Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Okurunu en çok seven yazar
KIRIK TEBEŞİR / Ömer AKŞAHAN

Okurunu en çok seven yazar

Bu içerik 138 kez okundu.
Advert

“Okurunu en çok seven yazar” da nereden çıktı diye sormayın bana. Hani şu reklamcılar var ya, çoğu metin yazarı ya gizli bir şairdir ya da şiirden ekmek yemeyi beceremeyen sicilli bir şairdir. İşte bence onlardan biri, bir özel havayolu şirketinin ayraç reklamına “Yolcusunu en çok seven havayolu” demiş. Bunu görür görmez tuttum o sözü, yukarıdaki başlığa dönüştürdüm. Bu yazıdan doğacak her türlü kusur, öncelikle bu fikrin esin kaynağı o reklamcıya aittir!

Satın aldığım her yeni kitap, yeni bir yolculuğa davetiyedir. Başka bir deyişle raflarda okuruyla buluşmayı bekleyen her kitap, kendi içinde yapılmasını istediği kışkırtıcı bir maceraya çağrıdır. Bu yönüyle okurla yazar ilişkisi, oldum olası ilgimi çeker.

Yazarın hangi düşüncelerle yola çıktığı bilinmez ama okurun kendisini keşfe çıkacağı günü dört gözle beklediğine inanılır. Kitabın her sayfasında kendini biraz daha ele veren yazar, okurla sağlam bir köprü kurmuşsa okuru kendisine bağlıyor demektir. Kitap fuarları, “kitabın hayatımızın vazgeçilmezi” olduğunu imleyerek önemli bir işlevi de yerine getiriyor.            

Düzenlenen imza günleri, söyleşi, panel ve açık oturumlar, okurla yazarı buluşturuyor. Ancak bu buluşmaların kitabın yaygınlaştırılmasına ne ölçüde katkı yaptığı sorgulanabilir. İzlediğim kimi kitap fuarı etkinliklerinden belleğimde iz bırakanların pek az olduğunu söylemek zorundayım. Hatta bu ziyaretlerde asıl amacım; yazarlarla görüşmekten çok, uzun süredir görmediğim yazın dostlarını görebilme umududur. Neden böyle düşünüyorum? Yazarla karşılaşmanın çok da bir getirisi olmadığına inanıyor olmamdır. Eğer yazarla söyleşi yapmayı düşünürsem onunla görüşmenin belki bir yararı olabilir. İmzalı kitap tutkunu da değilim doğrusu!

Bu yolda büyük emek harcayan Feridun Andaç, bakın ne diyor: “Tanıklık Etmek: Yazarak bunu yaptığımı düşünürdüm hep. O duyguyla gidip birçok yazar çizerle, düşünüp yaratan insanla söyleşiler de yaptım. Yazıya geçmek, düşüncelerinin tanıklığını kaydetmekti düşüncem. Bunların sayısı, dört yüzü bulmuştur eminim! Ama gördüm ki bizde bunu pek ciddiye alan yok… Belge mi dediniz? Ne gezer? Neyin tanıklığı? Hadi oradan sen de…” (1)

Yazar, zaten yayımladığı yapıtında söyleyeceğini söylemiştir. O yazılanların üstüne yazarın yeni bir tuğla eklemesine ancak bir savunma içgüdüsü denebilir. Bu, her türde yapıt için genel geçer kural olarak algılanmalı. Yazarın yayımladığı bir yapıtın ancak yeni baskılarında müdahalesi söz konusu olabilir.                                                                                                         

Şiirden örnek verirsek kimi şairler, ilk yayımladıkları bazı şiirlerini sonraki baskılarda değiştirmektedir. Bu değişim, içerikte olduğu kadar kitabın dış görünümünde de olabiliyor. İhsan Oktay Anar'ın “Puslu Kıtalar Atlası”, buna bir örnek sayılabilir. Ancak kapak değişiminin içeriğe önem veren okur için çok da önemi yoktur. Hatta kitabın baskı yılının eskiliği, daha da cazip gelebilir. Sabahattin Ali'nin “Kağnı” ve “Ses” adlı öykü kitabının Akba Yayınları'ndan çıkmış 1940 yılı ilk baskısını sahafta gördüğümde duyduğum heyecanı anlatamam.

Değişime uğrayan bu tür kitaplar, daha çok bibliyofillerin ve edebiyat araştırmacılarının ilgisini çekse gerek. Hatta son zamanlarda bu kişilere edebiyat arkeologu da denilmekte. Yazara ve yapıtlara endeksli araştırmaların edebiyatın perde gerisinde olup bitenlere ilgi duyanlar için bir değer taşıdığı kuşku götürmez.

Yazar, aynı zamanda iyi bir okurdur. Halkımızın okur-yazar ikilemesi, bu savı doğrular gibidir. Yazarak okur, okuyarak yazarız. Her okuduğumuzdan yaptığımız çıkarsamalar, bizi keyifli yeni yazı yolculuklarına hazırlar. Bunu başarıyla yapabilenler, galiba okurunu en çok seven yazarlardır.

Onca üretilen ve kitapçı raflarını dolduran kitapların okurla buluşması için ne yapılmalı? Bana kalırsa, bizim gibi kitapçokazsever bir kitleye kitabı benimsetmenin bir yolu da yayınevlerinin “okurunu en çok seven yazar”ları bulmasından geçiyor galiba. Ama görünen o ki -buna üzülmemek elde değil- parayı veren, düdüğü çaldığı gibi hem kitabı bastırıyor hem de reklamını gazetelerin kitap eklerinde yaptırabiliyor.                                      

“Bir yazarın çağıran sesi, her zaman iyicil gelmiştir bana.” (2) diyen Feridun Andaç, bir okur olarak en çok sevdiği yazarların aynı zamanda okurunu en çok seven yazar olduğu imasında mı bulunmak istedi dersiniz?

Son bir dua: Tanrım! Beni kirletilmiş bilginin zulmünden ve reklam seven yazarlardan koru!

Dipnotlar

1.Yazıda Yaşamak, Feridun Andaç, Pupa Yayınları, 1. baskı, 2009, s. 83.

2. agy, s. 150.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
"300 hayvan telef oldu"
Meclis başkanları bir arada
Meclis başkanları bir arada