Advert
Advert
Acil ve İstikrarla!
Kuzeyli / Nehir SAYAL

Acil ve İstikrarla!

Bu içerik 109 kez okundu.
Advert

    Sevgili dostlarım, bir önceki günkü yazılarımdan tebrik almak, beni daha da sorumluluk altına sokmaya başladı. “İlk iş, gazeteyi elime alıp sizin yazılarınızı okumak” diyen insanların giderek arttığını da duymak, beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Ki ne mutludur ki beni samimi ve sözü güvenilir görüp bu ağırlığa layık gördünüz.  Yüreği doğru, beyni güzel, dili adalet konuşmaya çalışan tüm dostların önünde saygıyla eğiliyorum.

    Bugünkü yazımı dünden kalanın devamı olarak düşünebilirsiniz. “Umutları” da dünkü yazının içeriğinden ayrı tutmak istedim. Zira “İçerdekinin” dışarı umuduyla, “dışarıdakinin” umudunun birbirini tutmadığı gibi…

    Dünkü yazımda kader mahkumu kardeşlerime seslenirken, “Siz daha güvendesiniz” demiştim. Okuyanlar anımsayacaktır. Çünkü umutlarımı, korkularımın üzerinde tutmakta zorlandığımı kabul etmemeye çalışıyorum. Ancak realiteleri görüp de üzülmemek mümkün değil. (Gerçeği görebilen, kabullenebilen ve çözüm arayanların ortak sancılarıdır bunlar…)

    Toplumun giderek yozlaşmasının, doyumsuzlaşmasının, şımarmasının ve ahlaksızlaşmasının çok büyük sıkıntılarını yaşıyoruz. Bu, üzüntü de verse artık kabullenmek zorundayız.

   Türkiye, ahlaki yönden çöküş döneminde. Yanlış politikalar, yanlı insanlar, köhne beyinler ve çıkarcı zihniyetlerin hep birlikte içine ettikleri bir topluluğun bireyleriyiz artık.

    Kanser gibi olmaya başladı bu tarz. Önce düzeni bozuyor, sonra kendinin bozduğu bu düzenden “sözde rahatsız olup” eski düzene dönmek için aklı yerinde insanlardan medet umuluyor.

  Peki, bu toplumun buralara geleceği, bas bas söylenmedi mi? Her yerde yürekli insanlar susturulmaya çalışıldığında konuşmak için direnmediler mi? Konuştukça susturuldular.  Susturuldukça haklı olduklarının ispatının acı mutluluğunu yaşadılar. Ve sonra da umutlarını hep dinç tutmanın ağırlığını yaşarken kimi, yüreği daha fazla dayanamadı göç etti bu dünyadan, kimi de itibarsızlaştırıldı hayatından çalınarak.

    Ve sonuç ne oldu dersiniz? Gidenlerin haklılığı ile itibarsızlaştırılanların doğrulukları yüzümüze vurmaya başladı.

    Düşünün bir kere, içeriden gelen mektuplardaki suçlu insanlar bile adı aynı suçtan kamuoyunda geçen insanlar için “canavar” diyebiliyor ve adı aynı ama içeriğine bakıldığında yanlış yaptıklarını kabul ederek ve fakat diğerleriyle de aynı kefeye konulmaktan sıkıntılanıyorlarsa dışarıda olan bizim korkmamız ve acil toplumsal önlem alınmasında ısrar etmemizin çok doğal olduğunu düşünüyorum.  Acil ve istikrarlı tedbirler!

   Görülüyor ki suçların da suçluların da profili, toplumun karmaşıklığındaki dejenerasyonun göstergesi gibi.

    Yukarıda bir paragrafta, “Umutlarımı, korkularımın üzerinde tutmakta zorlandığımı, kabul etmemeye çalışıyorum” demiştim.

    Benim gördüklerimi bence bu köşede buluştuğum herkes görüyordur da, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrımız da çok olduğundan sesleri çıkmıyordur.

     Olsun, ben yine de toplumun korkması gerekenlerden bazılarını yazacağım. Ödemiş’te yaşıyor oluşumuz, bizim bunları yok saymamız ya da buralarda az diye düşünmemiz, sosyal alanları paylaştığımız çoğumuz için koca bir tehdittir. Önce bunu kabullen, sonra okumaya devam et derim!

     “Eskiden böyleydi, şöyleydi” demeye gerek yok. Benim yaş grubuma yakın herkesin bunları daha iyi analiz edeceğini biliyorum.  Şimdi;

-  İnsanların giderek birbirlerini değersizleştirmeleri,

-  Kadının erkeğe, erkeğin kadına gereken saygıyı göstermemeleri,

-  Başkalarından ve sahtelerden medet umulması,

-  Kadının birey olduğunu ve konuştuğunun yanlış da olsa dinlenilmeye değer olduğunun kabullenilmemesi,

- Erkeklerin çalışmaktan, cüzdandan, güçlü olması gereken taraftan hariç bir yanının da olduğunun kabullenilmemesi, (Erkek egemen toplumu gördünüz değil mi!!!)

- İnsanları atalete, hazıra ve bilgisizliğe, imrenilecek durumların göz önünde tutulmaya çalışılması,

- Başkaları ile olan sorununu en zayıf olandan çıkarma isteğinin yeterli cezai yaptırımının olmaması,

- Ananın kutsallığının, çocuğun masumiyetinin ellerinden alınarak altında uzuv taşıyanın kocalığının, babalığının ve büyüklüğünün maneviyatının unutturulması ve acıdır ki fetvalarla zayıf halkaların ve cahil beyinlerin içinden canavar hislerin uyandırılması,

- Koruyan, gözeten, seven, şefkat gösteren, çoğu zaman dille olmasa da dokunuşlarıyla erkekten çalınan güçlü masumiyet duygularının, sapkınlıkları normalleştirerek “er” kişiyi yok etmeleri,

- Toplumun çok sesli konuşmak ve tartışmaktan uzaklaşır olması,

- Ellerindeki teknoloji adındaki (öncelikle aile bireylerinin dengesini bozan) cihazlara olan bağımlılığın artması,

- Aile kutsallığının unutulması ve çok eşliliğin hoş görülmeye başlanması,

- Sokakta yürürken / araç kullanırken insanların yanlış davranışlarına ikazların acı sonuçları. 

   Ve daha neler neler.  Ah benim sevgili kader mahkumu kardeşlerim. Sizin dışarı umudunuza bizim içeri girmeme umudumuzun kıyası bile yapılamaz haldeyiz. Emin olun siz daha şanslısınız!

   Ahlaken ayakta kalmaya çalışmanın ve adaletle, sevgiyle, paylaşarak ve saygınlık içinde güvenerek birlikte sosyal alanları paylaşmaki normal toplum formuydu. Şimdi ise korkuyla arkamızı kollamanın gereği haline geldi.

   Varın siz söyleyin, giderek acı çeken toplum kanalları içinde başı belaya girmemeyi kim taahhüt edebilir ki?

     “Sevgiye, saygınlığa, vicdana, ahlaka, duaya ve lakin öncelikle KENDİMİZE olan inancımız hiç bitmesin inşallah” diye bitirelim yine.

Sevgiler…  

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ödemiş Ticaret Odası'ndan öğrencilere eşofman yardımı
Ödemiş Ticaret Odası'ndan öğrencilere eşofman yardımı
İklim krizine karşı panel
İklim krizine karşı panel