Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
Kadın olmak
Fildişi kuleden itiraflar/ Ebru SARI

Kadın olmak

Bu içerik 73 kez okundu.
Advert

Kadın nezakettir, zarafettir, maneviyattır. En önemlisi de kadın, adab-ı muaşerettir. Kadın toplumdur, toplumun yarısıdır. En temel üyesidir. Öyle ki; bütün toplumsal sorunsallarımıza baktığımızda bütün sorunların hepsinin ucu ve kaynağı kadına gitmekte ve ona dokunmaktadır. Kadın biterse toplum biter. Kadın, refaha çıkmanın kavuşmanın en temel yoludur, geri plana atılamaz. Öyle ki kadın, kadına şiddet, tecavüz, istismar, cinsiyet eşitsizliği, eşitsizlik gibi ana olgular, sadece bizim ülkemize ait sorunlar olmayıp evrensel olgulardır.  Ama elbette ki bütün bu sorunları farklılaştıran tetikleyicilerinin farklı olmasıdır. Bu tetikleyiciler; ülkeden ülkeye, şehirden şehire, bölgeden bölgeye değişebilmektedir. Bu tür sorunsallar, kendini sürekli yeniden üretim sürecine dahil etmektedir. Aslında her şey öğrenilirdir. Biz; cinsiyeti de, cinsiyet eşitsizliğini de, eşitliliği de içinde yaşadığımız toplumdan, dolayısı ile onun kurumlarından öğrenmekteyiz. Doğduğumuz andan itibaren toplumun/kültürün algı ve düşünceleri/zihniyeti ile şekillendirilmekteyiz. Oysa kadın demek aile demek, aile demek toplum demektir. Sen kadına nasıl davranırsan senin ailen öyle şekillenecek. Dolayısı ile toplum, o doğrultuda şekil alacaktır. Suya atılan taş misali sorunların hepsi, birbirinin tetikleyicileridir.

“Türkiye’de Kadın Olmak” üzerinden ülkemizde yaşanan olgular üzerinden anlatacak olursak, sapık her ülkede var. Hırtlığı, magandalığı baş tacı etmemizin bir sonucudur bütün olanlar. Hukuk tanımazlığın bir sonucudur.  İzmit’te İtalyan kadın sanatçıya tecavüz ettiler, üstüne boğarak öldürdüler. Amerikalı kadını İstanbul’da raylara yatırıp kafasını taşla ezdiler. İzmirli garson, İrlandalı iki kadını bıçakla doğradı. Kıyafetlerini çöpe, cesetlerini ormana attı. Rus kadının otel çalışanlarının saldırısına uğramasına ne demeli? Yılbaşı gecesi Taksim’de ahtapot gibi uzanan ellerden kurtulmak için otobüs durağının üzerine tırmanışı. Bu adamlar, Rus turist kızın iç çamaşırının fotoğrafını çekmek için uğraşıyorlardı. Bu sefer de tüm medya bununla sallanmıştı. Nevşehir’de iki Japon öğrenciyi bıçakla parçaladılar. Parçalamakla yetinmeyip cesetlerine tecavüz ettiler. Kelimelerin son bulduğu anlar değil midir? Bakmakla görmek aynı şey değildir. Biz sadece bakıyoruz, görmüyoruz. “Dekolte giyen kadınlar, tecavüzü göze almalı. Erkekleri tahrik ettikten sonra şikayet edilmesi makul değil” diyen bir profesör varsa, “Tecavüze uğrayanlar dert etmesin doğursun, devlet bakar” diyen bir bakanımız varsa… “Kadın-erkek eşit değildir, yaradılışa ters” diyen bir bakan varsa daha ne denebilir ki? Söylem biçimleri ve onların bu düşünceleri dolayısı ile sorunlar yeniden üretilmektedir.

Kadın hep ikinci planda kalmakta. Meta gibi algılanıp nesne gibi kullanılması ile ötekileştirmek normal hale geliyor. Toplumun yarısı kadındır. Siz kadını duvarlara hapis ederseniz, dar çerçevelilerin bilinçaltlarına hüküm giydirmiş olmuyor musunuz? “Kadının dayak yemesi, kadının eşi tarafından aldatılması, bana göre boşanma sebebi değildir” diyen bir aile danışmanımız olduğu sürece siz kafa yormayın, kadına yapılan sert tutumlar devamlılık arz edecektir.

Amerikalı turist kadın Sarai’ye tecavüz etmeye kalkıp direnince de başına taşla vurarak öldürerek denize atılmasına yapılan açıklama şu oldu; “Tek başına ne geziyordu? Kadın dediğin tek başına sokağa çıkamaz…” Türkiye de ki algı da bu değil midir? Kadın hiçbir şeydir. Kadın evde oturup çocuğa bakmalı, kadın evi temizlemeli, kadın konuşmamalı, kadın susmalı, susmuyorsa susturulmalı…  Henüz tecavüz gerçekleşmediği için “yarım kaldı” indirimi alan var bu memlekette. Tecavüz sahnesini kameraya alan sapık “eski sevgilisiymiş” indirimi alan var bu ülkede. Tecavüz edip hamile bırakan, sonra da “Zaten bakire değildi” indirimi alan varsa hukuka daha ne kadar güvenilebilirdi ki?

Evet, belli başlı çabalar mevcuttur. Örneğin kadına şiddet kampanyaları düzenlenmektedir. Kamu tarafından olsun, sivil toplum kuruluşları tarafından olsun ses getirilmeye, dur denilmeye çalışılıyor. Ama mantıkları çok yanlış. Dövülmüş, ağzı burnu dağıtılmış kadın fotoğrafları ile bir yere varılmaz. Toplumun ilgisini böyle bu alana yoğunlaştıramazsınız. Daha çok algıyı değiştirip “A bak o kadın, böyle seni de böyle yaparım” denmesine olanak sağlarsınız, aklında yoksa bile var edersiniz. Ben bir de şunu söylemek istiyorum. Haber kanalları evet sorunu manşetlere yansıtmaktalar. Ama ne kadar ve ne derece yansıtıyorlar? Yansıtma biçimleri nasıl? Söylem ve analizleri çok yanlış. Söylemler üzerinden ajitasyon yapılmaktadır. Kadına yardıma muhtaç korunması gereken bir çiçekmiş gibi manşet yaparsan zaten algıyı sürekli hale getirmiş olursun.

 Kadın olarak yaşamak gerçekten çok zor. Kalabalık içinde yalnız kalan çocuklara ne demeli? Semanur Durmaz. 13 yaşında ve kendini evlerinin tavanına asmış.  Münevver Karabulut’u, Özgecan’ı unuttum mu sandınız? Hayır. 17 yaşında ki lise öğrencisi Münevver’in çöp konteynırında parçaları bulundu. Ve o katil 24 sene hapis cezasına çarptırıldı. Bu mudur onun cezası? Özgecan Aslan. 20 yaşındaydı. Feci bir şekilde otobüste katledildi. Önce tecavüz edildi, ardından yakılarak öldürüldü. Bunlar aramızda. Birçokları aramızda dolaşıyor. Bakmayın, görün. Sahte kalabalık oluşturmayın.

Bizim sorunumuz aslında ne siyasidir ne de hukukidir. Bizim sorunumuz, daha derinlerdedir. Toplumun yapısındadır, ailededir, eğitimdedir. Algı yönetimini yapan medyadadır.  Ağrı’da 16 yaşında evlendirilen kız çocuğunun tuvalette eli kolu bağlı bir şekilde bulunması, Adana’da imam nikahıyla evlendirilen 16 yaşındaki kız çocuğunun trenin önüne atlayarak canına kıyması. Samsun’da otobüste çarptı diye hastaneye getirilen 16 yaşındaki kızın imam nikahlı eşi tarafından önce dövülüp sonra motosikletle üzerinden geçtiğinin ortaya çıkması. Ordu’da 13 yaşında başlık parası ile evlendirilen, 16 yaşında çocuk anne olan kızın imam nikahlı eşi tarafından terk edilmesi.  16 yaşında evlendirilmiş, çocuğunun eli yanmış ve ne yapacağını bilmiyor. Çocuğuyla birlikte ağlıyor. Orada anne ağlamıyor. İki çocuk ağlıyor. Onlar ağladı. Biz ağladık. Onlar kaderine, biz utancımıza. Türkiye’de yapılan her üç evlilikten biri çocuk gelin… Sorun nerededir? Sorun ailededir. Sert cezai yaptırımlar uygulanmalı. Hem kamu çalışanlarına hem aileye ki caydırıcı olsun.

Medya dolayısı ile her şey yozlaştırılıyor işte. Sen filmlerde sürekli tecavüz sahnelerini koyarsan, nasıl tıklanma rekoru kırılmasın, nasıl sapkınlaşmasın toplum? Medya, toplum yapısı, hukuk bu kadar önemli işte. Bu üç alanda önemli, köklü değişimler olursa zaten değişim ve dönüşüm kendiliğinden olacaktır. Sorunu manşetlere yansıt ama söylem tarzı üzerinden kadına muhtaçmış izlenimi yaratma. Tüm açıklığı ile her şeyi medyaya yazma, söyleme. Söyleme ki öldürmeden önce cezai yaptırımına bakıp sonra kadını öldürmesin. Hukuk, adalet önemlidir ama bunlar adalet sarayında kalmalıdır. Bazı şeyler gizil kalmalıdır. Önce aile de değişimi sağla ki tüm yapılar değişsin, dönüşsün. Ağır cezai yaptırımlar uygulansın. Herkes adaletin pençesinden kurutulamasın.

Hiçbir şey, umutsuz ve çözümsüz değildir. Değişim aylar hatta yıllar alabilir ama olur. Kadın önemlidir. Kadın önemdir.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Yerli karpuzda büyük verim
Yerli karpuzda büyük verim