Advert
Advert
Bezelye üreticisi umduğunu bulamadı
AYRINTI / Mehmet ŞAHAN

Bezelye üreticisi umduğunu bulamadı

Bu içerik 961 kez okundu.
Advert

Kaymakçı Mahallesi halkının geçim kaynaklarından biri bezelyedir. Bir umuttur bezelye Kaymakçılı için. Tarlaya bezelye değil de umut eker sanki. Yıllardır bu böyle süregelmiştir. O nedenle havzamızda bezelye adı, Kaymakçı ile anılmaktadır. Cinsi ne olursa olsun onun adı, pazarlarda Kaymakçı bezelyesidir. Etiketlerin üzerinde Kaymakçı bezelyesi yazar.

Her yıl Kasım ayı geldiğinde Kaymakçı’da tatlı bir bezelye ve bakla ekimi telaşı vardır. Tarlalar, ekime hazırlanır. Tohumlar satın alınır. Ekim başlar.

Nisan ayı hasat zamanı, emeğin karşılığını alma zamanıdır. Onca masraf, onca emek bu günler için yapılmıştır. Önce bakla sonra bezelye hasat edilecek, paraya çevrilecektir. Borç vardır ödenecek, ihtiyaç vardır alınacak. Kaymakçılı çiftçi, kış mevsimi boyunca bu günlerin hayaliyle yaşamıştır. Bakla ve bezelyeden gelecek olan paraları hesap ederek harcama alanlarını belirlemiştir. Sohbetler, bakla ve bezelye üzerine geçmiştir. “Senin baklan çok güzel, bezelyen o kadar değil”, “Tohumu kimden aldın?”, “Bezelyen otlanmış. Ot ilacı atmadın mı?”, “Bezelyeni kuşlar yemiş.” Bunlar ve bunlara benzeyen muhabbetler edilir.

Nisan ayının ikinci yarısındayız. Baklalar hasat edildi, bezelyeler hasat ediliyor. Bizim Hasan’a sordum:

-Hasan, memnun musun bu yıl bakla ve bezelye fiyatlarından?

-Hocam, hiç sorma. Yine umduğumuzu bulamadık. Bakla baştan iyiydi. Önce dört beş liradan sattım. Sonra fiyatlar düşüverdi elli kuruşa kadar. Elli kuruşla, bir lirayla ne olur hocam? Bezelye desen bakladan daha ucuz. Her yıl bezelye fiyatları, bakladan fazlayken ne oldu bilmiyorum, bu yıl tersi oldu. Bakla fiyatları, bezelyeye göre biraz daha iyi. Şimdi bezelye pazarından geliyorum. Yüz otuz kuruşa zor sattım bezelyemi. Bir lira teklif eden bile oldu. Yazıktır, günahtır. Bir lira onun masrafını karşılamaz. Ne olacak bu çiftçinin hali? Bize kim sahip çıkacak? Bir pazar var, resmiyetle bir alakası yok. Kim alıcı, kim satıcı belli değil. Gerçek alıcıyla karşılaşamıyoruz. Bir sürü çığırtkan dolmuş, fiyatlarla oynuyorlar. Saat başı fiyat değişir mi hocam? Öğlen getiriyorsun bir buçuk, bir saat sonra bir lira diyorlar. Akşama kalırsan seksen kuruş bile derler. Alıcılar ağzı birliyorlar, fiyatlarla oynuyorlar. Nedendir bilmem, mal para etmedi mi veresiye gidiyor, para ederse hep peşin. Veresiye veriyorsun, paranı almakta zorlanıyorsun, vermesen satamıyorsun. Ben bu işin sırrına varamadım hocam. On sene önce gündelik yedi liraydı, bezelye bir buçuk lira. Şimdi gündelik yetmiş lira, bezelye gene bir buçuk lira. Her şey on kat artmışken bezelye fiyatları yerinde sayıyor. Bu gidişle bezelye üretimi zora girer. Mazot beş lirayı geçmiş, benzin altı lira olmuş, bezelye yerinde sayıyor. Bezelye böyle de diğer ürünler farklı mı? Onların da bezelyeden farkı yok. Tarım öldü. Son yıllarda her şey çiftçinin aleyhine gelişiyor. Yatlara bir buçuk lira mazot verilirken çiftçiye neden verilmiyor? Başbakanımız söylemişti, “Mazotun yarısı sizden, yarısı bizden” diye. Ne zaman gerçekleşecek bu? Verilen sözler unutuldu mu yoksa? Nasıl çıksın çiftçi bu işin içinden? Bir işçi, günde yetmiş kilo bezelye toplar. Topladığı bezelyeden gelen para onun yevmiyesini ancak karşılar. Hani benim emeklerim, hani benim masraflarım? Külliyen zarar hocam. Ben nasıl memnun olayım?

-Alıcılar ağzı birliyor diyorsun da üreticiler neden ağızlarını birleyemiyorlar? Üretimden gelen güçlerini neden kullanmıyorlar? Hani sizin birliğiniz? Birlik olsa böyle mi olur?

-Hocam haklısın da biz üreticiler birlik olamıyoruz. Olsak bile devam ettiremiyoruz. O kültür bizde gelişmedi. Kurduğumuz birlikleri hemen dağıtıveriyorlar. Bir iki denedik olmadı. Bundan sonra da olacağı yok. Ya kaderimize razı olacağız ya da üretimden vazgeçeceğiz. Biz üretimi dört dörtlük yapıyoruz da pazarlamasını beceremiyoruz. Pazarlamasını bilmediğimiz için her zaman zarar ediyoruz. Bu yıl da bize hüsran düştü. Umudumuz gelecek bahara kaldı. Ben kendi başıma ne yapabilirim hocam?

İşte böyle sevgili okuyucularım. “Bir dokun, bin ah dinle” diye bir özdeyişimiz var. Çiftçinin hali bu. Çiftçinin sahibi yok. “Beter olsun” diyenler de çıkacaktır, biliyorum. Ama bu doğru değil. Çiftçimize sahip çıkmamız gerekiyor. Onlar üretmezlerse tamamen dışa bağımlı oluruz. Devletimiz de biz de her zaman üreticilerin yanında olmalıyız. Onlardan desteğimizi esirgememeliyiz.

Sevgi, saygı ve mutluluklar.   

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Katliamdan dakikalarla kurtulmuşlar
Katliamdan dakikalarla kurtulmuşlar
DP Genel Başkanı Uysal Ödemiş’i ziyaret etti
DP Genel Başkanı Uysal Ödemiş’i ziyaret etti