıp bulunması zorlaşınca eczacılar, mumyalanmış cesetleri öğüterek bu cesetlerdeki siyahlaşmış materyali satmaya başladılar. Çünkü her mumyalama işlemi için bitumen kullanıldığı düşünülüyordu.Oysa mumyalamada nadiren bu madde kullanılmış, cesetlerin çoğu, doğal reçinelerle mumyalanmıştı. Bu yanlış bilgi yüzünden sayısız mumya öğütülüp ilaç haline getirildi ve krallar da dahil olmak üzere yine sayısız insanın tedavisinde kullanıldı.

16. yüzyıldan 1900’lerin başlarına kadar mumyalanmış insan kalıntılarından elde edilen “mumya kahverengisi” adlı bir pigment mevcuttu. Özellikle 1852’de İngiltere’de ortaya çıkıp otuz yıl kadar etkisini sürdüren, Ortaçağ’ın doğallığı, sadeliği ve güzelliği üzerine kurulmuş bir sanat akımının temsilcilerinin yani pre-rafaelitlerin en sevdiği renklerden biriydi. Hoş bir şeffaflığa sahip olduğundan tendeki tonları resmetmede ve gölgelendirmelerde kullanmak için oldukça idealdi. Eugene Delacroix gibi ressamlar, bu özelliklerinden dolayı ünlü tablolarında bu rengi kullandılar. Renk, bu dönemde o kadar ilgi çekiyordu ki mumya kahverengisine olan talep, bazen Mısır mumyalarının arzından fazla oldu ve bu da bazı köle ve suçluların cesetlerinden sahte mumyalar yapılıp boya yapılmak üzere gerçeklerinin yerine satılmasına neden oldu. Ancak çoğu sanatçı, kullandığı bu rengin içeriğinin ne olduğunun farkında değildi. Hatta Edmund Burne Jones, çok sonradan bu rengin bir mumyanın öğütülmesiyle elde edildiğini öğrendiğinde arka bahçesinde bir tüp boya için cenaze töreni düzenlemişti. 1900’lerin başlarında pigment talebinin de mumya arzının da düşmesi sonucu üretimi hemen hemen durdu ve zamanla bu yöntemle boya üretimi terk edildi.

İnsanlar, mumyaları sadece boya ve ilaç olarak kullanmakla kalmadı. 19. yüzyılın üst sınıf insanları arasında Mısır gezileri çok yaygındı. Mısır’a her giden de dönerken yanında mutlaka mumya ya da mumya parçaları getirirdi. Bunlar, zengin evlerinin çalışma masasına süs olur, hatıra eşyası olarak oturma ve yatak odasında hatta müşteri çekmek için bazı işletme ve mağazalarda dahi sergilenirdi. Madam Bovary’nin ünlü yazarı Gustave Flaubert’ın çalışma masasında dahi bir mumya ayağı bulunduğu bilinmekteydi. Ayrıca mumyalar insanların eğlenmelerine de hizmet etmiş, 19. yüzyıl İngiltere’sinde mumya sargılarını açma partileri düzenlenmişti.Bir keresinde böyle bir gösteriye iki binden fazla kişi katılmıştı.

Tarihte mumyaların hepsi insanlar tarafından yapılmadı, bazıları da tesadüfen oluştular. Örneğin Meksika’daki yer altı mezarlarında gömülü bulunan 100’den fazla mumyadan oluşan “Guanajuato Mumyaları”, bu hale kendiliğinden gelmişlerdi. Buradaki mumyalama sürecini teşvik eden şeylerin aşırı sıcak veya bölgenin zengin jeolojik kükürt depoları ve diğer mineraller olduğu düşünülmektedir. Nitekim topraktaki bazı minerallerin, iklimin, nemin ve sıcaklığın cesetlerin hiç bozulmaya maruz kalmadan korunmasına sebep olduğu bilinmektedir.

Yine bulunduğu ortama bağlı olarak bazı cesetler, “adiposir” (kadavra yağı ve mezar mumu da denir) haline dönüşür. Yağlı dokular, sınırlı oksijenin olduğu alkalik bir ortamda çürürse oksijensiz yaşayan bakteriler, vücut yağlarını sindirip onları mumumsu bir maddeye dönüştürür. Buna sabunlaşma (saponifikasyon) denir. Bu, daha çok bebek cesetlerinde görülür çünkü vücutlarında yağ oranı yüksektir ve mikroplar tam gelişmemiştir. Geçmişte bu sabunlaşmış cesetlere kutsallık atfedilirdi. Bebeklerde daha çok görülmesi, bu inanışı daha çok pekiştirmiştir. Günümüzde Hıristiyan ülkelerin çoğunda tabutla gömme adeti yaygın olduğundan ve cesedin korunması için formaldehit (alkaliktir) kullanıldığından sabun mumyalar yaygındır. Ayrıca sulu ortamların da cesedin korunmasına etkisi vardır ve böyle bir ortamda bulunan cesette de sabunlaşma görülebilir. Suda sabunlaşan ceset, bu şekilde yüzyıllarca korunabilir. Nitekim 1996’da İsviçre’nin Brienzer See Koyu’nda adiposir halinde başsız bir ceset bulunmuş ve araştırıldığında 1700’lü yıllarda boğulduğu tespit edilmiştir.

Velhasıl gerek insan eliyle hazırlanıp özenle defnedilmiş olsun gerek doğal şartlarda kendiliğinden oluşmuş olsun mumyalar, oldukça ilgi çekicidir ve tarih boyunca insanlar tarafından çok farklı amaçlar için kullanılmışlardır. Tarihin bu sessiz tanıkları yıllardır araştırılmakta, eskilerine zamanla yeni bulunanlar da eklenmekte ve onca yıldır incelendiği halde her geçen gün bazı yeni özellikleri, sırları keşfedilmekte ve de gizemleri asla son bulmamaktadır.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"Onlar hepimizin dedesi"
Festival bugün!
Festival bugün!