Reklamı Geç
Advert
Advert
Advert
Advert
Kuklacıyı kaybettim, onu arıyorum
Fildişi kuleden itiraflar/ Ebru SARI

Kuklacıyı kaybettim, onu arıyorum

Bu içerik 512 kez okundu.
Advert

Öncelikle merhabalar sevgili okuyucular. Bu haftaki yazım, geçen hafta yazmış olduğum “Hayatımdaki Kuklacı Kim?” başlıklı yazımın devamı niteliğinde ve iliklerimize kadar işlemiş olan yönetimin/yöneticinin yani kuklacının iktidarına bir eleştiri olacaktır.

Toplum dediğimiz yapı, tek tek bireylerden oluşmakla birlikte onların toplamından daha farklı/fazla bir duruma tekabül eder. Tek tek bireyler, toplumdan etkilenmekle birlikte bireyler de toplumu etkilemekte ve dönüştürmektedir. Nasıl ki insan, etkileşim ve iletişim varlığı ise toplum da öyledir. Burada öncelikli olan, toplum denilen sistemin dehlizlerinde kaybolmuş bireylere dikkat çekmektir.

Toplumu bir sahne olarak düşünecek olursak birileri tarafından belirli roller ve aidiyetler, sahnenin aktörlerine(bireylere) giydirilmiştir. Bazılarının rolleri ve aidiyetleri öne çıkarılmış olup bazıları ise geri plana atılarak sistemin koğuşlarında sessizleştirilmiş ve öne çıkan rol/aidiyetlere göre hareket etmeleri istenmiştir ve öyle de davranılmıştır. Yöneten(kuklacı) ve yönetilen (birey, kukla) olmak üzere ikili bir yapı oluşagelmiştir. Yöneten, iktidarını o kadar kurmuş ve meşrulaştırmış ki yönetenin yokluğunda yönetilenler, kendilerini boşlukta hissetmektedirler. Çünkü yönetilme arzusunu ve bilincini/bilinçsizliğini farklı yollardan bireye empoze etmişlerdir. Birileri tarafından kanalize edilmiş bireyler, artık yönetimin iktidarını kabul eder olup onun yokluğunda iktidarsızlığı/vasatlığı içselleştirerek travmasını ağır bir şekilde yaşamaktadır.

Herkesin, her bireyin bir yöneteni vardır. Artık yönetim, iliklerimize kadar işlemiştir. Kuklacının yokluğunda, hiçlik havuzunda yokluğu en derinden hisseder olmuşuz. Yönetim, tanım olarak evrensel olup tezahürü noktasında farklılaşır. Hayatımızın her noktasında yönetimin farklı biçim ve içerikleri ile karşılaşırız. İktidarını o kadar üzerimize giydirir ki yönetildiğimizin farkına bile varmayız. Yönetilmek, bizi rahatsız etmez, bilakis yönetilmeye alışmış sistemin edilgen nesneleri olmuşuz. Yönetim, beyinleri uyumuş biz vasatlıkları meydana getirmiştir. Farklılığı/yaratıcı düşünceyi sevmez yönetim, aynılıklar üzerinden algılarımızı yönetir ve bilinçaltımıza iktidarını meşru kılar, düşünmeden hareket yönetilenleri (kuklaları) oluşturagelir. Tüm hislerini ele geçirmiştir. Mutlulukta da mutsuzlukta da nasıl davranması gerektiğine yönetici karar verir, yönetilen de onu uygular. Kendisinin yokluğunda afyonunu arayan kullanıcı misali en tehlikeli etkileşim ve iletişimi sergileriz.

Kuklacıyı kaybettim onu arıyorum, yardım eder misiniz? Kuklacım olmazsa kendimi boşlukta hissediyorum. Karanlıkta kalıyorum, gözüne ışık tutulan tavşan misali afallıyorum. Gözüm görmez, kulağım duymaz oluyor. Tüm duyularım, işlevlerini yitiriyor. Lütfen yardım edin. Kuklacımı arıyorum, onu gördünüz  mü???

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Kaymakçı inciri dikkat çekiyor
Yerli karpuzda büyük verim
Yerli karpuzda büyük verim