Advert
Advert
Advert
Kuzey'li bir harita
KIRIK TEBEŞİR / Ömer AKŞAHAN

Kuzey'li bir harita

Bu içerik 440 kez okundu.
Advert

Bu yakınlarda bir çocuk tanıdım. Adı Kuzey. Henüz ilkokulda okuyor. Çok yakın arkadaşım Serpil Özben’in yeğeni. Biraz sohbetle yakınlaştıktan sonra Kuzey’in ilgi duyduğu alanla ilgili bir oyun sergileyeceğini söyledi. Biraz sonra elinde bir kağıda çizdiği kroki ile dükkan içinde oluşturduğu labirentte ilerlemesini istedi teyzesinden. Ben de onlarla dolaştım. Sonunda istediği noktaya ulaştık. Doğrusu yaptığı çalışmaya hayranlık duymamak elde değil. O yaşta böyle bir çocuk, dedesinden ne ister dersiniz? Yaz ayları Bozdağ’da yaşayan dedesine, “Dede bana Bozdağ haritası alsana!” der. İşi gücü harita olan bir çocuğun gelecekte yapacağı en iyi iş, bence harita mühendisliği olabilir.

Kuzey’i tanıdıktan sonra aklıma ilkokul yıllarım geldi birden. Dördüncü sınıf öğretmenim Nimet Tüzün ile beşinci sınıf öğretmenim Bilge Ozansoy, yaşantıma yön veren iki isimdir. O yıllarda en sevdiğim şey, harita çizmekti. Bu durum, zamanla gelişti ve karatahtaya tebeşirle Türkiye haritasını ezbere çizer oldum. Yine o yıllarda gelişen harita sevgim, hem dünyayı hem ülkemizi tanımama olanak sağladı. Daha da önemlisi, Türkiye sevdam büyüdü; çizdiğim haritalarda madenlerimiz, fabrikalarımız, göl ve ırmaklarımızla ne zengin bir ülke olduğumuzun farkına çok erken vardım. Yine unutamadığım şey, Kayseri Uçak Fabrikası’na ve diğer bazı fabrikalara -adlarını şimdi anımsamıyorum- yazı yazdık sınıf adına. Onlardan fabrikayı tanıtan doküman istedik. Her biri, bize istediklerimizden fazlasını gönderdi; büyük boy siyah beyaz fotoğraflar eşliğinde. Gelen tanıtım materyalini sınıf duvarımızda sergiledik. Yapılan işleri gördükçe ülkemizle gurur duyduk. Üretene saygı ve sevgiyi öğrendik.

Gün geldi, öğretmen okulunu bitirdiğimde yüksek okul sınavına girmek için bölüm tercihi yapacaktım. Aklımdan geçen iki bölümden biri Türkçe, diğeri sosyal bilgiler idi. Coğrafyaya olan aşırı ilgim yüzünden tereddütsüz sosyal bilgileri seçtim. İyi ki de seçmişim.

Coğrafya dersinin bana bir yararını da anlatayım yeri gelmişken. Öğretmen okulu bitirme sınavları, hem yazılı hem uygulamalıydı. Üç yetenek dersi, fizik-kimyadan da önemliydi doğrusu. Bunlardan müzik ve resim, sıkıntısız geçtiğim derslerdi. Ancak iş, beden eğitimine gelince sıkıntı arttı. 1000 metre, 100 metre, yüksek atlama, üç adım atlama, kasa minder hareketleri, baraj ve uygulamalıydı. Ne barajı aşabilmiş ne uygulamalı kasa minder hareketlerini yapabilmiştim. Pratik sınavda resmen döküldüm. Sıra geldi teorik bilgilere. Sınav komisyonunda beden eğitimi öğretmenimiz Noyan Bey’in yanı sıra coğrafya öğretmenimiz Hasan Gülmez vardı. Ömrü uzasın. Coğrafya sevgimi bilen hocam, beden eğitiminden kalmamı istemediğinden her gün yaptığım bir işin insan bedenine ne gibi faydaları olduğunu sorarak Noyan Bey’i yumuşattı. Bu soru sayesinde onluk not sisteminde beden eğitiminden beş alarak Haziran mezunu olabildim. Aynı sınavda çok yakın arkadaşım Remzi Tuncer, aynı hoşgörüyü komisyondan göremediği için salt beden eğitiminden Eylül sınavlarına girmek zorunda kalmıştı.

İlk ve ortaokul yıllarımızda en çok oynadığımız oyunsa haritada isim bulma oyunuydu. Yine o yıllarda dünyadaki ırmakları, gölleri, başkentleri, ülkemizin barajlarını ezbere bilirdim.

Mesleğimin son beş yılını Almanya’da öğretmenlik yaparken yakın ülkeleri gezme fırsatım oldu. Emekli olduktan sonra da şirket müfettişliği sayesinde ülkemi gezip dolaştım. Soranlara “Uygulamalı coğrafya yapıyorum” diyordum. Bu gezilerimle ilgili pek çok anıyı da biriktirdim. İkinci bir üniversite bitirmek isteseydim önce sosyoloji, ardından antropoloji okumak isterdim. Bu eksiğimi şimdilik kitaplarla gidermeye çalışıyorum. İnsanı dünü ve bugünüyle tanımak, en büyük hobim. Dünü bilmeyen bugünü tanıyamaz; yarını da kurgulayamaz. Siyaseti de doğru yorumlayamaz. Sözel kültür, insan belleğiyle çok yakından ilgili. Okudukça bellek de kendini yeniliyor.

Dünyada çöküş, M.Ö. 4000 yılında başladı. Yani insanoğlu, 6000 yıldır hem insanlarla savaşıyor hem yok olacağını bile bile doğayla. Oysa, "Aborijinler adeta saygı duyulması gereken zekâları varmış gibi kayalarla, nehirler ve bitkilerle konuşuyor." (*) Bizse en yakınımızdakilerle bile doğru dürüst konuşamıyoruz. Asıl sıkıntı galiba burada. Önyargı denen illetin ruhumuzu sarmaşık gibi sardığını kendimize bile itiraf edemez olduk. Gazetelerin üçüncü sayfalarına bakmaz oldum…

"6000 yıldır savaşan, kadınları baskı altında tutan, iktidar ve servet peşinde koşan insanlar olmalarını sağlayacak kadar ruhsal dünyalarını değiştiren ne oldu?" (**)

Bu çok önemli sorunun yanıtını verebildiğimiz gün, bu güzel ülkenin güzel insanları da savaşsız, barış içinde, hem kendini hem karşısındakileri yok etmemeyi öğrenecektir. Paylaşmanın verdiği mutlulukla evrendeki süresi bittiğinde huzurla gözlerini yumacaktır.

(*) ve (**) Steve Taylor (Çöküş)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Gelenek devam etti
Gelenek devam etti
İncirde ihracat sıkıntıya girdi
İncirde ihracat sıkıntıya girdi