Advert
Advert
Advert
TAŞRANIN SULARINDA YIKANMAK
KIRIK TEBEŞİR / Ömer AKŞAHAN

TAŞRANIN SULARINDA YIKANMAK

Bu içerik 79 kez okundu.
Advert

Her yazı yenilenme, bir arınmadır. Bu işi yıllardır yapan biri olarak söylemeliyim; her yazı bittiğinde ruhumun tüm kirlerinden arındığını hissederim. Bu yazıya başlarken bunu itiraf etmenin hafifliğiyle ne yazacağımı dahi bilmeksizin oturdum beyaz camın önüne. Bilgisayar ekranında yazı programı word sayfasını ne zaman açsam belleğim bana çocukluğumuzun vazgeçilmezi olan yazlık sinema perdelerini anımsatır. Gazozlu o serin yaz gecelerinde gençler sevdiğine bir an için olsun bakabilme telaşıyla yanıp tutuşurken omzuna fırlatılan ayçiçeklerinin -babam Çerezci İbrahim ayçiçeğine çiğdem derdi- ne önemi vardı?

Derdim düne gitmek olsa bugün oturup yazar mıydım?

Bugün bir yangın yerine döndü yüreğim; İzmir’in yakıldığı o korkunç günü yeniden yaşarcasına. Birbirini yazarak yaralıyor eli tuşa dokunan herkes. Bir haber kaynağına bakılırsa ülkede müthiş bir silahlanma yarışı almış başını gidiyor. Ne büyük bir endişe yarın için…

Değinecek o denli konu var ki, eleye eleye eleğin üstünde kalanlara baktığımda kültür adına yaşanılası güzellikler adına pek az şey kaldığını görüyorum.

Bir dergi benden yazı istedi. Tuttum henüz yayımlamadığım bir yazı gönderdim. Yazıyı okuyan arkadaşlar beğenmişler ancak yazıda geçen siyasi öngörülerime takılmışlar; o nedenle yayımlamayacaklarını bildirdiler. Demek oluyor ki, yazarların, bu ülkede yarına dair bir öngörüde bulunması sakıncalı. Ah Voltaire! Neredesin? Büyük düşünür düşüncelerime katılmasa da onları savunma hakkıma sahip çıktığı için bugün onu anımsıyorum.

21.09.2010 Ankara tarihli “Ankara Günlüğü-2” başlıklı yazımdaki çakıl taşlı bölüm şöyle: “Almanya’nın Bavyera eyaletinde görev yaptığım yıllar 1994-99 ki, aradan yirmi yıl geçmiş; daha o yıllarda Türkçe dersini bir külfet gibi gören kuşaktan bugüne entegrasyon (uyum) adına ne kaldı geriye?

Şimdi ülkede anadilde eğitim isteyen Kürt milliyetçilerinin bunu dünyadaki örneklerine bakarak ileri sürdüklerini sanmıyorum. Bu dileğin gerisinde şimdilik dile getirmedikleri bağımsız Kürdistan olduğu artık herkesin dilinde.

Türkiye üniter devlet yapısını kırk yamalı bohçaya dönen ve halkın neredeyse yarısının benimsemediği bir anayasa yapısıyla nasıl sağlıklı yürütebilecek?

Daha Özal zamanında servis edilen eyalet sistemi ve hemen ardından gelen başkanlık modeli ve Menderes döneminden başlayan Küçük Amerika olma hayali bir gün gerçekleşirse hiç şaşmamak gerek. Bu işin mimarları da Diyarbakır’dan yola çıktıklarına göre, kapalı kapılar ardında modelin nasıl hayata geçirileceğinin projeleri çiziliyor olsa gerek.”

Bu günlüğün üzerinde altı yıl geçmiş ve bu süreçte yaşanan onca olayın ardından yaptığım siyasi saptamalara kim, ‘Hayır, bunlar gerçek değil.’ diyebilir ki?

Yurdumun altı yıl boyunca dağından ovasına, köyünden mega kentlerine değin gezmediğim pek az yeri kaldı. O yolculuklarda binlerce kişiyle görüştüm. Özellikle Doğu ve Güneydoğu kentlerinde yaşadıklarım başlı başına yazılmayı bekliyor. Onca insan deneyimi sonrası yazıma yansıttığım görüşlerim elbette eleştiriye açıktır. Ancak eleştiri ile içeriği nedeniyle bir yazıyı yayımlama arasında dağlar kadar fark vardır.

Bir yayın organını büyüten yalnızca orada yazan isimler değil yayımladıkları yazılardır. Anadolu dergilerinde yaşanan çekincelerin başında gelen endişe de, bu yazıyı basarsam başıma ne gelir, kaygısı ki, bu düşünce o yayının zamanla önemini körelten en önemli etkendir.

Taşra sözcüğü ilk bakışta birçok olumsuzluğu da içinde barındırır. Orada yapılan her ne iş olursa olsun, o işi yapan ya da yapanların kısırlığı da ortaya koyduklarıyla doğru orantılıdır. Bu ülkenin yarısının taşrada yaşadığına bakılırsa olumsuzluklara odaklanarak karamsar olmaya gerek yok diyorum. Varsın birileri yazımı beğendikleri halde basmasınlar; basacak birileri elbet çıkar bir gün.

Bu yazı da, yeni bir arınış oldu; aynaya bakmamı sağladı. Yazılarımda nasıl bir yol izlemem gerektiğini yeniden anımsattı. Eleştiri, yazarların kâbusu olsa da, yazın dünyamızın vazgeçilmezidir, yeter ki, yapılan eleştiriler bel altından olmasın. “Efendim, yazınız genellikle beğenildi ancak iki paragraftaki siyasi öğeler nedeniyle yayımlanamayacak.” biçeminde olsun, ne diyelim…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bademli Fidancılık’ın eğitim hamlesini anlattı
Bademli Fidancılık’ın eğitim hamlesini anlattı
Ödemiş Belediyesi'nden sulamada akıllı çözüm
Ödemiş Belediyesi'nden sulamada akıllı çözüm