Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
Bosna’dan Mektup…
Sadırdan Satıra / Dr. Mehmet MALKOÇ

Bosna’dan Mektup…

Bu içerik 613 kez okundu.
Advert

Bosna’da Sırplar bize Müslüman değil, Türk diyorlardı. Türk demek Müslüman demekti… Sırpların gözünde 1389 Kosova Savaşı’nda burayı fetheden Türkler bizdik yani Boşnaklar. Türk hâkimiyetinin bittiği 1908’den sonra biz Boşnaklar çok büyük sıkıntılar yaşadık. Bizce en hazin dönem 1992-1995 arasıydı. Hele insan onurunun ve vicdanın yok olduğu, Temmuz 1995…

Sırplar Yugoslavya’nın parçalanmasıyla bizi yok sayarak bir devlet kurmak istediler ve yaşadığımız şehirleri işgal etmeye başladılar. Birleşmiş Milletler ve Avrupa’yı savundukları insani değerlere sahip çıkmaya çağırdık. Yardım etmek yerine silah satışına ambargo koydular. Bu ne demekti? Bütün Sırplar silahlıydı ama bize silah satışı yasaklanmıştı.

Avrupa’nın ortasında bir halk, katillerin önüne elleri bağlı terk edildi. Kendi silahlarımızı üretmeye uğraştık. Şofbenden bombalar, soba borularından roketatarlar… Dört tarafı dağlarla çevrili bir şehir ve her taraftan ateş edildiğini düşünün. Hareket eden her şeyi vurma emri veren bir zihniyet… Şehirde gıda, su, elektrik ve gaz bitti. Çoğu çocuk, bebek ve yaşlı açlıktan öldü. BM’nin dağıttığı konserveleri köpekler bile yemiyordu.

BM, savaş esnasında Srebrenitsa’yı Güvenli Bölge ilan etti. Yani silahsız bölge demektir. Boşnaklar, NATO ve BM’nin koruması altına girdiklerini düşünerek silahlarını teslim ettiler. Fakat 1995 Temmuz’unda Sırplar, Srebrenitsa’yı kuşatarak şehre ölüm yağdırınca binlerce Boşnak, canını kurtarmak için Potocari’deki BM kampına sığındı.

Sırplar kampa sığınanların kendilerine teslim edilmesini istediler. Şimdi gözlerinizi kapatın ve erkek, kadın, çocuk, yaşlı yirmi bin kişinin aynı anda “Bizi teslim etmeyin, öldürecekler.” diye yalvardığını düşünün. Nasıl hüzünlü bir ses, değil mi? Güvenli Bölge’yi korumak için bir tek adım bile atmayanlar, yirmi bin masum sivili o gün Sırplara teslim ettiler.

Bize yapılan her şeyi affedebiliriz ama kadınlarımıza ve çocuklarımıza yapılanları asla affetmeyeceğiz. Dokuz yaşında henüz ergenliğe girmemiş bir erkek çocuğun düşünün. Yanında annesi, Sırp askerler çocuğun kafasına silah dayıyorlar ve ondan çırılçıplak soydukları kadına yani annesine tecavüz etmesini istiyorlar. Askerlerin istediğini yapmayınca kafasına yediği tek kurşunla ölüyor. Bu sırada Hollandalı Barış Gücü askerleri kulaklarına takılı kulaklıkla müzik dinliyorlar.

Bir kadın, kucağında beş yaşında kız çocuğu halde tecavüz ediliyor. Bir bebek, binlerce mazlum insan gibi ağlıyor. Sesi, askerleri rahatsız etmiş. Annesine “Kes şunun sesini!” diye bağırıyorlar. Kadın bebeği susturamayınca elindeki çakıyla bebeğin dilini kesip yere atıyor. Bu sırada BM komutanı, Sırp askerlerinin komutanı Mladiç’le aynı masada bira içiyor.

Üç günde sekiz bin vatandaşımızı katlettiler ve toplu mezarlara gömdüler. Binlerce kadınımıza tecavüz ettiler. Binlerce çocuğumuzu yetim bıraktılar. Henüz bulamadığımız kaç kardeşimiz daha var, bilmiyoruz. Önce, hepsini sıraya dizip tek tek öldürmeye başlamışlar. Biraz zaman geçince işin çok uzun süreceğini anlıyorlar. Bu kez yirmili, otuzlu, kırklı gruplar hâlinde daha büyük çukurlar kazdırıyorlar. Vatandaşlarımızı bu kuyuların içine atıp üstlerine kurşun yağdırıyorlar. Sonra da çok fazla mermi harcandığını anlıyor ve çukurlara doldurulan kardeşlerimize bomba atıp onları paramparça ediyorlar. Onların mezarını biz bulmadık. Mavi Kelebekler buldu. Sadece toplu mezarların olduğu yerde biten bir çeşit bitkiyle beslendikleri için bazı bölgelere kümelendiklerini anladık. Nerede mavi kelebek gördüysek orayı kazdık. Binlerce şehidimizi çıkarıp şehitliğe defnettik.

Biz “Bosna’da kendi devletimiz olsun, sadece bizim dinimiz olsun ve sadece bizim kimliğimiz olsun.” demedik, onlar dediler. İki yüz bin canımızı kaybettiğimizde, binlerce kadınımız karınlarında kocalarını öldüren askerlerin bebekleriyle terk edildiğinde, bebeklerimiz öldürülüp toprağa düştüğünde Avrupa’nın anlattığı şeylerin koca bir yalan olduğunu anladık. Amerikan başkanı, olanları dinledikten sonra bana: “Bosna bizim meselemiz olamaz, o, Avrupa’nın bir iç meselesi.” dedi. Onların demokrasi, hürriyet, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler, Srebrenitsa’da, toprağın altına gömüldü.

Biz, Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren nesiliz. Sen, direnişin değil, dirilişin nesli olacaksın. Korumak için değil, düzen kurmak için çalışacaksın. Sen varsan biz olacağız. Sen ayaktaysan biz yaşayacağız. Ama unutma! Sömürgeciler, seni tamamen Asya’ya sürmek için planlarını adım adım işletecekler. Seni yok etmek için durmadan çalışıyorlar. Sen Türk’sün. Bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin, olamazsın. Bugün de Kürt’ü senden, seni Kürt’ten ayırmak için çalışıyolar. Bizi, bize yapılanları, sorumluluğunu sakın unutma!

Yukarıdaki satırlar Merhum Bosna Cumhurbaşkanı Aliye İzzet Begoviç’in Türklere yazdığı mektuptan alıntıdır… Dünden bu güne toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, yıldönümünde bulunduğumuz Srebrenitsa’da ve 15 Temmuz’da verdiğimiz şehitlerimize Allah’tan mağfiret diliyoruz…  Allah, harici ve dahili PKK, DEAŞ, FETO ve benzeri zalim ve hain oluşumlara fırsat vermesin…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Abdurrahman Bicici     2018-07-14 SREBRENICA-1995 Unutmadık, unutmayacağız. Rabbim Bosna Hersek'li Müslüman kardeşlerimize ve bütün müslümanlara bir daha böyle acılar göstermesin. Birkac cocuk magarada mahsur kalmislar bunlari cikarmak icin nerdeyse butun dunya seferber oldu, sma bosnada binlerce inssn giz gore gore katledilirken kimsenin sesi cikmiyordu ne aci ddgilmi? Ellerinize saglik sayin hocam bu yaziyi okurken o gunku duygulari yasar gibiyim bazen once kendimi daha sonra tum Muslumanlari sirgular hale geliyorum.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Yerli karpuzda büyük verim
Yerli karpuzda büyük verim